GLUTATYON NEDİR?

 

Glutatyon Nedir?

Glutatyon vücuttaki en güçlü antioksidandır. Hücreler için kritik bir savunma mekanizmasıdır. Vücutta toksin temizliğinde, özellikle civayı yakalayıp uzaklaştırmada, hücreleri hasara, yaşlanmaya karşı korumada, mitokondriyal fonksiyon ve DNA tamirinde rol oynar. Glutatyon bazı organ hücrelerinde şaşırtıcı derecede yüksek seviyelerde bulunur. Beyin, kalp, karaciğer gibi hayati önem taşıyan hücrelerin tamiri için bu yüksek seviyeler önemlidir.

Glutatyon’un Faydaları 

• Bağışıklık fonksiyonunu destekler.
• Karaciğer hastalığında hücre hasarını azaltır.
• Akciğer hücrelerini enfeksiyon ve enflamasyon süreçlerinin neden olduğu hasardan korur.
• Kardiyovasküler hastalık riskini azaltır.
• Tip 2 diyabet ve insülin direncinin zararlı etkilerini azaltır.
• Parkinson hastalığında ilerlemeyi geciktirir.
• Otizm’de hücre hasarını azaltır.

Glutatyon Eksikliği İle İlişkili Hastalıklar

Hücre hasarı veya antioksidan yetersizliğinde oluşan glutatyon düzeyinin azalması aşağıdaki hastalıkların oluşumunda belirgin rol oynamaktadır.

• Nörodejeneratif bozukluklar (Alzheimer, Parkinson ve Huntington hastalıkları, amyotrofik lateral skleroz (ALS), Friedreich ataksisi)
• Akciğer hastalıkları (KOAH, astım ve akut solunum güçlüğü sendromu)
• Bağışıklık hastalıkları (HIV, otoimmün hastalık)
• Kardiyovasküler hastalıklar (yüksek tansiyon, kalp krizi, kolesterol oksidasyonu)
• Kronik yaşa bağlı hastalıklar (katarakt, maküler dejenerasyon (sarı nokta hastalığı), işitme bozukluğu ve glokom (göz tansiyonu))
• Karaciğer hastalığı
• Kistik fibrozis
• Yaşlanma sürecinin hızlanması

Glutatyon Eksikliğinin Nedenleri ve Tanısı

Hava kirliliği, çevresel toksik yük, hastalıklar, inflamasyon, yaşlanma ile birlikte hücreler hasar görür ve hücrenin glutatyon ihtiyacı artar. Aşırı kaygı, stres, depresyon, uyku düzensizlikleri gibi durumlarda da glutatyon üretimi azalmaktadır. Hücre sağlığı için öncelikle bu toksik yükün kişiye özel kaynağını ve derecesini tespit etmek ve uzaklaştırmak önemlidir. Daha sonra hücrelerin glutatyon ihtiyacını belirlemek gerekir.

Kanda redükte glutatyon (GSH) / okside glutatyon (GSSG) oranı ölçümü hücrenin savunma ve yenilenme kapasitesini, hücre sağlığını yansıtan çok iyi bir göstergedir.

GSH / GSSG Oranı Nedir?

Glutatyon hücrelerde redükte (indirgenmiş) ve okside glutatyon olarak 2 formda bulunur.

Redükte glutatyon (GSH); antioksidan özelliği olan formdur. Vücutta sağlıklı hücrelere zarar veren serbest radikalleri toplar ve yok ettikten sonra okside forma dönüşür. Seviyesi düşer, fonksiyonunu yitirir.

Okside glutatyon (GSSG); glutatyonun antioksidan özelliğini yitirmiş formudur. Okside glutatyon kendini yenileyerek tekrar redükte forma dönüşebilir.

Redoks döngüsü dediğimiz bu döngünün ölçümü yani GSH/GSSG oranı ölçümü hücrenin savunma ve yenilenme kapasitesini yansıtan çok iyi bir göstergedir. GSH/GSSG oranı ölçümü ile hücrenin glutatyon ihtiyacı belirlenebilir ve gerekirse takviye edilerek düzenlenebilir.

 

Glutatyon İçeren Besinler ve Destekler

Glutatyon besinlerle dışarıdan alınan bazı protein yapılarından (sistein, glisin ve glutamik asit) sentezlenir ve hücrenin enerji üretim merkezi mitokondriye geçerek, buradaki yapıları korur, tamir eder.

Özellikle soğan, sarımsak, brokoli, karnabahar, lahanagiller gibi sistein içeren besinler glutatyon yapımında kritik rol oynar. Badem ve peynir altı suyunun da glutatyon yapımını uyardığı gösterilmiştir.

Glutatyon düzeyini arttırmak için çok farklı takviye seçenekleri vardır. Burada önemli nokta, kişinin ihtiyacı doğrultusunda uygun takviye formunun seçimi ve kullanılması gereken sürenin belirlenmesidir. Kan testleri ile GSH/GSSG ölçümü yapılması ve konunun uzmanı bir hekimden destek alınması önemlidir.

Glutatyon destek tedavisinden sonra hücrelerin bu desteklerden ne kadar yararlandığı (biyoyararlanım), bu tedavinin o kişide işe yarayıp yaramadığı GSH/GSSG oranındaki iyileşme ile kontrol edilmelidir.

 

HORMON METABOLİZMA PANELİ

 

Hormonal denge sağlıklı yaşamın anahtarıdır. Hormon Metabolizma Paneli: Östrojen, Progesteron, Testosteron, DHEA, Kortizon, Aldosteron, Melatonin gibi her biri farklı özelliklere sahip hormonları ve onların metabolizma ürünlerini inceleyen bir test grubudur.

Hormonlar görevlerini tamamladıktan sonra karaciğere giderek vücuttan uzaklaştırılma sürecine girerler. Bu aşamada bazı sorunlar çıkabilir. Hormon metabolizma ürünleri ve oluşan toksik maddeler vücutta birikebilir. Sonuç olarak bazı yakınmalar ve hastalık tabloları ortaya çıkabilir.

Hormon Metabolizma Paneli test sonuçları, vücudumuzdaki hormonların işlevlerini tamamladıktan sonra vücuttan gerektiği şekilde atılıp atılmadığını göstermektedir. “Sağlıklı Yaşam” olgusunun yerini bulması için önemli bir göstergedir.

 

Hormonlar olması gerektiği şekilde metabolize edilemediği zaman kişinin çeşitli hastalık riskleriyle karşı karşıya kalmasına neden olabileceği gibi karsinojen (kanser yapıcı etken) nitelik de kazanabilirler.

 

VÜCUDUMUZDA HORMON METABOLİZMASI

Hormonların metabolize olmaları ve vücuttan atılma yolları bazı durumlarda değişebilir. Örneğin vücudumuz stresle başa çıkmak için fazla kortizol salgılayabilir ve sonuç olarak cinsiyet hormonlarının üretimi azalabilir.

Hormonlar doğru yolla yıkılmaz ve vücuttan atılamazsa zararlı ürünler oluşturur. Çeşitli nedenler hormonların yıkımı ve vücuttan uzaklaştırılmasını etkileyebilir. Katı yağ içeren gıdaların aşırı tüketimi, vitamin eksikliği, dengesiz beslenme, metal maruziyeti ve genetik bozukluklar bu nedenlerden en önemlileridir.

Hormon metabolizma ürününün toksik nitelikte olup olmadığı, vücutta birikip birikmediği, etki düzeyi, neden artıp neden azaldığı, Hormon Metabolizma Paneli test sonuçları ile anlaşılmaktadır.

HORMON METABOLİZMA PANELİNİN ÖNEMİ

Hormonların kan seviyelerinin yanı sıra metabolizma ürün düzeylerinin ölçülmesi, kişinin risklerini daha kapsamlı biçimde belirlemek açısından çok önemlidir.

Hormon Metabolizma Testleri, günün belirli saatlerinde toplanan dört farklı idrar örneğinde çalışılmaktadır. Bu örneklerde hormonlar ile birlikte kanda saptanması mümkün olmayan, idrarla atılan, çok düşük düzeylerdeki hormon metabolizma ürünleri de analiz edilmektedir.

Test sonuçları vücudumuzun strese karşı verdiği kortizol hormonu yanıtını da göstermektedir.

Hormonların yanı sıra Bisfenol A (BPA) düzeyleri de analiz edilmektedir. BPA, yiyecek ve içeceklerin ambalajlarında bulunan kimyasal bir bileşiktir. Gıda ve içecekler yoluyla vücuda giren BPA’nın hormonların fonksiyonuna, salgılanmasına, taşınmasına, zararlı etkileri olduğu kanıtlanmıştır.

 

HORMON METABOLİZMA PANELİ;

Ailede meme ya da prostat kanseri gibi hormona bağlı kanser öyküsü varsa,

Kilo alımı, uykusuzluk varsa,

İnsülin direnci, bel çevresi kalınlaşması, aşırı tatlı veya tuzlu yeme isteği varsa,

Kemik ve kas ağrıları varsa,

Depresyon varsa,

Aşırı saç dökülmesi, aşırı kıllanma, akne varsa,

Adet düzensizlikleri olduğunda,

Gece terlemeleri, sıcak basmaları varsa,

Menopoz belirtileri varsa ve hormon tedavisine başlanacaksa, akla gelmelidir.

GIDA İNTOLERANSI PANELLERİ

02

Gıda İntoleransı Panelleri

Gıda İntoleransı 216

Etler: Sığır eti, Tavuk eti, Kuzu eti, Domuz eti, Hindi eti, Ördek eti, At eti, Beç tavuğu eti, Bıldırcın eti, Deve kuşu eti, Karaca eti, Kaz eti, Keçi eti, Tavşan eti,

Balıklar, Deniz Ürünleri: Somon balığı, Ton balığı, Midye, İri karides, Hamsi, Kılıç balığı, Alabalık, Dil balığı, Morina balığı, Kerevit, Ahtapot, Çipura, Havyar, Istakoz, İstiridye, Kalamar, Kalkan balığı, Levrek, Mezgit, Okyanus levreği, Ringa balığı, Sardalya, Sazan, Turna balığı, Uskumru, Yengeç, Yılan balığı,

Meyveler: Elma, Kayısı, Muz, Kiraz, Üzüm (beyaz / mavi), Kivi, Limon, Nektarin, Portakal, Ananas, Çilek, Karpuz, Armut, Erik, Geyfurt, Şeftali, Hurma, Ahududu, Avakado, Bektaşi üzümü, Böğürtlen, Frenk üzümü, Frenk üzümü siyah, İncir, Kantalup Kavunu, Kavun, Kırmızı yaban mersini, Liçi (Çin meyvesi), Mango, Nar, Papaya, Tatlı Kestane, Yaban mersini,

Sebzeler: Patlıcan, Pancar, Dolmalık biber, Brokoli, Havuç, Kereviz, Acı kırmızı biber (çili), Salatalık, Yeşil salata, Kuzu marulu, Yaban turpu, Pırasa, Soğan, Patates, Kırmızı lahana, Domates, Şalgam, Kabak, Enginar, Kuşkonmaz, Ispanak, Yeşil fasülye, Bezelye, Soya fasülyesi, Zeytin, Acı Kırmızı Biber, Arpacık Soğanı, Bahçe Nanesi, Bakla, Brüksel lahanası, Çin lahanası, Dereoto, Frenk soğanı, Göbek salata, Hindiba, Kapari, Karalahana, Karnabahar, Kıvırcık lahana, Maş fasulyesi, Meksika fasülyesi, Misket limonu, Pazı, Roka, Su kabağı, Sultani bezelye, Tatlı patates, Turp, Yer elması, Yeşil lahana, Asma yaprağı,

Tahıllar: Arpa unu, Gluten, Yulaf unu, Çavdar unu, Kılçıksız buğday, Buğday unu, Kara buğday unu, Keten tohumu, Mısır, Darı, Pirinç, Mercimek, Kuru fasülye, Nohut,

Yumurta ve Süt Ürünleri: Yumurta sarısı (tavuk), Yumurta akı (tavuk), İnek sütü, Keçi sütü, Koyun sütü, Keçi peyniri, Koyun peyniri, Yoğurt, Camambert peyniri, Çökelek, Emmental peyniri, İşlenmiş peynir, Kefir, Lor peyniri, Mozzarella peyniri, Tereyağı,

Otlar / Baharatlar: Fesleğen, Karabiber (siyah / beyaz), Tarçın, Hardal tohumu, Küçük Hindistan cevizi, Kekik, Maydanoz, İngiliz nanesi, Haşhaş tohumu, Biberiye, Dağ kekiği, Vanilya, Defne yaprağı, Kabartma tozu, Kanola, Karanfil, Kazein, Keçiboynuzu, Kimyon, Kişniş otu, Köri, Mercanköşk, Meyan kökü, Rezene, Safran, Sarı papatya, Şerbetçi otu, Tarhun, Zencefil, Bambu filizleri,

Kuruyemiş: Badem, Kaju fıstığı, Kakao çekirdeği, Fındık, Yer fıstığı, Antep fıstığı, Susam, Ayçekirdeği, Ceviz, Hindistan cevizi, Brezilya fındığı, Çam fıstığı, Kola cevizi, Kuru üzüm, Kuşburnu, Macadamia fındığı,

Diğer Etkenler: Mantar karışımı 1, Mantar karışımı 2, Bira Mayası, Hamur mayası, Bal, Kahve, Siyah çay, Ada çayı, Aloe Vera, Anason, Aspir yağı, Yeşil çay, Siyah çay, Agar agar, Beta-Laktoglobulin,

 

Gıda İntoleransı Analizi 108 Alerjen

Etler: Sığır eti, Tavuk eti, Kuzu eti, Domuz eti, Hindi eti,

Balıklar, Deniz Ürünleri: Somon balığı, Ton balığı, Midye, İri karides, Hamsi, Kılıç balığı, Alabalık, Dil balığı, Morina balığı, Kerevit,

Meyveler: Elma, Kayısı, Muz, Kiraz, Üzüm (beyaz / mavi), Kivi, Limon, Nektarin, Portakal, Ananas, Çilek, Karpuz, Armut, Erik, Geyfurt, Şeftali, Hurma,

Sebzeler: Patlıcan, Pancar, Dolmalık biber, Brokoli, Havuç, Kereviz, Acı kırmızı biber (çili), Salatalık, Yeşil salata, Kuzu marulu, Yaban turpu, Pırasa, Soğan, Patates, Kırmızı lahana, Domates, Şalgam, Kabak, Enginar, Kuşkonmaz, Ispanak, Yeşil fasülye, Bezelye, Soya fasülyesi, Zeytin, Sarımsak,

Tahıllar: Arpa unu, Yulaf unu, Çavdar unu, Kılçıksız buğday, Buğday unu, Kara buğday unu, Keten tohumu, Mısır, Darı, Pirinç, Mercimek, Kuru fasülye,

Yumurta ve Süt Ürünleri: Yumurta sarısı (tavuk), Yumurta akı (tavuk), İnek sütü, Keçi sütü, Koyun sütü, Keçi peyniri, Koyun peyniri, Yoğurt,

Otlar / Baharatlar: Fesleğen, Karabiber (siyah / beyaz), Tarçın, Hardal tohumu, Küçük Hindistan cevizi, Kekik, Maydanoz, İngiliz nanesi, Haşhaş tohumu, Biberiye, Dağ kekiği, Vanilya,

Kuruyemiş: Badem, Kaju fıstığı, Kakao çekirdeği, Fındık, Yer fıstığı, Antep fıstığı, Susam, Ayçekirdeği, Ceviz, Hindistan cevizi,

Diğer Yiyecekler: Mantar karışımı 1, Mantar karışımı 2, Bira Mayası, Hamur mayası, Bal, Kahve, Siyah çay,

İDRAR YOLU (ÜRİNER SİSTEM) ENFEKSİYONLARI

İdrar yolu enfeksiyonu başladığında idrar kültürü-antibiyogram yapılarak uygun ve doğru antibiyotik kullanılmalıdır. Rastgele alınan ilaçlar
enfeksiyonun kronikleşmesine, vücuttan atılmamasına, yaşam boyu kişiyi rahatsız etmesine neden olur.

İDRAR YOLU ENFEKSİYONU NEDİR?

Böbrekler ile oluşan idrarın vücut dışına atılımını sağlayan sistem kısaca üriner sistem olarak adlandırılır. Üriner sistem böbrekler, üreterler (idrar borusu), mesane (idrar kesesi) ve üretradan (idrar yolu) oluşur.

İdrar yolu enfeksiyonu dışkı bakterilerinin idrar yoluna karışması ve yukarı üriner sisteme ilerleyip burada çoğalmaları sonucu meydana gelebilir. Normal idrar içinde bakteri, mantar, virüs bulunmaz. İdrar steril (mikropsuz) dir.

İDRAR YOLU ENFEKSİYONLARINDA RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?

İdrar yolu enfeksiyonlarına kadınlarda erkeklere göre 25 kat fazla rastlanır. Bunun en önemli nedeni kadınlarda idrar yolunun erkeklerinkine göre çok daha kısa olmasıdır. Tuvalet sonrası temizliğin arkadan öne doğru yapılması da anüs çevresindeki mikroorganizmaların vajinaya taşınmasına neden olabilir.

Cinsel ilişki esnasında meydana gelen küçük travmalar, doğum kontrolünde kullanılan bazı bariyer yöntemler, gebelik esnasında ve menopozda meydana gelen hormonal değişimler, şeker hastalığı, böbrek taşı, normal doğum, cerrahi girişimler, idrarın böbreğe
geri kaçması, doğuştan işlevsel veya yapısal bozukluklar, kabızlık ve sünnetsiz olma enfeksiyona zemin hazırlayan sebepler olabilir.

Özellikle gebelikte tedavi edilmeyen idrar yolu enfeksiyonları erken doğuma yol açabilir. Bu nedenle kontrollerde gebenin herhangi bir yakınması olmasa dahi idrar analizi yapılmalıdır.

Çocuklarda ilk beş yıl içinde böbrekte enfeksiyon olması kalıcı ve ilerleyen zedelenmelere neden olabilir. Bu nedenle erkek çocuklar ilk, kız çocuklar ikinci kez idrar yolu enfeksiyonu olduğunda idrar yollarında anomali araştırması yapılmalıdır.

İDRAR YOLU ENFEKSİYONU BELİRTİLERİ NELERDİR?

Sistitin (mesane enfeksiyonu) klasik belirtileri; idrar yaparken ağrı ve yanma, sık idrara çıkma, idrara sıkışma hissi ve pelvik (alt karın) bölgesinde meydana gelen ağrıdan oluşur.

Üst idrar yolu enfeksiyonlarında bu belirtilere ek olarak ateş, titreme, bulantı, kusma, halsizlik görülebilir.

LABORATUVAR TANISI

Tam İdrar Tahlili; en sık kullanılan testtir ve hızlı sonuç verir.

İdrar Kültürü; sık tekrarlayan ve 24-48 saatte iyileşme sağlanamayan enfeksiyonlarda, enfeksiyona neden olan bakteri türünün ve bu bakteriye karşı etkili olan antibiyotiğin tespit edilmesi için kullanılır.

 

 

İdrar yolu enfeksiyonunun tanısında tekrarlayıcı ve komplike sistit düşünülmüyorsa hastanın hikayesi, genel muayene, tam idrar tahlili ve/veya idrar kültürü yeterlidir. Bu sayede gereksiz ve etkisiz antibiyotik kullanımının önüne geçilir. Komplike
enfeksiyonlarda radyolojik tetkikler ve kan testlerinin yapılması gerekebilir.

İDRAR KÜLTÜRÜ İÇİN İDRAR ÖRNEĞI VERİRKEN DİKKAT EDİLMESI GEREKENLER

  • İdrar yapılan bölge sabunlu su ile önden arkaya doğru yıkanmalı, durulanmalı ve ilk gelen idrar atıldıktan sonra bir miktar idrar kaba alınmalıdır. Buna orta akım idrar örneği denir.
  • Bir önceki idrarın yapılmasından en az 3-4 saat sonra idrar örneği verilmesi önemlidir.
  • İdrar konsantrasyonunun değişimine sebep olmamak için fazla su içilmeden idrar verilmesi gerekir.
  • Bekleyen idrarın içinde bakteriler üremeye devam edeceğinden idrarın vakit kaybedilmeden laboratuvara verilmesi veya ulaştırılması önemlidir.

İDRAR YOLU ENFEKSİYONLARINI ÖNLEMEK İÇİN YAŞAM TARZINDA YAPILABİLECEK DEĞİŞİKLİKLER

  • Bol miktarda su ve sıvı almak
  • Daha sık idrar yapmak, idrar tutmamak
  • Kadınlarda genital bölgenin, özellikle cinsel ilişkiden önce ve sonra yıkanması ve cinsel ilişki sonrası idrar yapılması
  • Güvenli cinsel ilişki (cinsel ilişki sırasında prezervatif kullanmak)
  • Kadınların tuvalet temizliğini önden arkaya doğru yapması
  • Deodorant içeren hijyen ürünlerinin kullanılmaması
  • Genital bölgenin nemli kalmamasına özen gösterilmesi, pamuklu iç çamaşırı kullanılması
  • Düzenli doktor kontrolleri
  • Tedavide amaç; enfeksiyonu uzaklaştırmak, anatomik ve işlevsel bozuklukları belirleyip düzeltmek, tekraları önlemek ve böbreklerin işlevlerini korumaktır. Verilen tedavinin önerilen sürede uygulanması tekrarlayan enfeksiyonları ve direnç gelişimini önlemede çok
    önemlidir.

 

COVID-19 YENİ VARYANTI B.1.1.529 (OMİKRON) HAKKINDA MERAK EDİLENLER

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) Virüs Evrimi Teknik Danışma Grubu, Güney Afrika’nın 24 Kasım’da bildirdiği yeni varyantı (21K/B.1.1.529), 26 Kasım’da yaptığı toplantıyla kaygı verici varyant (VOC) olarak sınıflandırmış ve “omikron” olarak adlandırmıştır. Ülkede günlük vaka sayısı son üç hafta içinde %1 civarından %30’a ani bir yükseliş göstermiştir.

Omikron varyantı 28 Kasım itibariyle dört kıtada saptanmış durumdadır. Afrika kıtası dışındakiler, Güney Afrika seyahatinden dönenler ya da onların temaslılarıdır.

B1.1.529 (OMİKRON) VARYANT ÖZELLİKLERİ

Varyantın diğer varyantlara kıyasla 32’si S proteininde olmak üzere yaklaşık 50 civarında aminoasit değişimi taşıdığı saptanmıştır. Bu aminoasit değişikliklerinin bazıları, daha önce yapılan klinik ve deneysel çalışmalarda virüsün bağışıklık sisteminden kaçma yeteneğinin gelişmesi, çoğalma kapasitesinin artması ve daha hızlı bulaşması ile ilişkili bulunmuştur. Ön kanıtlar, diğer endişe verici varyantlara kıyasla bu varyantla enfeksiyon tekrarı riskinin arttığını göstermektedir. Bu mutasyonların COVID-19 hastalığının tanısı, tedavisi ve mevcut aşıların etkinliği üzerine olan etkilerini araştırmaya yönelik çalışmalar sürdürülmektedir.

KORUNMA YÖNTEMLERİ

Bilinen korunma yöntemleri hala geçerliliğini korumaktadır. Salgının kontrol altında tutulmasında, gerekli önlemlerin zamanında alınmasının kritik önem taşıdığı açıkça görülmüştür. Varyantın ne boyutta bir tehdit potansiyeli olduğuna dair daha sağlıklı bilgi ve veriler kısa süre içerisinde elde edilecektir. Ortak kanı, mevcut asılar ya da geçirilmiş enfeksiyonların sağladığı bağışıklığın en azından ağır hastalık
ve ölüme karşı koruyuculuklarını sürdürecekleri yönündedir.

Virüs henüz kuluçka dönemindeyken ya da belirtileri hafif seyreden bir kişinin de bulaştırıcı olabileceği unutulmamalıdır. Şüphe duyulduğunda yapılacak hassas PCR Testi ile saptanacak pozitif vakaların izolasyonu,
bulaştırma riskini azaltarak salgının kontrol altına alınmasına katkı sağlamaktadır.

TANI TESTLERİ

Mevcut SARS-CoV-2 PCR Testleri bu varyantı saptayabilmektedir.

Laboratuvarımızda kullandığımız SARS-CoV-2 PCR kiti, COVID-19’dan şüphelenilen veya belirti (semptom) göstermeyen kişilerin taranmasında FDA’dan onay alan tek yöntemdir.

Influenza & SARS-CoV-2, Antijen (Combo) ve Solunum Yolu Enfeksiyonları Moleküler Paneli (19 virüs, 3 bakterinin PCR ile analizi); mevsimsel enfeksiyonlarla sıkça karşılaştığımız kış aylarında tek seferde ayırıcı tanı sağlamaktadır.

 

GRİP MİYİM YOKSA COVID-19 MU OLDUM, NASIL ANLARIM?

 

COVID-19, birçok farklı belirtisi olan karmaşık bir hastalıktır.

Çoğumuz COVID-19’un klasik belirtilerinin farkında olsak da artık hastalığın 20’den fazla belirtisi olduğunu biliyoruz.

Son 18 ayda, virüsün değişimi ve daha fazla insanın aşılanması ile birlikte hastalık belirtilerinin şekli de değişti.

COVID-19 belirtilerinin çoğu, özellikle çift doz aşılanmış kişiler için artık normal bir soğuk algınlığı ile aynı oluyor.
Bu yüzden ayırıcı tanı zorlaşıyor. Hastalığı hafif ya da hiç belirti göstermeden atlatan kişiler bulaştırıcı olabiliyor.

Bu vakaları saptamak, COVID-19 pandemi mücadelesinde kilit noktadır.

GRİP BELİRTİLERİ

• Ateş veya titreme
• Öksürük
• Boğaz ağrısı
• Burun akıntısı ve tıkalı burun
• Kas veya vücut ağrıları
• Bas ağrısı
• Yorgunluk
• Kusma ve ishal (çocuklarda daha yaygın)

COVID-19 BELİRTİLERİ

• Ateş veya titreme
• Öksürük
• Nefes darlığı
• Tükenmişlik
• Kas veya vücut ağrıları
• Bas ağrısı
• Tat veya koku kaybı
• Boğaz ağrısı
• Burun akıntısı veya tıkalı burun
• Mide bulantısı ya da kusma
• İshal

 

NE ZAMAN COVID-19 TESTİ YAPTIRMALIYIM?

Kendinizi iyi hissetmiyorsanız, yaygın COVID-19 belirtilerinden herhangi birini yaşıyorsanız, aşılanmış olsanız bile evde kalmalı ve COVID-19 testi yaptırmalısınız.

Grip (Influenza) ve COVID-19 (SARS-CoV-2)’un tedavilerinin farklı olması nedeniyle tanıda bu iki hastalığı ayırmak önem taşımaktadır. Bilimsel çalışmalarda, iki hastalığın aynı kişide bulunabildiği bildirilmiştir. COVID-19 hastalarında yüzde 30’a yaklaşan oranlarda değer viral ve bakteriyel hastalıklar görülebilmektedir.

COVID-19 ile ilgili bulgu ve şikâyetlerin diğer solunum yolları ve sindirim sistemi enfeksiyonlarında da görülebilmesi nedeniyle ayırıcı tanı için mutlaka temas öyküsü alınmalı ve enfeksiyona neden olan virüs cinsi tespit edilmelidir.

Doğru tanı için etkenin tespiti önemlidir.

COVID-19 TANI TESTLERİ

Laboratuvarımızda kullandığımız SARS-CoV-2 PCR kitinin karşılaştırma çalışmaları yapılmış ve klinik performansının hassasiyeti kanıtlanmıştır. Bu çalışma ile laboratuvarımızdaki SARS-CoV-2 PCR Testi, COVID-19’dan şüphelenilen veya belirti (semptom) göstermeyen kişilerin taranmasında FDA onayı alan tek yöntemdir.

Influenza & SARS-CoV-2, Antijen (Combo) ve Solunum Yolu Enfeksiyonları Moleküler Paneli (19 virüs, 3 bakterinin PCR ile
analizi) testleri; mevsimsel enfeksiyonlarla sıkça karşılaştığımız kış aylarında tek seferde ayırıcı tanı sağlamaktadır.

 

 

COVID-19 VE MEVSİMSEL ENFEKSİYONLARDA AYIRICI TANI

 

COVID-19 ( SARS-CoV-2 ) enfeksiyonundan şüphelenilen veya belirtisiz seyreden gribal enfeksiyon durumunda COVID-19 ayırıcı
tanısını mümkün kılan mevcut tek yöntem, FDA onaylı Roche Cobas 8800 sistemi ile 2020 yılından beri hizmet vermekteyiz.

Üst solunum yolu enfeksiyonları (ÜSYE) dünyada en sık doktor ziyaretlerine neden olan hastalıklardan biridir. 200‘den fazla virüs ÜSYE’na yol açar. Çocukların birçoğu yılda 5-8 kez ÜSYE geçirirler. Yuvaya giden çocuklarda bu sayı artabilir.

Grip ve nezle vakalarının en çok yaşandığı bu mevsimde, COVID-19 ile diğer virüslerin sebep olduğu üst solunum yolu enfeksiyonlarının belirtileri oldukça benzerdir.

Hürriyet Gazetesi, 19 Eylül Pazar

 

COVID-19 ENFEKSİYONU BELİRTİLERİ
COVID-19 enfeksiyonunda; Influenza (Grip), RSV, Rinovirüs, Adenovirüs, Boca virüs gibi etkenlerin yol açtığı solunum yolu enfeksiyonlarına benzer belirtiler görülebildiği için ayrım yapılması zor olabilmektedir. Bu nedenle, etkenin saptanabilmesi için test yapılmalıdır.

COVID-19’un yaygın görülen belirtileri ateş, aşırı yorgunluk, halsizlik, öksürük, baş, boğaz ve kas ağrısıdır. Bu belirtiler özellikle içinde bulunduğumuz sonbahar mevsiminde üst solunum yolu enfeksiyonlarında da karşımıza çıkabilir.

ÜST SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONU BELİRTİLERİ
Üst solunum yolu enfeksiyonları genellikle; ateş, iştahsızlık, halsizlik, kas ve eklem ağrıları, öksürük, baş ve boğaz ağrısı, burun akıntısı, burun tıkanıklığı, gözde yaşarma ve kızarıklık gibi şikâyetlerle seyredebilir.

SİNDİRİM SİSTEMİ ENFEKSİYONLARI BELİRTİLERİ
Sindirim sistemi enfeksiyonlarında kusma, ishal, ateş, iştahsızlık, kas ağrısı, karın ağrısı gibi bulgulara rastlanılabilir.

COVID-19; Norovirüs, Campylobacter gibi sindirim sistemini tutan etkenlere bağlı enfeksiyonlar ile benzer özellikler gösterebilir.

ALERJİK SOLUNUM SİSTEMİ HASTALIKLARININ BELİRTİLERİ

COVID-19 hastalığı ile karışabilecek bir diğer hastalık ise alerjilerdir. Alt solunum yollarında oluşan alerjik reaksiyonlara bağlı izlenen öksürük ve solunum sıkıntısı gibi şikâyetlerde ateş, halsizlik, boğaz ağrısı kas ve eklem ağrıları gibi şikâyetlerin olmaması ve alerji hikâyesinin olması ayırıcı tanıda yardımcı olmaktadır.

COVID-19’DA AYIRICI TANININ ÖNEMİ

Influenza ve COVID-19’un tedavilerinin farklı olması nedeniyle tanıda bu iki virüsü ayırmak önem taşımaktadır. Bilimsel çalışmalarda, iki hastalığın aynı kişide bulunabildiği bildirilmiştir. COVID-19 hastalarında yüzde 30’a yaklaşan oranlarda diğer viral ve bakteriyel hastalıklar görülebilmektedir.

COVID-19 ile ilgili bulgu ve şikâyetlerin diğer solunum yolları ve sindirim sistemi enfeksiyonlarında da görülebilmesi nedeniyle ayırıcı tanı için mutlaka temas öyküsü alınmalı ve enfeksiyona neden olan virüs cinsi tespit edilmelidir.
Doğru tanı için etkenin tespiti önemlidir.

COVID-19 TESTLERİ

SARS-CoV-2, Antijen
SARS-CoV-2, PCR
Influenza & SARS-CoV-2, Antijen (Combo)

 

HPV (İNSAN PAPİLLOMA VİRÜSÜ)

 

 

HPV (Insan Papilloma Virüsü) Nedir?
HPV cinsel yolla bulaşan ve çoğunlukla genital bölge siğillerine neden olan bir virüstür. Rahim ağzı kanserinin başlıca nedeni olmakla birlikte HPV, kadın ve erkeklerde cinsel organ ve ağız boşluğu kanserlerine de neden olurlar. HPV virüsünün 200’den fazla çeşidi vardır ve
bunlardan yaklaşık 40 tanesi genital bölge siğilleri ile ilişkilidir.

HPV Nasıl Bulaşır?
HPV cinsel yolla direkt temas ile bulaşır. Daha az olarak normal doğum sırasında anneden bebeğe geçebilir. Prezervatif HPV’de tam koruma sağlayamamaktadır. Cinsel yaşamın erken yaşta başlaması, çok eşlilik gibi diğer risk faktörlerinin de virüsle karşılaşma oranını artırdığı bilinmektedir.

HPV Belirtileri Nelerdir?
Her HPV enfeksiyonu başlangıçta belirti vermeyebilir. En sık görülen belirti virüs bulaştıktan 2-6 ay sonra ortaya çıkan genital bölgedeki siğillerdir. HPV’ye bağlı siğiller rahim ağzı, vajina, vulva, anüs ve penis kanserine neden olabilmektedir.

HPV – Rahim Ağzı Kanseri İlişkisi
Günümüzde rahim ağzı kanserinin %99.9’unun HPV ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Yüksek riskli grupta yer alan HPV genotipleri, vajina,
vulva, anüs, penis ve rahim ağzı kanserine neden olurlar.

 

İlerlemiş rahim ağzı kanserinin belirtileri:
● Cinsel ilişki sırasında ağrı
● Kasık bölgesinde ağrı
● Vajinadan olağan dışı akıntı
● Cinsel ilişki sonrası kanama

HPV Nasıl Teşhis Edilir?
Kadınların rutin jinekolojik kontrollerini aksatmamaları çok önemlidir. Tarama testleri ile rahim ağzı kanserinin erken dönemde tespit edilmesi ve kanser öncüsü hücrelerin tedavi edilmesi mümkün olmaktadır. Ulusal Kanser Tarama Standartlarına göre 30-65 yaş arasındaki her kadın 5 yılda 1 kez HPV ve Pap-smear taraması yaptırmalıdır. Bunun dışında, Pap-smear test sonucunun anormal gelmesi; ASCUS denilen kanser öncesi lezyonların görüldüğü durumlarda HPV genotiplendirme testi önerilmektedir.

 

HPV Genotiplendirme Testi
HPV Genotiplendirme Testi hastalık bulunan bölgeden alınan sürüntü örneğinden, virüsün DNA parçalarının aranması işlemidir. HPV Genotiplendirme Testi ile doktorun tercihine göre yüksek ve düşük riskli 28 tip ya da sadece yüksek riskli 14 tip saptanabilmektedir.

 

GÜNEŞLE GELEN SAĞLIK D VİTAMİNİ

D VİTAMİNİ NEDİR?
D Vitamini, vücutta iskelet sisteminin gelişimi, sinir sisteminin çalışması ve bağışıklık sisteminin sağlıklı devamı için gerekli bir vitamindir. Vücutta aktif olarak kullanılabilmesi için güneş ısınına ihtiyaç duyulan ve özellikle çocuklarda büyüme için mutlaka yeterli miktarda alınması gereken bir vitamindir.

D VİTAMİNİ NASIL ALINIR?
Bazı vitaminler vücut tarafından üretilebilirken bazı vitaminlerin dışarıdan alınması gerekir. D Vitaminin de ~%90’ı cildimiz güneş ısığı aldığında vücudumuz tarafından üretilir. Eksikliği durumunda dışarıdan takviye edilmesi gerekir.

Vücudumuz tarafından üretilen D Vitamini depolanır ve kışın yeterli güneş alınamayan durumlarda depodan kullanılır. Güneş ışınlarının dik geldiği öğlen saatlerinde her gün 10-15 dakika güneşlenmek D Vitamini sentezi için yeterlidir. Ultraviyole ısınları cam ve plastikten geçemediği için güneş ışınları doğrudan cildimizin üzerine düşmelidir.

D Vitamininin diğer %10’luk kısmı ise besinler ile sağlanır.

D VİTAMİNİ HANGİ BESİNLERDE BULUNUR?

D vitamini sıklıkla Somon, Uskumru gibi yağlı balıklarda bulunur. Bazı besinlerin içerdiği D vitamini değerleri Uluslararası ünite (IU) olarak Tabloda verilmiştir.

 

GÜNLÜK D VİTAMİNİ İHTİYACI NEDİR?
D Vitamini eksikliği tanısı olan ve takviye kullanan kişilerin 6 ayda bir vitamin ve kalsiyum düzeyini kontrol ettirmeleri gerekir. Yüksek dozda kullanılan D Vitamini takviyesi toksik etki oluşturabileceği için, hekim kontrolünde alınması ve en uygun dozun belirlenmesi gerektiği unutulmamalıdır.

 

 

●D Vitamini eksikliğinde birçok organda bozukluk oluşabilmektedir. En dramatik etki kemiklerde görülür. Kemik sertleşmesi (mineralizasyonu) bozulur ve büyüme çağındaki çocuklarda rasitizm (rikets), yetişkinlerde osteomalazi olarak adlandırılan kemiğin yumuşaması ve osteoporoza (kemik erimesi) neden olur. Kemik yapımındaki bu bozukluk çocukta boy kısalığı, kemik eğrilikleri ve ağrılarına yol açar. Ayrıca, çocuklarda dişler geç çıkar. Osteoporoz kadınlarda ve erkeklerde kemik kırılmalarına sebep olur.

●D Vitamini eksikliği; İnsülin direnci oluşmasına, diyabet ve kalp damar hastalıkları riskini artırması gibi sağlık sorunlarına neden olabilmektedir.

●D Vitamini eksikliği kanser oluşumunu tetikleyebilir. Pek çok bilimsel çalışma, güneş ısığının prostat, kolon, rektal, meme ve yumurtalık kanserine karsı koruyucu etkisi olduğunu göstermektedir.

Parkinson ve Multiple Skleroz (MS) hastalığına yakalanma riskini artırdığını gösteren çalışmalar da vardır.

●D Vitaminin yararlı etkilerinin en önemlisi bağışıklık sistemimizi koruyup güçlendirmesidir.

●D Vitamini, COVID-19 hastalığında gözlemlenen sitokin fırtınasını azaltarak hücresel bağışıklığı desteklemektedir.

●Bilimsel yayınlarda, düşük D Vitamini seviyesinin COVID–19’a yakalanma riskini arttırdığı ve hastalığın ağır seyretmesine neden olduğu gösterilmiştir.

 

D VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ TANISI NASIL KONUR?
D Vitamini kan düzeylerini belirlemek için, yarı ömrü 2-3 hafta olan, hem dışarıdan alımını hem de vücut içerisindeki üretimini gösteren 25-Hidroksi vitamin D testine bakılmalıdır.

D Vitamini ölçümü vitaminin bazı yapısal özellikleri ve kanda çok düşük konsantrasyonlarda bulunabilmesi sebebiyle bir takım zorluklar içermektedir.

D Vitamini ölçümünde altın standart olarak kabul edilen yöntem LC MS-MS’ dir. (Likit Kromatografi–Tandem Kütle Spektro- metresi).

Laboratuvarımızda LC MS-MS yöntemi ile her gün D Vitamini çalışılmaktadır.

 

 

 

ALCAT TEST: LÖKOSİT AKTİVASYON TEST

ALCAT test ile kişiye özel inflamasyon yaratan gıdalar ve
kimyasallar tespit edilip, elimine edildiğinde bağışıklığın ve
sağlığın optimize edilmesi mümkündür.

 

ALCAT TEST NEDİR?

Gıdalar, gluten, kazein, candida, gıda katkı ve boya maddeleri, bitkisel ve kimyasal ilaçlara karşı vücudun verdiği doğal bağışıklık yanıtını ölçen bir testtir.
Kişiye özel kronik inflamasyon yaratan gıdaları ve kimyasalları tespit ederek, özel eliminasyon programı sunar.

“ALCAT” doğruluğu ve etkinliği Yale Üniversitesi
tarafından bilimsel olarak kanıtlanmış bir testtir.
Prof.W.Z. Mehal, MD. PhD.

 

KRONİK İNFLAMASYON NEDİR?
Kronik inflamasyon; vücudumuzda sessiz seyreden sürekli iltihaplanma durumudur. Bağışıklık sistemi dışarıdan gelen mikroplarla birlikte gıda ve kimyasallara tepki verir. Bu durum uzun sürerse kronik inflamasyona neden olabilir.

KRONİK İNFLAMATUVAR HASTALIKLAR NELERDİR?
• Inflamatuvar Bağırsak Hastalıkları, Ülseratif kolit, Crohn, Irritabl (huzursuz) Bağırsak Sendromu (IBS), Çölyak olmayan gluten duyarlılığı (NCGE)
• Fibromiyalji (kaslarda yaygın ağrı), kronik yorgunluk
• Artrit
• Obezite
• Diyabet
• Ateroskleroz (damar sertligi)
• Gastrit, Reflü
• Alerji, Astım, Egzama, Ürtiker
• Depresyon, Alzheimer, Parkinson
• Otoimmun hastalıklar: Hasimato, Romatoid Artrit (RA),
Sedef, Lupus (SLE), Çölyak, Multiple Skleroz (MS), Akne
rosacea (gül hastalığı)
• Kanserler

 

ALCAT Test, çölyak olmayan gluten duyarlılığını
(NCGE) ölçen tek testtir.

 

ALCAT TESTİN SAĞLIĞIMIZA KATKILARI NELERDİR?
• Kilo kontrolü
• Inflamasyon kontrolü
• Bağışıklığın güçlenmesi
• Sağlıklı yaşam
• Günlük performansa olumlu etki

ALCAT TEST KİMLERE ÖNERİLİR?
Kronik inflamasyon birçok farklı şikayete neden olabilir. Aşağıdaki gibi veya benzeri şikayeti olanlar ALCAT test yaptırabilirler.
• Sindirim sistemi: İshal, kabızlık, gaz, gastrit ve reflü şikayetleri
• Metabolizma: Kilo verme sorunları, insülin direnci, şişkinlik
• Cilt: Kasıntı, döküntü, sivilce, egzama, sedef
• Kas iskelet sistemi: Fibromiyalji, ağrılı katı eklemler, artrit, tendinit.
• Solunum sistemi: Kronik öksürük, astım, geniz akıntısı, faranjit, sinüzit, alerji
• Sinir sistemi: Kronik yorgunluk, baş ağrısı, migren, bilişsel bozukluklar
• Bağışıklık Sistemi: Sık enfeksiyon şikayetleri

 

ALCAT TEST SONUÇLARINIZ NASIL RAPORLANIR?
Sonuçlar, bağışıklık hücrelerinizin verdiği yanıt göz önüne alınarak sınıflandırılır. Renklendirilmiş özel rapor formatı sayesinde hangi maddelerin size iyi geldiğini hangilerinin gelmediğini kolaylıkla anlayabilirsiniz. Önerilen diyet programı şikayetlerinizin azalması veya ortadan kalkmasını sağlayabilir.

KİŞİYE ÖZEL BESLENME PROGRAMI
Kaçınılacak gıda listesinin yanı sıra tüketilebilecek gıdalar bir rotasyon diyet listesi halinde önerilir.

 

 

ALCAT TESTİN DİĞER GIDA İNTOLERANS TESTLERİNDEN FARKI NEDİR?
• ALCAT test doğal bağışıklık hücrelerinin yanıtını ölçer. Çünkü gıdalara ve kimyasallara karşı ilk reaksiyon doğal bağışıklık hücre yanıtıdır.
• Bazı gıda duyarlılık testleri ise vücudun sonradan kazanılmış bağışıklık yanıtını ölçer. Doğruluğu ve yararları bilimsel olarak kanıtlanmamıştır.
• Birçok gıda intolerans testi gıdaya karşı gelişen IgG antikoru düzeylerini ölçer ve bunlar koruyucu antikordur. Gıdaya karşı gelişen olumsuz bağışıklık yanıtını göstermez.

LITERATÜRLER
1.A leukocyte activation test identifies food items which induce release of DNA by innate immune peripheral blood leucocytesIrma Garcia-Martinez, Theresa R. Weiss, Muhammad N. Yousaf, Ather Ali,and Wajahat Z. Mehal Nutr Metab (Lond). 2018; 15: 26. doi: 10.1186/s12986-018-0260-4 PMCID: PMC5896029 PMID: 29651299
2.Alcat Test Identifies Food Intolerance in Patients with Gastrointestinal Symptoms Berardi et al. Study presented at the XXVIII Congress of the European Academy of Allergy & Clinical Clinical Immunology, 6-10, Warsaw, Poland, June 2009,. Published in the European Journal of Allergy and Clinical Immunology, Supplement 90, Volume 64, 2009, pg. 490.
3.A Comparison of the Alcat Test for Food Reactions Amongst 2 Population Sub-GroupsDr. DH Sandberg and Dr. MJ Pasula,45th Annual Congress of the American College of Allergy and Immunology, Los Angeles, CA November 12-16, 1998, published in the Annals of Allergy.
4.Efficacy of individualised diets in patients with irritable bowel syndrome: a randomised controlled trial Ather Ali, Theresa R Weiss, Douglas McKee, Alisa Scherban, Sumiya Khan, Maxine R Fields, Damian Apollo, Wajahat Z Mehal