COVID-19 (SARS-CoV-2) ANTİKOR TESTLERİ

CORONA VİRUS

COVID-19  (SARS-CoV-2)  ANTİKOR TESTLERİ

İnsan vücudu birçok enfeksiyona karşı yanıt olarak antikor oluşturur. Bu antikorlar immunoglobulinler adı verilen proteinlerdir. Antikor testleri enfeksiyonlara yanıt olarak oluşturulan immunglobulinlerin IgG, IgA, IgM analizidir.

Antikorlar enfeksiyondan sonra test edilen kişilerin kanında bulunabilir ve insanların enfeksiyona karşı bağışıklık cevabını gösterir. Antikor test sonuçları özellikle az veya hiç belirti vermeden atlatılmış enfeksiyonların tespiti açısından da önemlidir.

 

COVID-19   Enfeksiyonu için hangi antikorlara bakılır?

Covid-19 Enfeksiyonunda oluşan antikorları tespit etmek için testler geliştirildi. Çeşitli analiz yöntemleri ile farklı antikor tipleri IgG, IgM ve IgA  analiz edilebilmektedir.

 

Anti-COVID-19 IgM ve IgA Antikor pozitifliği ne anlama gelir?

Corona Virus enfeksiyonuna karşı oluşan IgA ve IgM antikorlarını saptayan serolojik testden elde edilen pozitif sonuç,  yakın zamanda kişinin virüs ile karşılaşmış olunduğunu gösterir. Ancak enfekte hastalarda virüse cevap olarak henüz antikor gelişmediği durumlarda negatif test sonucu elde edilebilir.

COVID-19  IgG Antikor pozitifliği ne anlama gelir? 

IgG antikorlarının pozitif saptanması COVID-19 enfeksiyonuna maruz kalınmış olduğunu gösterir. IgG Antikorunun pozitif seviyelere ulaşması genellikle bulgular başladıktan en az 10 gün sonrası gerçekleşir. IgG Antikoru pozitif olarak saptanan bir kişinin Corona enfeksiyona karşı bağışıklık sisteminin yanıt verdiği anlaşılmaktadır.

 

SARS-CoV-2 (COVID-19) enfeksiyonuna karşı antikor cevabı nasıl gerçekleşir?

Covid-19 antikorları nasıl tespit edilir?

Covid-19 antikorlarının tespit edildiği hızlı Kart testlerinin doğruluğu ve güvenilirliğinin düşük olduğu yönünde tartışmalar vardır. Yeni geliştirilen Makro-ELISA, ECLIA veya mikro ELISA yöntemleri ile  % 99.86 oranında doğrulukla IgG antikor düzeylerinin tespit edilmesi mümkün olmuştur.

Corona Virus enfeksiyon bulgularının başlangıç tarihinden itibaren 10-14 gün içerisinde IgG antikor düzeyleri yükselmeye başlar ve devam eder.

Covid-19 antikor testleri nasıl değerlendirilmelidir ?

Antikor testinden elde edilen Negatif sonuçlar, özellikle virüsle temas eden bireylerde Corona Virus enfeksiyonunu dışlamaz.

Antikor testleri, Corona virüsüne maruz kalmış ve bağışıklık yanıtı geliştirmiş olabilecek kişileri tanımlamada, COVID-19 ile mücadelede kritik bir rolü olduğu düşünülmektedir.

IgG Antikoru pozitif saptanmış bireylerin, Covid-19 enfeksiyonunu geçirmiş olduklarını gösteren çok önemli bir parametredir. Özellikle hastalığı belirtisiz olarak geçirmiş kişilerin belirlenmesi için tek yöntemdir.

Bireylerin iş hayatına ve normal yaşamlarına dönmeleri için antikor testleri “bağışıklık pasaportu” olarak önem kazanmaktır.

COVID-19 – Yeni Koronavirüs Hastalığı

COVID-19 virüsü, hasta bireylerden öksürme, hapşırma yoluyla ortaya saçılan damlacıklarla ve hastaların kontamine ettiği yüzeylerden (göz, ağız, burun mukozasına temasla) bulaşabilir.

Kabul edilen kuluçka süresi  2-14 gün arasındadır.

En sık görülen belirtiler ateş, öksürük ve solunum sıkıntısıdır. Ayrıca yorgunluk, halsizlik, kas ve eklem ağrısı, ishal görülebilir.

Daha ciddi vakalarda; zatürre, ağır solunum yetmezliği, böbrek yetmezliği ve hatta ölüm gözlenebilir.

Hastalık %80 oranında hafif düzeyde seyreder. Ateş ve öksürüğe solunum sıkıntısı ve nefes darlığı eklenmesi durumunda bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

Nasıl korunabiliriz?

Genel solunum yolu enfeksiyonlarından korunma kuralları Koronavirüs için de geçerlidir.

  • Kalabalık ve kapalı ortamlardan uzak durulmalıdır.
  • Hasta insanlarla temastan kaçınılmalıdır (mümkün ise en az 1 metre uzakta bulunulmalı).
  • Tokalaşma ve sarılmadan kaçınılmalıdır.
  • Ortamlar sık sık havalandırılmalıdır.
  • Özellikle hasta insanlarla veya çevreleriyle doğrudan temas ettikten sonra eller en az 20 saniye boyunca su ve sabunla  iyice yıkanmalıdır.
  • Eller yıkanmadan ağız, burun ve gözlerle temas edilmemelidir.
  • Eller, en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla yıkanmalı sonrasında kurulanmalıdır.
  • Sabun ve suyun olmadığı durumlarda alkol bazlı el antiseptiği veya kolonya kullanılmalıdır.
  • Elde görünür bir kirlenme olmadığı sürece el antiseptikleri, el yıkama kadar etkilidir.
  • Kıyafetlerinizi 60 – 90 derecede normal deterjanla yıkayın.
  • Kapı kolları, armatürler, lavabolar gibi sık kullanılan  yüzeyler su ve deterjanla her gün temizlenmelidir.
  • Bağışıklık sisteminizi güçlendirmek için dengeli beslenin, uyku düzeninizi sağlayın.
  • Evden dışarıya çıktığınızda maske kullanılmalı, sosyal mesafe korunmalıdır.
  • Herhangi bir viral solunum yolu enfeksiyonu geçirmekte olan kişinin öksürme  veya  hapşırma sırasında burun ve ağzını tek   kullanımlık  kağıt mendil  ile  örtmesi, kağıt mendilin bulunmadığı durumlarda ise dirsek içini kullanması gereklidir. Hasta kişilerin mümkünse kalabalık yerlere girmemesi, eğer girmek zorunda kalınıyorsa tıbbi maske kullanılması önerilmektedir.  Maske çıkarıldığında hemen çöpe atılmalı ve eller yıkanmalı veya antiseptikle temizlenmelidir.

 

 


Eldiven, sadece sağlık çalışanları tarafından hastanın bakımı ve muayenesi sırasında kullanılır.


Tüm hastalıklardan korunmanın tek yolu vücut direncini ve bağışıklığı artırmaktır.
Bunun şartları ise iyi beslenme, yeterli uyku ve stressiz bir yaşamdır.

Arı Alerjisi

Günlük yaşamımızda en çok karşılaşılan ve anafilaksi gibi ciddi reaksiyonlara yol açan böcek türü Insecta sınıfının Hymenoptera takımıdır. Hymenoptera kelimesi eski Yunanca’da membran anlamına gelen ‘hymenos’ ve kanat anlamına gelen ‘ptera’ kelimelerinden türemiştir. Çeşitli arı ve karınca türlerini kapsayan, dört adet membranımsı kanadı olan böceklere verilen genel isimdir. Hymenoptera takımı içinde en sık karşılaşılan böcek sokmaları, arılara bağlı olarak meydana gelenlerdir. Hymenoptera takımına mensup üç aile alerji bakımından önemlidir. Bunlar Vespidae, Apidae ve Formicidae’dır (1-2).

Arı alerjisi, klasik IgE aracılıklı (Tip I aşırı duyarlılık reaksiyonu) alerjik hastalıklardan biridir. M.Ö. 26. yüzyılda Mısır kralı Menes’in bir yabani arı tarafından başparmağından sokulması sonucu ölümü, hiyerogliflerde kayıtlara geçmiş olan ve arı alerjisi sonucu tarihte bilinen ilk ölüm olayıdır. Arı sokmaları sonucu gelişen anafilaksiye bağlı ölüm olgularının sayıları ülkelere ve yıllara göre değişmekle birlikte, çeşitli ülkelerde 1 yılda ve bir milyon nüfus başına bildirilen ölüm olgusu sayılarının 0,09-0,45 arasında olduğu bildirilmektedir. Ancak arı sokmalarına bağlı anafilaksi sonucu görülen ölümlerin tanımlanmasında bazı zorluklar, yanlış ve eksik tanımlamalar bulunması nedeniyle gerçek ölüm oranlarının bildirilen rakamlardan daha yüksek olabileceği düşünülmekte; özellikle ani ve açıklanamayan ölüm olgularının bir kısmının arı alerjisine bağlı olabileceği belirtilmektedir.

Vespula türleri Amerika’nın kuzeyinde ve Avrupa’da en sık görülen arılar iken, Avrupa’nın Akdeniz kıyılarında Polistes ve Vespula türleri daha sık görülmektedir. Ülkemizde en sık bal arısı (Apis mellifera) ve yaban arısı (Vespula vulgaris) görülmektedir.

Hymenoptera’ların sebep olduğu böcek sokmalarının genel toplumdaki sıklığının yaklaşık %57 ile %95 arasında olduğu bildirilmiştir (3). Arı sokmalarında çoğu kez ağrı, şişlik, kızarıklık meydana gelir ve bu belirtiler genellikle soğuk uygulama, antihistaminiklerin kullanılması gibi basit tedavi ile birkaç saat ya da gün içinde kaybolur. Daha geniş lokal reaksiyonlar yetişkinlerin %10-15’inde görülür ve 1 haftada kaybolur. Sistemik alerjik reaksiyonların yetişkinlerde %3, çocuklarda %0.4-0.8 oranında görüldüğü bildirilmiştir (4,5). Ülkemizde yapılan bir araştırmada ise bu oran %2.2 olarak saptanmıştır (6).

ARI ALERJİSİ BELİRTİLERİ NELERDİR?

Arı alerjisi öngörülemeyen bir durumdur. Bir kişiyi arı soktuğunda sadece soktuğu yerde geçici hafif ağrı, yanma, kaşıntı ve kızarıklıkla beraber ufak bir şişlik oluşabilir. Bu normal bir reaksiyondur ve genellikle tedavisiz iyileşir. Bazı kişilerde ise arının soktuğu yerdeki şişlik giderek büyüyebilir. Çok az kişide ise belirtiler arının soktuğu yerden uzaktaki vücut bölgelerinde hemen (30 dakika içinde) ortaya çıkar. Bu durumda “alerjik şok” tablosu dediğimiz nefes darlığı, hırıltılı solunum, çarpıntı, bayılma, karın ağrısı bulantı ve kusma, ishal, tüm vücutta kaşınma ve kızarıklıklar, yüzde, dilde ve deride şişlikler ortaya çıkabilir. Hayati tehlike arz eden belirtiler ise boğaz ile dilde şişme, ses kısıklığı ve tansiyon düşmesidir. Bu belirtilerin bir veya birkaçı beraber bulunabilir. Bu durum sistemik yani genel bir alerjik reaksiyona işaret eder ve seyrek de olsa ölümle sonuçlanabilir.

Arı sokması sonucu sistemik alerjik reaksiyon gelişme öyküsü olan olgularda ikinci bir arı soktuğunda reaksiyonun görülme riski daha da artmaktadır. İlkinde reaksiyon hafif bile olsa tekrarında çok daha ciddi reaksiyon gelişme olasılığı vardır. Bu durum anafilaksi riski taşıyan kişilerin yaşamını olumsuz yönde etkilemekte ve arı sokacak korkusuyla sıklıkla yaşam tarzlarını değiştirmelerine neden olmaktadır.

ARI ALERJİSİNDE TANI

Arı alerjisinde hastaların verdiği bilgiler oldukça karakteristiktir. Arı alerjisinin tanısında hastanın sorgulanması, deri testleri ve laboratuvar kan testleri önemlidir. Hasta çok iyi sorgulanmalı, geçmişteki arı sokmalarının zamanı, ne gibi özellikler taşıdığı, reaksiyonun nasıl seyrettiği ve beraberinde ne gibi şikayetlerin ortaya çıktığı araştırılmalıdır.

ARI ALERJİSİ TEDAVİSİ

Hayatı tehdit eden reaksiyon geçiren hastaların acil durumlarda kullanmak üzere yanlarında adrenalin (epinefrin) enjektörü taşımaları gerekir. Bu hastalara ayrıca arı zehri (venom) ile immünoterapi (aşı tedavisi) uygulanması gerekir. İmmünoterapi tedavisi düşük dozdan başlayarak giderek artan dozlarda arı zehrinin vücuda verilmesi şeklinde uygulanan bir tedavidir.

Hastaların ayrıca arı sokmasından kaçınmak için arıların bulunduğu bölgelerden uzak durmak, arıları provoke etmemek, yanlarında arıları cezbeden meşrubat, yiyecek bulundurmamak şeklinde önlemler alması gerekir.

Arı zehri, biyojenik aminler, bazik peptitler ve çoğu enzimatik aktiviteye sahip yüksek moleküler ağırlıklı proteinlerin yanı sıra düşük moleküler ağırlıklı maddelerin bir karışımıdır. Şimdiye kadar tanımlanan bal arısı zehri alerjenleri, 3 ila 200 kDa arasında değişen moleküler kütleye sahip proteinler veya glikoproteinlerdir.

BAL ARISI MAJÖR ALERJENLERİ

  1. Fosfolipaz A2 (Api m1):
    Bal arısı fosfolipazı oldukça güçlü bir alerjendir, inhalasyon yoluyla da alerjenik etki gösterir. Venom kuru ağırlığının %7-15’ini oluşturur.
  2. Hyalüronidaz (Api m2): Venom kuru ağırlığının %0.5-1.5’ini oluşturur.
  3. Asit fosfataz (Api m3)
  4. Melittin (Api m4)
  5. Alerjen C (Api m5): Molekül ağırlığı 95 kDa’dır. Tek bir zincirden oluşmuştur. Labil yapıda bir enzimdir.
  6. CRP/Icarapin (Api m10)
  7. Vitellogenin (Api m12)

Son yıllarda, bal arısı zehri alerjenlerinin tanımlanması ve karakterizasyonunda çok ilerleme kaydedilmesine rağmen, bal arısı zehrinde 100’den fazla protein ve peptit tanımlandığından bu resim çok daha karmaşık olabilir.

Yapılan çalışmalar, 6 ana alerjenin (Api m 1-5, 10) kombinasyonunun, bal arısı zehrine duyarlılığı olan hastalar için yaklaşık %95’lik bir teşhis duyarlılığı olduğunu göstermektedir.

Laboratuvarımızda Balarısı Zehri (Honey Bee Venom) için yapılan testler;

  • SpIgE  Balarısı Zehri (Honey Bee Venom)
  • SpIgE rApi m 1 Phospholipase A2, (Honey bee; Apis mellifera – Arı)
  • SpIgE rApi m 10 Icarapin, (Honey bee; Apis mellifera – Arı)
  • SpIgE rApi m 2 Hyaluronidase, (Honey bee; Apis mellifera – Arı)
  • SpIgE rApi m 5 Dipeptidyl peptidase, (Honey bee; Apis mellifera – Arı)

YABAN ARISI MAJÖR ALERJENLERİ

1a) Antijen 5 (r Ves v 5):  (Vespula);  Yellow jacket (ABD), Common wasp (Avrupa)
1b) Antijen 5 (r Pol d 5):  (Polistes);    Paper wasp(ABD,   Avrupa), Wasp (ABD)
2) Fosfolipaz A1 (r Ves v 1): Bal arısı fosfolipazından farklı bir alerjendir.
3) Hyalüronidaz (r Ves v 2)
4) DPP IV (r Ves v 3)
5) Vitellogenin (r Ves v 6)

Laboratuvarımızda yaban arıları için yapılan testler;

  • SpIgE i2 Eşekarısı Zehri (White Faced Hornet Venom)
  • SpIgE i3 Yabanarısı Zehri (Common Wasp/Yellow Jacket Venom)
  • SpIgE i4 Sarıca Arı Zehri (Paper Wasp Venom)
  • SpIgE i5 Sarı Yabanarısı Zehri (Yellow Hornet)
  • SpIgE i75 Avrupa Yabanarısı Zehri (European Hornet Venom)
  • SpIgE rPol d5 European Paper Wasp(Sarıca Arı;Polistes dominulus)
  • SpIgE rVes v 5 (Common wasp; Vespula vulgaris – Arı)
  • SpIgE rVes v1 Phospholipase A1(Common wasp;Vespula vulgaris-Arı)

 

 

KAYNAKLAR 

  1. Michener, CD. The Bees of the World. Baltimore: Johns Hopkins University Press; 2000. p.913.
  2. Golden DBK, Insect allergy .İn.Franklin A, John W. Y, William W eds. Adkinson: Middleton’s Allergy: Principles and Pratice, 7 th ed. New York: Elsevier, 2008: 1015-1019.
  3. Antonicelli L, Bilo MB, Bonifazi F. Epidemiology of Hymenoptera allergy. Curr Opin Allergy Immunol 2002; 2: 341-6.
  4. Moffitt JE, Golden DBK, Reisman RE, Lee R,Nicklas R, Freeman T, et al. Stinging insect hypersensitivity: A practice parameter update. J Allergy Clin Immunol 2004; 114: 869-886.
  5. Golden DBK. Epidemiology of allergy to insect venoms and stings.Allergy Proc 1989;10:103-7
  6. Kalyoncu AF et al. Bee and wasp venom allergy in Turkey. Ann Allergy Asthma Immunol 1997; 78: 408-12.

Mikrobiyolojik Tanimlamada Maldi-Tof Ms

Klinik Mikrobiyoloji laboratuvarlarında mikroorganizmaların tanımlanması, mikroskopik inceleme ve kültür yöntemleri ile gerçekleşmektedir. Kültür yönteminde elde edilen mikroorganizmaların ayrımı ise, mikroorganizmaların metabolik aktivitelerini gösterdikleri fenotipik testlerle yapılmaktadır. Sıklıkla mikroorganizmaların tanısı ve antibiyotik duyarlılık testleri, üreme olduktan 24-48 saat sonra çeşitli otomatize sistemler kullanılarak yapılmaktadır (1).

 

 

MİKROBİYOLOJİK TANIMLAMADA MALDI-TOF MS

MALDI-TOF MS (Matriks assisted lazer desorption ionization time of flight massspectrometry) mikroorganizmaların tanımlanmasında kullanılan hızlı, ucuz, doğru sonuç veren yeni bir sistemdir (2,3). Bu yöntemde mikroorganizmalara ait biyomeküllerin (protein, peptid, şeker) ve büyük organik moleküllerin (polimer, dendrimer, makromolekül) iyonize edildikten sonra elektrik ve/veya manyetik alandan geçirilerek protein profilleri çıkarılmaktadır. Bu profil spektralarına ait grafiksel görüntüler, sistemin veritabanındaki referans mikroorganizmaların uyumuna göre cins ve tür bazında tanımlayabilmektedir (4).

Günümüzde ayrıca klinik örneklerden, acil tanı ve tedavi gerektiren veya zor ve geç üreyen bakterinin saptanması, tanımlanması ve fenotipik direnci kodlayan genlerin belirlenmesi amacıyla polimeraz zincirleme reaksiyon (PCR) temelli testlerde kullanılmaya başlanmıştır.

MALDI-TOF MS

Kütle spektrometrisi uzun yıllardır özellikle kimya alanında kullanılmakla birlikte mikrobiyoloji alanında kullanımı 1970’lerden itibaren başlamıştır. Anhalt ve Fenselau’nun 1975’te yaptıkları analizlerde, bakterilerin tür ve cins bazında kendilerine has bir kütle spektralarının olduğu ortaya koyulmuştur (4). Örneklerin hazırlanmasındaki uzun süreç bu uygulamaların rutin mikrobiyoloji alanında kullanılmasına engel olmuştur.

1980 yılların sonu ve 1990’lı yılların başında gelişen soft iyonizasyon tekniklerinin [MALDI ya da elektrospray iyonizasyon (ESI)] sisteme entegre edilmesi ile beraber protein gibi büyük moleküllerin incelenebilmesine olanak sağlanmıştır (5,6). MALDI-TOF MS, her organizma için özgül olan proteinlerden parmak izi oluşturmakta, bu sayede bakteri ve mantar tanımlaması yapılabilmektedir.

MS CİHAZ VE YÖNTEME GENEL BAKIŞ

MALDI-TOF MS cihazı ana hatlarıyla üç bölümden oluşmaktadır. Bunlar;

(i) İyonizasyon kaynağı: MALDI ve ESI soft iyonizasyon kaynaklarıdır.

(ii) Kütle analizörü: Lazer dezorbsiyon sistemleri çeşitli kütle analizörleri ile kombine edilebilir. MALDI ile birlikte genellikle kütle spektrometresi olarak TOF (time of flight) kullanılır.

(iii) Algılama bölümü: İyonların kütlesinin yüküne bağlı olarak bir analiz yapılmakta, biyomoleküler yoğunluklarına ve bu orana göre sınıflandırmaktadır. (2)

 

MALDI-TOF MS cihazının çalışma prensibi:

Analiz için kristalize hale gelen örnekler lazer bombardımanına maruz kalır ve lazerden alınan bu enerji, karışımdan iyonların buharlaşmasına ve gaz fazına geçilmesini sağlar. Serbestleşen iyonlar elektromanyetik alanda hızlandırıldıktan sonra uçuş tüpüne geçerler ve uçuş tüpünde geçirdikleri zamana göre kütle ağırlıkları tespit edilir. MALDI ile yapılan dezorbsiyon sonucunda açığa çıkan iyonlar tek yüklü iyonlar olduğundan elde edilen pikler esas olarak kütleye bağlıdır (Şekil 1).

Şekil:1 MALDI-TOF cihazında elde edilen protein profili ve cihaz kütüphanesinde o mikroorganizmaya ait olan profilin karşılaştırılarak isminin konması

 

Şekil:2 MALDI-TOF MS’in numune hazırlığı

Şekil:3 MALDI-TOF MS’in ölçümü

 

Şekil:4 MALDI-TOF MS’in analiz ve tanımlaması

Her mikroorganizma için özgün bir spektrum elde edilmesinin sebebi, hücre içinde bol miktarda bulunan orta hidrofobik özelliğe sahip temel protein olan ribozomal proteinlerden kaynaklanmaktadır. Ribozomal proteinler mikrobiyal üreme koşullarından, çevresel koşullardan en az etkilenen ve bu yüzden rutin tanımlama için en uygun olan proteinlerdir. (7).

BAKTERİLERİN TANIMLANMASI

Bakteriyel tanımlama işlemi, örnekten elde edilen bilgilerin veritabanındaki bilgilerle karşılaştırılması sonucu yapılabilmektedir. VITEK MS V3.2 de IVD veri tabanında onaylı 1095 bakteri ve 221 mantar toplam 1316 mikroorganizma türü bulunmaktadır. Ayrıca araştırma amaçlı RUO veribanında ise 1445 mikroorganizma yer almaktadır. MALDI-TOF MS yöntemi daha önceden 16S rRNA gen sekansı ile ayrılabilen yakın türlerin ayrımını bile başarıyla yapabilmektedir (3). Rutin bakteri izolatlarında MALDITOF MS’in tür bazında doğru tanımlama oranı %84,1 ile %95,2 arasında değişmektedir (8,9).

Günümüzde rutin mikrobiyoloji laboratuvarında, kültürde üremiş bakterilerin konvansiyonel biyokimyasal yöntemler ya da otomatize yöntemler kullanıldığında; MALDI-TOF MS’in üstünlükleri: 

  • Diğer yöntemlerle tanımlanma, 1-2 gün sürebilmekte iken, MALDI-TOF MS yöntemi ile tanımlama süresi 1 saate kadar inebilmektedir.
  • Üreyen tek bir koloni bile olsa, MS yöntemiyle koloniyi kaybetmeden çalışma olanağı bulunmaktadır.
  • Analizin basitliği ve çabukluğu yöntemin önemine katkıda bulunmaktadır.
  • MALDI-TOF MS ile Enterobacteriaceae’lar, non-fermentatif gram negatif bakteriler, stafilokoklar, streptokoklar, diğer bakteriler ve mantarlar hızlı ve kolay bir şekilde tür düzeyinde güvenilir bir şekilde tanımlanabilmektedir (10).
  • Özellikle konvansiyonel yöntemlerin çok da yeterli olmadığı gram pozitif basillerin, anaerop ve bazı non-fermentatif bakterilerin tanımlamasında MALDI-TOF MS’in üstün olduğunu gösteren yayınlar mevcuttur (11,12).

MANTARLARIN TANIMLANMASI

Normal konvansiyonel yöntemlerle mantarların tanımlanması günler almakta iken, MALDI-TOF MS ile kısa süre içinde tür bazında tanımlama yapmak mümkün olmaktadır. Yapılan çalışmalar mayaların tanımlanmasında MALDI-TOF MS’in başarı oranını %85-%100 arasında göstermektedir. Özellikle Candi da cinsi mantarların tür bazında doğru olarak tanımlayabilme oranı yüksektir ve yeni versiyonda 55 yeni maya türü ilave olmuştur.(13)

Son yapılan çalışmalarda filamentöz mantarlar ve dermatofitlerde de yüz güldürücü sonuçlar alınmış olup, yeni örnek hazırlama protokolleri oluşturulmaktadır (2).

Ayrıca Mikobakteri türlerinin MALDI-TOF MS yöntemi ile tanımlanabileceği gösterilmiştir.

MALDI-TOF MS’in gelecekteki uygulamaları

Son yıllarda MALDI-TOF MS kullanarak;

  • Kan ve idrar gibi örneklerden direkt olarak bakterinin saptanması
  • Tanımlanması
  • Antibiyotiklere karşı direncin hızlı saptanması ile ilgili bir çok çalışma yapılmaktadır. (14, 15).

Bu çalışmalar yakın bir gelecekte standardizasyon sonrası mikrobiyoloji laboratuvarlarında rutin uygulamaya geçecektir.

SONUÇ

MALDI-TOF MS mikrobiyolojide rutinde sık olarak karşılaştığımız mikroorganizmaların hızlı ve kolay bir şekilde tanımlanmasını sağlayan yeni bir yöntem olup, mikrobiyoloji laboratuvarlarında kullanılan konvansiyonel yöntemlere alternatif olarak karşımıza çıkmaktadır.

MALDI-TOF basit, otomatize, kütle spektrofotometresinde özel deneyim gerektirmeyen, hızlı sonuç veren, yüksek işlem hacimli bir sistemdir. Çalışma için tek koloni yeterli olmaktadır. Sistem alındıktan sonra maliyet etkin ve laboratuvarlar arası tekrarlanılabilirliği yüksektir. Bu sistemin Gram pozitif ve Gram negatif bakterilerin, mayaların cins ve tür düzeyinde tanımlanmasında duyarlılık ve özgüllüğü yüksektir. Analizin basitliği ve çabukluğu yöntemin önemine katkıda bulunmaktadır.

Moleküler yöntemlerle MALDI-TOF yöntemi kıyaslandığında , MALDI-TOF kısa sürede tanımlama yapmakla birlikte kültürde üreme gerekmektedir. PCR gibi moleküler tanı yöntemlerinde ise doğrudan örnekten çalışabilmekte ve aynı gün sonuç alınabilmektedir. Ancak pahalı oluşu, tek bir teste bakılabilmesi ,sınırlı sayıda mikroorganizma çalışılabilmesi rutin laboratuvar için uygun değildir. Moleküler tanı teknikleri in-vitro olarak üretilemeyen organizmaları belirlemede, mevcut kültür tekniklerinin çok pahalı olduğu veya çok karmaşık veya uzun inkübasyon sürelerini gerektiği durumlarda endikedir.

MALDI-TOF MS; besiyerine ekilmiş kültürlerden hızlı tanımlama yapılmasına imkân veren, yeni gelişmekte olan ve yakın bir gelecekte cihazın yaygınlaşması ile konvansiyonel ve otomatize bakteri tanımlama yöntemlerinin yerini alabilecek bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır.

 


Kaynaklar:

  1. Beekman SE, Diekema DJ, Chapin KC, Doern Effects of rapid detection of bloodstream infecti¬ons on length of hospitalization and hospital charges, J Clin Microbiol 2003;41(7):3119-25
  2. Croxatto A, Prod’hom G, Greub Applications of MALDI-TOF mass spectrometry in clinical diagnostic microbiology. FEMS Microbiol Rev. 2012;36(2): 380-407.
  3. Wieser A, Schneider L, Jung J, Schubert MALDI-TOF MS in microbiological diagnostics identification of microorganisms and beyond. Appl Microbiol Biotechnol. 2012;93(3):965-74.
  4. Anhalt JP, Fenselau Identification of bacteria using mass spectrometry. Anal Chem. 1975;47: 219-25.
  5. Claydon MA, Davey SN, Edwards-Jones, Gordon The rapid identification of intact microorganisms using mass spectrometry. Nat Biotechnol. 1996;14: 1584–86.
  6. Holland RD, Wilkes JG, Rafii F, et Rapid identification of intact whole bacteria based on spectral patterns using matrixassisted laser desorption/ionization with time-of-flight mass spectrometry. Rapid Commun Mass Spectrom. 1996;10: 1227–32.
  7. Suh MJ & Limbach Investigation of methods suitable for the matrix-assisted laser desorption/ ionization mass spectrometric analysis of proteins from ribonucleoprotein complexes. Eur J MassSpectrom (Chichester, Eng). 2004;10: 89–99
  8. Eigner U, Holfelder M, Oberdorfer K, Betz-Wild U, Bertsch D, Fahr Performance of a matrixassisted laser desorption ionizationtimeof-flight mass spectrometry system for the identification of bacterial isolates in the clinical routine laboratory. Clin Lab. 2009; 55: 289–96.
  9. Seng P, Drancourt M, Gouriet F, et al. Ongoing revolution in bacteriology: routine identification of bacteria by matrix-assisted laser desorption ionization time-of-flight mass Clin Infect Dis. 2009; 49: 543–51.
  10. Holler JG, Pedersen LK, Calum H, et Using MALDI-TOF mass spectrometry as a rapid and accurate diagnostic tool in infective endocarditis: a case report of a patient with mitral valve infective endocarditis caused by Abiotrophia defectiva. Scand J Infect Dis. 2011;43(3):234–37
  11. Barbuddhe SB, Maier T, Schwarz G, et al. Rapid identification and typing of listeria species by matrixassisted laser desorption ionization-time of flight mass spectrometry. Appl Environ 2008;74: 5402– 07
  • Mellmann A, Cloud J, Maier T, et Evaluation of matrix-assisted laser desorption ionization-time-offlight mass spectrometry in comparison to 16S rRNA gene sequencing for species identification of nonfermenting bacteria. J Clin Microbiol. 2008;46:1946–54.
  1. van Veen SQ, Claas EC, Kuijper EJ. Highthroughput identification of bacteria and yeast by matrix-assisted laser desorption ionization-time of flight mass spectrometry in conventional medical microbiology J Clin Microbiol.2010;48(3):900– 07.
  2. Ferreira L, Sanchez-Juanes F, Munoz-Bellido JL, Gonzalez-Buitrago Rapid method for direct identification of bacteria in urine and blood culture samples by matrixassisted laser desorption ionization time-of-flight mass spectrometry: intact cell vs. extraction method. Clin Microbiol Infect. 2010;17: 1007–12.
  3. Lasserre C, De Saint Martin L, Cuzon G, Bogaerts P, Lamar E, et.al Efficient Detection of Carbapenemase Activity in Enterobacteriaceae by Matrix-Assisted Laser Desorption Ionization-Time of Flight Mass Spectrometry in Less Than 30 J Clin Microbiol. 2015;53(7): 2163-71.

PANORAMA Doğum Öncesi DNA Tarama Testi

Bebeğinizin sağlığı hakkında daha fazlasını keşfedin

 

PanoramaTM doğum öncesi bir DNA tarama testidir.

PanoramaTM, bebeğinizde görülebilecek belirli genetik hastalıklar hakkında size bilgi sağlar.

NIPT nedir?

Non-invaziv prenatal test (NIPT ), bebeğin  sağlığını etkileyebilecek belirli kromozom düzensizlikleri açısından plasenta DNA’sını analiz etmek amacıyla anneden alınan kan örneğini inceler.

NIPT 1-5

  • Down sendromu gibi genetik bozuklukları tarar
  • Maternal serum taraması veya diğer doğum öncesi kan testlerine kıyasla önemli ölçüde  daha az hatalı sonuç elde eder
  • En erken gebeliğin dokuzuncu haftasından itibaren yapılabilir
  • Bebeğiniz için hiçbir riski yoktur

* Daha fazla bilgi için lütfen laboratuvarımız ile iletişime geçin.

 

Panorama’nın farkı nedir?

Panorama, anne ve bebeğin DNA’sını birbirinden ayırt edebilen tek NIPT olup aşağıdaki avantajları sağlamaktadır:

  • Daha az sayıda yanlış pozitif ve yanlış negatif sonuç 1,2,3
  • Gözetim altına alınmadığı takdirde şiddetli gebelik komplikasyonlarına neden olabilecek ciddi bir kromozomal düzensizlik olan triploidinin saptanabilmesi 6,7
  • İkizlerin tek yumurta veya çift yumurta ikizi olduğunun ayırt edilebilmesi – bu bilgi, doktorunuz tarafından oluşturulan takip planını etkileyebilir

Panorama hangi hastalıklar için tarama yapar?

Tekil gebelikler

  • Trizomi 21 (Down sendromu)
  • Trizomi 18 (Edwards sendromu)
  • Trizomi 13 (Patau sendromu)
  • Triploidi
  • Monozomi X ( Turner sendromu)
  • Cinsiyet kromozomu trizomileri
  • Mikrodelesyonlar, 22q11.2 delesyon sendromu dahil

* Daha fazla bilgi için lütfen laboratuvarımız ile iletişime geçin.

İkiz gebelikler

  • Tek yumurta veya çift yumurta ikizleri
  • Trizomi 21 (Down sendromu)
  • Trizomi 18 (Edwards sendromu)
  • Trizomi 13 (Patau sendromu)

Panorama, taramamız sonucunda  ikizlerinizin tek yumurta ikizleri çıkması halinde şu ek taramaları sağlayabilir:

  • Monozomi X ( Turner sendromu)
  • Cinsiyet kromozomu trizomileri
  • 22q11.2 delesyon sendromu

Yumurta donörü veya taşıyıcı anne gebelikleri

  • Trizomi 21 (Down sendromu)
  • Trizomi 18 (Edwards sendromu)
  • Trizomi 13 (Patau sendromu)

* Ülkenizle ilgili daha fazla bilgi için doktorunuzla iletişime geçin

Mikrodelesyonlar nelerdir?

Bir kromozomun  küçük bir parçasının eksik olması mikrodelesyon olarak adlandırılır. 35 yaş ve üzeri kadınlarda daha sık görülen Down  sendromunun aksine, mikrodelesyonların gebelikte görülme oranı her yaş grubundaki  annelerde  aynıdır.

Panorama,  ciddi sağlık problemleriyle  ilgili olan 5 mikrodelesyon sendromu için tarama yapmaktadır:

  • 22q11.2 delesyon (DiGeorge) sendromu
  • 1p36 delesyon sendromu
  • Angelman sendromu
  • Prader-Willi sendromu
  • Cri-du-chat sendromu

Panorama sonuçları ne anlatır?

Panorama  size kişiselleştirilmiş bir olasılık puanı verir ve gebeliğinizin taranan hastalıklar için yüksek veya düşük riske sahip olduğunu belirtir. Diğer tarama testlerinde olduğu gibi, Panorama duruma ilişkin kesin bir teşhiste bulunmaz.

 

Panorama ne kadar sürede sonuçlanır?

Sonuçlar 10-12 iş günü içerisinde raporlanır.

 

  1. Nicolaides ve ark. Prenat Diagn. 2013 Haziran; 33(6):575-9.
  2. Pergament ve ark. Obstet Gynecol. 2014 Ağustos; 124(2 Pt 1):210-8.
  3. Ryan ve ark. Fetal Diagn Ther. 2016;40(3): 219-223.
  4. Dar ve ark. Am J Obstet Gynecol. 2014 Kasım; 211(5):527.e1-527.e17.
  5. Norton ve ark. N Engl J Med 2015 Nisan; 372(17):1589-97.
  6. Nicolaides ve ark. Fetal Diagn Ther. 2014;35(3):212-7.
  7. Curnow ve ark. Am J Obstet Gynecol. 2015 Ocak; 212(1):79.e1-9.
  8. Moise. Obst Gynecol. 2005 Aralık; 106(6):1393–1407.

HORİZON Taşıyıcılık Taraması

Horizon™ Taşıyıcılık taraması, doğacak çocuğunuzun genetik bir hastalığa sahip olma olasılığı hakkında bilgi sunan bir DNA tarama testidir.

Taşıyıcılık taraması nedir?

Taşıyıcılık taraması, kişinin otozomal resesif veya X’e bağlı genetik hastalıklar için taşıyıcı olup olmadığının belirlenmesi amacıyla yapılan basit bir kan testidir.

Taşıyıcı olmak ne anlama gelir?

Taşıyıcı olmak, genetik bir hastalık ile ilişkili genin iki kopyasından sadece birinde değişikliğe (mutasyon) sahip olmak anlamına gelir.

  • Çoğu insan en az 4–6 genetik hastalığın taşıyıcısıdır
  • Genin diğer kopyası normal çalıştığından taşıyıcıların çoğu sağlıklıdır
  • Her ikisi de taşıyıcı olan ebeveynlerin genetik hastalığa sahip bir çocukları olma ihtimalleri daha fazladır

 

Genetik hastalıklar taşıyıcı ebeveynlerden çocuklara nasıl geçer?

 

Horizon neleri tarar?

Horizon testi; 4, 27 veya 274 adet genetik hastalığı tarama seçeneği sunan üç farklı kapsamda çalışılabilmektedir.

Horizon – 4 ile aşağıdaki hastalıklar taranır:

  • Kistik fibroz
  • Duchenne/Becker musküler distrofi
  • Frajil X sendromu
  • Spinal musküler atrofi

Horizon – 27 ile aşağıdaki hastalıklar taranmaktadır:

  • Adrenolökodistrofi, X’e bağlı
  • Alfa-talasemi
  • Batten hastalığı, CLN3 ile ilgili
  • Beta-hemoglobinopatiler (orak hücre anemisi dahil)
  • Bloom sendromu
  • Kanavan hastalığı
  • Sitrüllinemili, tip 1
  • Kistik fibroz
  • Duchenne/Becker musküler distrofi
  • Kalıtsal disotonomi
  • Fanconi anemisi grup C
  • Frajil X sendromu
  • Galaktosemi
  • Gaucher hastalığı
  • Glikojen depo hastalığı, tip 1a
  • Izovalerik asidemi
  • Metil malonik asidemi ve homosistinüri, tip cblC
  • Mukolipidozis, tip IV
  • Mukopolisakkaridoz, tip I (Hurler sendromu)
  • Niemann-Pick hastalığı, tip A/B
  • Polikistik böbrek hastalığı, otozomal resesif
  • Rizomelik kondrodisplazia punktata, tip 1
  • Smith-Lemli-Opitz sendromu
  • Spinal musküler atrofi
  • Tay-Sachs hastalığı
  • Tirozinemi, tip 1
  • Zellweger spektrum bozuklukları, PEX1 ile ilgili

 

Ne zaman Horizon taşıyıcılık taraması yaptırmalıyım?

Horizon hamilelik öncesinde veya sırasında istediğiniz zaman yapılabilir. Bazı kişiler çocuk sahibi olmadan önce taşıyıcılık durumlarını bilmek isteyebilirler.

Horizon sonuçları bana ne söyler ve ne zaman söyler?

Sonuçlar elinize yaklaşık 3 hafta içinde ulaşır.

Pozitif sonuç, bir hastalığa neden olan veya hastalığa neden olması mümkün bir mutasyonun tespit edildiği anlamına gelir. Genetik bir hastalığı çocuğunuza geçirme olasılıklarını anlamak için eşinizin de Taşıyıcılık durumunu belirlemeniz önemlidir.

Negatif bir sonuç ise taranan koşullar için mutasyon tespit edilmediği anlamına gelir. Negatif sonuç, taşıyıcı olmak için önemli ölçüde düşük bir olasılık olduğunu gösterse de Taşıyıcılık taraması hastalığa neden olan mutasyonların tamamını saptayamayabilir.

Bir taşıyıcı isem gebelik seçeneklerim nelerdir?

Siz ve eşiniz aynı otozomal resesif hastalık için taşıyıcı iseniz veya siz X’e bağlı bir hastalığın taşıyıcısı iseniz şu seçenekleri göz önünde bulundurabilirsiniz:

 

BRCA1 ve BRCA2 Genetik Testleri – 14.11.2019

Meme/over kanseri dünyada en sık rastlanan kanser türleri arasında yer almaktadır. Toplum genelinde, kadınların yaklaşık %12 kadarının meme kanserine yakalanacağı öngörülmektedir. Meme ve/veya over kanserine kalıtsal yatkınlık ile ilgili olduğu bulunan pek çok gen tespit edilmiştir. Bu genler arasında yer alan BRCA1 ve BRCA2 genlerindeki mutasyonların, meme/over kanseri geliştirme riskini %50-85 kadar arttırdığı bildirilmiştir.

BRCA1 ve BRCA2 Genetik Testleri - 14.11.2019 - BİLİMSEL BÜLTENLER - Biruni Laboratuvarı - 444 1 864

 

MEME KANSERİ

Kadınlarda teşhis edilen kanserlerin %25’ini meme kanseri vakaları oluşturur. Tüm meme kanserlerinin %5-10’unun kalıtımsal olduğu ve BRCA1 ve BRCA2 genlerindeki mutasyonların da meme kanseri riskini en çok arttıran mutasyonlar olduğu gösterilmiştir. BRCA genlerindeki mutasyonlar, sadece hastanın genetik yatkınlığının göstergesidir. Yaşam tarzının ve çevresel etkenlerin de önemli bir rolü olduğu unutulmamalıdır. Dolayısıyla, BRCA1 ve BRCA2 mutasyonu tespit edilmiş bir kişide, meme veya over kanserinin ya da başka bir kanser türünün mutlaka ortaya çıkacağını ifade etmek hatalı bir yaklaşım olacaktır. Buna karşılık, mutasyon taşımayan bir kişide sporadik olarak meme kanseri gelişebilir.

BRCA1 ve BRCA2 GENLERİNİN ROLÜ

DNA hasarını tamir etmekle görevli olan BRCA1 ve BRCA2 genleri, tümör baskılayıcı genlerdir. Mutasyona uğradıklarında işlevlerini kaybederler ve doğal fonksiyonlarının tam aksi yönünde kanser oluşumuna sebep olan bir faktör haline gelirler. BRCA1 ve BRCA2 genlerinde, toplam 2600’den fazla mutasyon tanımlanmıştır. Bu mutasyonlar otozomal dominant şekilde kalıtılırlar ve yüksek derecede penetrans gösterirler. BRCA1 ve BRCA2 mutasyonu taşıyıcılarının toplumlardaki genel sıklığı yaklaşık 1/500 – 1/1000’dir.

BRCA1 veya BRCA2 geninde kalıtımsal bir mutasyon taşımak, meme, over ve bazı diğer kanserlerin oluşma riskini, hem kadınlarda hem de erkeklerde önemli derecede arttırmaktadır. (Tablo 1)

BRCA1 ve BRCA2 Genetik Testleri - 14.11.2019 - BİLİMSEL BÜLTENLER - Biruni Laboratuvarı - 444 1 864

HANGİ VAKALAR İÇİN GENETİK TEST DÜŞÜNÜLMELİDİR?

Eğer hastanın kendisinin veya ailesinin hikayesi aşağıdaki bulgulardan herhangi birini içeriyor ise genetik test düşünülür:

•50 yaşından erken meme kanseri

•Herhangi bir yaştaki over kanseri

•Çok odaklı meme kanseri

•Erkekte meme kanseri

•Triple negatif (östrojen reseptörü negatif, progesteron reseptörü negatif, HER2/Neu negatif) meme kanseri

•Aynı bireyde veya ailenin aynı tarafında pankreas kanseri ile birlikte meme veya over kanseri

•Birisi 50 yaşından genç olmak üzere 2 veya daha fazla akrabada meme kanseri

•Herhangi yaştaki 3 veya daha fazla akrabada meme kanseri

•Ailede daha önceden tanımlanmış mutasyon

Detaylı ve hatasız bir aile hikayesinin çıkarılması, kişinin katılımsal meme veya over kanseri riskinin belirlenmesinde çok büyük önem taşır. Kanseri erken teşhis edebilmek için atılacak her adımla, hastanın önleyici tedbirlere ve proaktif tedavilere ulaşması sağlanmış olacaktır. Sonuç olarak hastalığın daha iyi prognoz göstermesini sağlamak mümkün olacaktır.

(Risk kriterlerini açıklayan daha detaylı bilgiye “NCCN Clinical Practice Guidelines For Breast Cancer” ve benzeri kaynaklardan ulaşılabilir.)

1. Kalıtımsal meme/over kanseri için orta derece risk taşıyan vaka örneği:

 

BRCA1 ve BRCA2 Genetik Testleri - 14.11.2019 - BİLİMSEL BÜLTENLER - Biruni Laboratuvarı - 444 1 864

Ailenin aynı tarafında, 70 yaşından erken kansere yakalanmış, iki tane 1. ve 2. dereceden akraba bulunmaktadır.

2. Katılımsal meme/over kanseri için yüksek derece risk taşıyan vaka örneği:

BRCA1 ve BRCA2 Genetik Testleri - 14.11.2019 - BİLİMSEL BÜLTENLER - Biruni Laboratuvarı - 444 1 864

 

 

Ailede 1. ve 2. Dereceden bilateral meme kanseri olan (biri 50 yaşından önce) ve over kanseri olan akrabalar bulunmaktadır.

BRCA1 ve BRCA2 GENETİK ANALİZLERİ

1) BRCA1 ve BRCA2 Tüm Gen Dizilemesi

Aile hikayesinin ve/veya klinik tablonun katılımsal meme/over kanseri riskini işaret ettiği vakalarda, BRCA1 ve BRCA2 genlerinde Tüm Gen Dizilemesi yapılmaktadır. Yapılan dizi analizi sonucunda bir mutasyon tespit edilmesi halinde, hastanın ailesindeki diğer bireylere de bu ailesel mutasyon için test yapılması önerilir.

2) BRCA1 ve BRCA2 Delesyon/Duplikasyon Testi

Bazı durumlarda mutasyonlar, az sayıdaki DNA bazlarında değil, genin bir bölgesinin tamamının delesyonu veya duplikasyonu şeklinde ortaya çıkabilir. Bu tip büyük delesyon/duplikasyon mutasyonlarının BRCA1 ve BRCA2 genlerinde oldukça sıklıkla meydana geldiği görülmüştür. Ancak bu tür mutasyonlar, Tüm Gen Dizilemesi ile net olarak tespit edilemez. Bu mutasyonların analizi için MLPA yöntemi ile Delesyon/Duplikasyon Testi yapılması gerekir.

3) Meme/Over Kanseri ile İlişkili Diğer Genlerin İncelenmesi

BRCA 1 ve BRCA 2 dışında meme ve/veya over kanseri geliştirme riski ile bağlantılı oldukları saptanan başka genlerinde sayısı giderek artmaktadır. Diğer genlerdeki kalıtımsal mutasyonlar sadece meme ve /veya over kanserlerinin değil, aynı zamanda melanoma, kolon, pankreas ve prostat gibi başka kanserlerin riskinide arttırmaktadır. BRCA1 ve BRCA2 genlerinde yapılan testlerde mutasyon bulunmayan, fakat meme ve/veya over kanseri açısından kuvvetli bir aile hikayesine sahip olan kadınlar için Yeni Nesil Dizileme (Next Generation Sequencing – NGS) yöntemiyle yapılan paneller önerilebilir. Bu panellerde, meme ve/veya over kanseri ile ilgisi bulunmuş diğer yatkınlık genleri taranmaktadır. NGS yöntemi ile yapılan bu geniş kapsamlı dizilemeler sonucunda eğer mutasyon tespit edilirse, elde edilen bulguların Sanger Dizileme Yöntemi ile doğrulanması tavsiye edilir.

 

BRCA1 ve BRCA2 Genetik Testleri - 14.11.2019 - BİLİMSEL BÜLTENLER - Biruni Laboratuvarı - 444 1 864

Etkin Bir Antioksidan Koenzim Q10 – 03.07.2019

Koenzim Q10 (CoQ10) ya da Ubikinon, vücudun tüm hücrelerinde bulunan, yağda çözünen  vitamin benzeri bir moleküldür. Hücrede enerji üretiminin, bir çok anahtar enzimatik basamağında,  koenzim olarak görev alır. Koenzimler, kıyasla daha büyük ve kompleks enzimlerin aktivite için mutlak gereksindikleri  kofaktörlerdir.

 

CoQ10, hücrelerde bulunan çok sayıda enzim yanısıra, en az 3 mitokondriyal enzimin de (kompleks I, II ve III) koenzimidir. Bu mitokondri kompleksleri hücre fonksiyonları için gerekli olan ATP moleküllerinin sentezinde görev almaktadırlar. (1) Koenzim Q10 aynı zamanda potansiyel bir antioksidandır. CoQ10 bu rolüyle, mitokondriyal iç membranındaki solunum zincirinin elektron ve proton transportuna katılır ve oksidatif stresi azaltarak, hücre ve dokularda serbest radikal oksidasyonunu önler. CoQ10’un oksidatif strese ve azalmış antioksidan kapasiteye bağlı olarak gelişen çeşitli hastalıklardaki ve mitokondriyal düzensizliklerdeki potansiyel yararlılığı bir çok çalışmada gösterilmiştir.

CoQ10, ilk kez 1957 yılında, Dr. Frederic Crane tarafından, sığır kalbi mitokondrisinden izole edilmiştir. (2) Dr. Karl Folkers, 1958 yılında kimyasal yapısını belirlemiş (2,3 dimethoxy-5 methyl-6 decaprenyl benzoquinone) ve ilk kez fermentasyon yoluyla üretmiştir. Peter Mitchell, 1978 yılında, CoQ10’in enerji transferindeki hayati rolünü de içeren kemiosmotik teori ile biyolojik enerji transferinin anlaşılmasındaki katkıları nedeniyle kimya dalında Nobel ödülünü kazanmıştır. (3) Tüm dünyada bir çok araştırmacı, CoQ10’in normal serum düzeyleri üzerinde çalışmıştır, bunun sonucunda çeşitli hastalıklarda CoQ10 düzeyinde düşüklük saptanmıştır. CoQ10, doğal olarak çeşitli yiyeceklerde az miktarda bulunmakla birlikte, karaciğer, kalp, böbrek eti, sardalya ve uskumru balıkları, soya yağı ve yerfıstığı CoQ10’dan zengin gıdalardır, aynı zamanda tüm dokularda sentez edilir. Eksikliği diyetle yetersiz alımı, bozulmuş sentez veya kullanımının artışı ya da hepsinin kombinasyonu sonucu olabilir. CoQ10‘in Tirozin amino asitinden sentezlenmesi, en az 7 vitamin ve bir çok eser elementin gerektiği çok aşamalı bir reaksiyon zinciridir. Bu vitaminler Vit.B2-Riboflavin, Vit.B3-Niasin, Vit.B5-Pantotenik asit, Vit.B6-Piridoksin, Folik asit, Vit-B12 ve Vit.C-Askorbik asitdir. Bu vitamin ve eser element eksiklikleri de sekonder olarak CoQ10 eksikliğine neden olmaktadır. HMG-CoA redüktaz inhibitörleri, hiperkolesterolemi hastalarında kolesterol biyosentezini inhibe etmek için kullanılmaktadır. CoQ10 düzeyi de kolesterol ile kendi biyosentez yollarının kısmi ortaklığı nedeniyle bu grup ilaç kullanımında azalmaktadır. (4) CoQ10 tüketiminin artışı, yoğun egzersiz, hipermetabolizma ve akut şok durumlarında oluşur.

 

KOENZİM Q 10’UN KLİNİKTEKİ YERİ

CoQ10, mitokondriyal ve antioksidan destekle düzelme gösteren çok çeşitli klinik durumların potansiyel tedavisinde etkindir.

Kardiyovasküler endikasyonlar

Konjestif kalp yetmezliğinin tedavisinde, primer ve sekonder kardiyomyopatilerde CoQ10’in etkileri iyi tanımlanmıştır. (5,6,7) Kalp yetmezliğinde diyastolik fonksiyon üzerine etkileri bir çok çalışmada araştırılmıştır. Mitral valv prolapsusu ve hipertansif kalp hastalığında, ortak payda diyastolik disfonksiyondur, çünkü diyastolik fonksiyon, sistolik kasılmadan daha çok enerji ihtiyacı gösterir ve bu nedenle daha çok CoQ10 bağımlısıdır. Basitçe kalbi doldurmak boşaltmaktan daha çok enerji ister. (7) CoQ10’in kardiyovasküler hastalıklarda etkinliği üzerine yapılan pek çok çalışmada, kalp kası fonksiyonunu düzeltirken hiç yan etki ve ilaç etkileşimi göstermediği bulunmuştur. Hemen her çalışmada CoQ10, geleneksel medikal tedavinin yanına eklenmiş, geleneksel tedavi dışlanmamıştır. Hipertansiyon çalışmalarında adjuvan tedavi olarak uygulanmış, sistolik ve diyastolik kan basınçlarında anlamlı düşüş olduğu gösterilmiştir. (8)

Nörolojik endikasyonlar

Parkinson hastalığında fonksiyonel kaybı azalttığı(9) ve semptomlarda düzelme sağladığı saptanmıştır.(10) Mitokondriyal ensefalopatilerde kullanımı FDA tarafından onaylanmış bir CoQ10 formu vardır.(11) Migrende atakların sıklığını azalttığı gösterilmiştir. (12)

Diyabetik ve metabolik endikasyonlar

Diyabetik hastaların takibinde oksidatif stresi azalttığı ve glisemik kontrolü sağladığı, böylece HbA1c düzeylerinde iyileşme sağladığı gösterilmiştir. (13) Antioksidan ve serbest radikal yakalayıcı özelliği ile CoQ10, tüm dokularda oksidatif hasarı azalttığı gibi, LDL kolesterol oksidasyonunu da büyük ölçüde inhibe eder, bu özelliği E vitamininden daha etkindir.(14) İskemi reperfüzyonunda ve aterosklerozun önlenmesi konularında gelecek vaad etmektedir. CoQ10, yaşlanmanın serbest radikal teorisi ile ilişkisi nedeniyle, yaşlanmayı ve yaşlanmaya bağlı dejeneratif hastalıkları da geciktirebilir.

20’li yaşlardan sonra insanlarda CoQ10 düzeylerinin azaldığına dair epidemiyolojik kanıtlar vardır. CoQ10 kullanımının mutlak bir kontrendikasyonu bilinmemektedir. Ancak gebe ve emziren annelerde etkisi çalışılmamıştır.

REFERANSLAR

1- Crane, F.L. “Biochemical functions of coenzyme Q10.” J. Am. Coll. Nutr., 20(6), 591-598 (2001).

2- Crane F.L., Hatefi Y., Lester R.I., Widmer C. (1957) Isolation of a quinone from beef heart mitochondria. Biochimica et Biophys. Acta, vol. 25, pp 220-221.

3- Mitchell P. (1991) The vital protonmotive role of coenzyme Q. In: Folkers K., Littarru G.P., Yamagami T. (eds) Biomedical and Clinical Aspects of Coenzyme Q, vol. 6,Elsevier, Amsterdam, pp 3-10.

4- Ghirlanda G., Oradei A., Manto A., Lippa S., Uccioli L., Caputo S., Greco A.V., Littarru G.P. (1993) Evidence of Plasma CoQ10 – Lowering Effect by HMG-CoA Reductase Inhibitors: A double blind , placebo-controlled study. Clin. Pharmocol., J. 33, 3, 226-229.

5- Langsjoen P. H., Langsjoen, P. H., Folkers, K. (1989) Long term efficacy and safety of coenzyme Q10 therapy for idiopathic dilated cardiomyopathy. In: The American Journal of Cardiology, Vol. 65, pp 521 – 523.

6- Mortensen S.A., Vadhanavikit S., Muratsu K., Folkers K. (1990) Coenzyme Q10: Clinical benefits with biochemical correlates suggesting a scientific breakthrough in the management of chronic heart failure. In: Int. J. Tissue React., Vol. 12 (3), pp 155-162.

7- Peter H. Langsjoen, MD.,F.A.C.C. (2008) Introduction to Coenzyme Q10

8- Rotblatt M, Ziment I. Evidence-based herbal medicine. Philadelphia: Hanley and Belfus, 2002.

9- Shults CW, Oakes D, Kieburtz K, Beal MF, Haas R, Plumb S, et al. Effects of coenzyme Q10 in early Parkinson disease: evidence of slowing of the functional decline. Arch Neurol 2002;59:1541-50

10- Muller T, Buttner T, Gholipour AF, Kuhn W. Coenzyme Q10 supplementation provides mild symptomatic benefit in patients with Parkinson’s disease. Neurosci Lett 2003;341:201-4.

11- CoQ10 product earns orphan drug status [News and Trends]. Health Supplement Retailer. Accessed online May 19, 2005, at: http://www.hsrmagazine.com/ articles/0a1news.html.

12- Sandor PS, Di Clemente L, Coppola G, Saenger U, Fumal A, Magis D, et al. Efficacy of coenzyme Q10 in migraine prophylaxis: a randomized controlled trial. Neurology 2005;64:713-5.

13- Hodgson JM, Watts GF, Playford DA, Burke V, Croft KD. Coenzyme Q10 improves blood pressure and glycaemic control: a controlled trial in subjects with type 2 diabetes. Eur J Clin Nutr 2002;56:1137-42.

14- Bowry V.W., Mohr D., Cleary J., Stocker R. (1995) Prevention of tocopherol-mediated peroxidation in ubiquinol-10-free human low density lipoprotein. J Biol Chem 1995 Mar 17;270(11):5756-63

HÜCRE İÇİ VE DIŞI MİNERALLER VE METALLER

MİNERALLER NEDEN ÖNEMLİDİR?

→ Metabolizmada birçok basamakta rol alırlar
→ Enzimlerin çalışmalarını sağlarlar
→ Özellikle bağışıklık sistemi, sinir sistemi, antioksidan kapasite, mitokondri fonksiyonu, barsak ve kemik sağlığı ve endokrin sistem için çok önemlidirler.

Metabolizmada çok yaygın rol aldıkları için eksiklikleri birçok farklı şikayetlere neden olabilir.

Sık infeksiyonlar, kronik inflamatuvar hastalıklar, bellek, konsantrasyon, algılama, öğrenme, muhakeme gibi bilişsel fonksiyon bozuklukları ve hormonal bozukluklar önemli eksiklik bulgularından bazılarıdır.

Bir mineralin fazla kullanımı diğerlerinin eksikliğine neden olabilir

Mineraller gereksiz aşırı kullanıldıklarında metabolizma süreçlerine zarar verebilirler. Örneğin birçok takviyeye ve ilaca ilave edilmiş çinko kronik aşırı kullanımda bakır mineralinin emilimini azaltabilir ve histamin intoleransı bulgularına (burun tıkanıklığı, kaşıntı, döküntü, kızarıklık, ishal, baş ağrısı vb.) neden olabilir.

Mineral düzeyleri tek başına değerlendirilmemelidir

MİNERALLER VE METALLER NEDEN BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLMELİDİR?

Bazı metaller, hayati önem taşıyan minerallerle yarışarak onların etkisini engeller. Bu durumda mineraller normal sınırlarda olsa bile enzimlere bağlanmaz ve metabolizma tam çalışmaz. Bu yarışma kadmiyum/çinko, nikel/magnezyum, kurşun/kalsiyum ve civa/selenyum arasında vardır. Bu nedenle kalsiyum, çinko, magnezyum ve selenyum ile birlikte kurşun, kadmiyum, nikel ve civa ölçümü de yapılmalıdır. Mineral dengesini doğru değerlendirmek için bu etkileşimleri görebilmek önemlidir. Bu nedenle hücre içi ve dışı metal mineral analizi önerilir.

MİNERALLER NEDEN ÖNEMLİDİR?

Minerallerin metabolizma basamaklarında farklı rolleri vardır. Örneğin metabolizmanın çalışması için 300’den fazla reaksiyona katılan, bağışıklık, yara iyileşmesi, büyüme-gelişmede rol alan ve hamilelik döneminde çok önemli olan çinkonun eksikliği oldukça sık görülür.

Çinko eksikliğinde saç dökülmesi, ishal, egzama, psöriazis, sık enfeksiyonlar, davranış bozukluğu, geç yara iyileşmesi, tırnaklarda beyaz lekeler, iştah ve tat duyusu bozukluğu, ileri derecede eksiklikte çocuklarda kısa boy, büyüme geriliği, ergenliğin gecikmesi bulguları görülür.

Kırmızı et, yumurta, süt ürünleri, sakatatlar, deniz ürünleri, fındık, badem, ceviz, çekirdek, baklagiller, fitatlar, tahıllar, keten tohumu, buğday kepeği, meyve sebzelerle devamlı tüketildiği halde eksikliği oldukça fazladır.   Bu eksikliğin nedeni gıdalarla yetersiz alım yanı sıra diğer minerallerle veya metallerle (bakır, demir vb) etkileşim de olabilir.

Barsak geçirgenliği için mineraller önemli midir?

Barsakların sağlıklı çalışması, gıdalarla alınan besin öğeleri, mineral, vitaminlerin emilimi için gereklidir. Aynı zamanda gıda katkı maddeleri, metaller, tarım ilaçları, böcek ilaçları vb vücuda zararlı birçok maddenin barsaklardan emilmemesi de gerekir. Bu mekanizmanın doğru çalışması için selenyum, magnezyum, kalsiyum ve çinko çok önemlidir.

Selenyum, magnezyum, kalsiyum ve çinko eksikliğinde barsak geçirgenliğinin arttığı ve bu mineraller takviye edidiğinde geçirgenliğin azaldığı gösterilmiştir.

 

Neden hücre içi ve dışı değerlendirmek önemlidir?

Neredeyse tamamı hücre içinde daha fazla bulunan mineral ve metalleri tek başına serumda yani hücre dışı alanda analiz etmek doğru bir değerlendirme için yeterli değildir. Bu nedenle her iki alanı da görmek için en hassas yöntem olan ICP MSMS yöntemi ile bu analizi yapmak gerekir.

Metaller mineralleri baskılar

ALCAT TEST: LÖKOSİT AKTİVASYON TEST

Yeni Nesil Gıda ve Kimyasal Duyarlılık Testi

“Gıdaların neden olduğu hücresel inflamatuvar yanıt ölçümü”

ALCAT test ile kişiye spesifik inflamasyon yaratan gıdalar tespit edilip, elimine edildiğinde kilo yönetimi ve sağlığın optimize edilmesi mümkündür.

ALCAT TEST NEDİR?

Gıdalar, gıda katkı maddeleri, ilaçlar vb maddelere vücudun verdiği hücresel bağışıklık yanıtını değerlendiren bir testtir. Direkt olarak bağışıklık hücre yanıtını ölçer. Bu nedenle gıda ve kimyasal duyarlılıklarını en doğru değerlendiren yeni nesil testlerdendir.

NEDEN ALCAT TEST?

Bağışıklık sistemi hücrelerinin aktivasyonu inflamasyona neden olur. Bağışıklık sistemi sadece hastalık yapan patojenlerle değil gıdalar, toksinler ve kimyasallarla da devamlı uyarılır. Gıdalara ve bu maddelere karşı verilen süregen yanıt kronik inflamasyon ve kronik inflamasyonla ilişkili hastalıklara (kardiometabolik, otoimmun hastalıklar vb) neden olabilir. Alcat test hücre hacmi, boyutu ve sayısındaki değişiklikleri değerlendirerek hücre aktivasyonunu tesbit eder.

 

 

Şekil 1. Şekilde gıdalar, kimyasallar vb. tetiklediği doğal bağışıklık sistemi hücreleri görülmektedir. Hücreler bu maddeler ile uyarıldığında şekil, hacim ve sayılarında değişiklik olur ve hücrelerden DNA ve serbest radikaller salınır.  Bu durum inflamasyona neden olur.

ALCAT Test Yale Üniversitesi tarafından bilimsel olarak valide edilmiştir. ‘’ALCAT doğruluğu ve etkinliği kanıtlanmış bir testtir’’

Prof.W.Z.Mehal,MD,PhD

Kronik inflamasyona neden olan gıdalar ve maddeleri saptayıp bunlardan uzak durmamız; 

• Kilo kontrolü
• Sağlıklı yaşam
• Günlük performansımızı olumlu yönde etkiler

Kronik inflamasyon birçok sistemi etkiler ve birçok farklı şikayete neden olabilir;

• Bağırsaklar (Çölyak, irritabl barsak sendromu, ishal, kabızlık, gaz, gastrit, reflü)
• Metabolizma (obezite, kilo verme sorunları, tip2 Diabet, tiroid rahartsızlıkları)
• Cilt (sivilce, egzama, sedef, kaşıntı ve döküntü)
• Kas iskelet sistemi (ağrılı katı eklemler, artrit, tendinit, fibromiyalji)
• Solunum sistemi (Kronik öksürük, astım, geniz akıntısı, sinüzit)
 Sinir sistemi (kronik yorgunluk, baş ağrısı, migren, bilişsel bozukluklar, ADD, ADHD)

ALCAT TEST NEDEN GEREKLİDİR?

ALCAT test akut ve acil klinik sonuçlara neden olan Tip I gıda duyarlılığını ölçen bir test değildir. Bu test, düşük düzeyli kronik (süregen) geç tip gıda reaksiyonlarını tesbit eder. Bu test, kişilerin farkında olmadan devamlı tükettiği gıdalar ve diğer maddelere bağlı olan kronik semptomların nedenini bulabilir.

Bağışıklık hücrelerinin gıdalar veya diğer maddelerle uyarılması toksik kimyasallar ve serbest radikallerin salınımına neden olur. Bu salınan maddeler aslında hasar veren etkene karşı vücudun kendini savuma yanıtıdır fakat uygunsuz olarak devamlı salınmaları dokulara hasar verebilir. Hücre ve mitokondri DNAsında (hücrede enerji oluşturan yapı) da hasar oluşabilir.

ALCAT TESTİN BİLİMSEL OLARAK KANITLANMIŞ YARARLARI?

  • Kilo kontrol% 98
  • Mide barsak sistemi hastalıkları% 87
  • Cilt rahatsızlıkları% 90
  • Baş ağrısı, migren% 95
  • Solunumsal rahatsızlıklar% 95
  • Stres, tükenmişlik bulguları% 60
  • Depresyon, anksiete% 31
  • İnflamatuvar artrit% 65

 

ALCAT Test

• Çift kör çalışmalarda şikayetler ile uyumlu olduğu bulunan
• Birçok maddeye karşı verilen istenmeyen reaksiyonları değerlendiren
• Güvenli duyarlılık testi olarak valide edilmiş
• Bağışıklık hücre reaksiyonlarını ölçen yeni nesil tanı testidir

NELER TEST EDİLEBİLİR?

Tek bir seferde alınan kan ile 450 den fazla madde test edilebilir.

Gıda paneli: 250 civarında gıdaya karşı yanıt test edilebilir. Bu gıdaların içinde gluten, gliadin ve süt proteinleri ayrıca değerlendirilir.

Kimyasal panel: Kozmetikler, ilaçlar, deterjanlar, pestisidlerin içerdiği 100’den fazla kaçınılması gereken kimyasal madde analizi yapılır.

Fitokimyasallar ve fonksiyonel gıdalar: Gıda takviyeleri, bitkisel çaylar ve bazı baharat karışımlarında bulunan 100’den fazla maddeye karşı reaksiyon değerlendirilir.

Mantarlar: Gıdalarda, ev ortamında, bahçelerde ve doğal çevrede bulunan 20 mantar türüne karşı analiz yapılır.

ALCAT TEST SONUÇLARI

Sonuçlar sizin bağışıklık hücrelerinizin verdiği yanıt göz önüne alınarak hafif, orta ve şiddetli veya normal yanıt olarak sınıflandırılır.

Raporların kolay anlaşılabilmesi için sınıflandırılan maddeler renkli formatta sunulur.

NE YEMELİYİM / NE YEMEMELİYİM ?

Kaçınılacak gıda listesinin yanısıra tüketilebilecek  gıdalar bir rotasyon diyet listesi halinde önerilir.

 

» ALCAT TEST 100 Örnek Raporunu Görüntülemek İçin Tıklayınız

 

ALCAT Test İle Neler Test Edilir – Panel İçeriklerini Görüntülemek İçin Tıklayınız

 

 ALCAT TEST’ inizi dilediğiniz tüm Biruni Laboratuvarı şubelerimizde yaptırabilirsiniz. Size en yakın şubemize ulaşmak için lütfen tıklayınız. 

LİTERATÜRLER

1.A leukocyte activation test identifies food items which induce release of DNA by innate immune peripheral blood leucocytesIrma Garcia-Martinez, Theresa R. Weiss, Muhammad N. Yousaf, Ather Ali,and Wajahat Z. Mehal Nutr Metab (Lond). 2018; 15: 26. doi: 10.1186/s12986-018-0260-4 PMCID: PMC5896029 PMID: 29651299

2.Rational Management of Food Intolerance in Elite Athletes. Angelini et al. Journal of the International Society of Sports Nutrition 2011, 8 (Suppl 1):36

3.Alcat Test Identifies Food Intolerance in Patients with Gastrointestinal Symptoms Berardi et al. Study presented at the XXVIII Congress of the European Academy of Allergy & Clinical Clinical Immunology, 6-10, Warsaw, Poland, June 2009,. Published in the European Journal of Allergy and Clinical Immunology, Supplement 90, Volume 64, 2009, pg. 490.

4.Food intolerance in patients with cutaneous diseases: diagnostic value of the Alcat Test Berardi, L1; De Amici, M1; Vignini, A2; Torre,C1; Mosca, M2. Study presented at the XXVIII Congress of the European Academy of Allergy & Clinical Immunology, 6-10, Warsaw, Poland June 2009. Published in the European Journal of Allergy and Clinical Immunology, Supplement 90, Volume 64, 2009, pg. 490

5.A Comparison of the Alcat Test for Food Reactions Amongst 2 Population Sub-GroupsDr. DH Sandberg and Dr. MJ Pasula,45th Annual Congress of the American College of Allergy and Immunology, Los Angeles, CA November 12-16, 1998, published in the Annals of Allergy.

6.Efficacy of individualised diets in patients with irritable bowel syndrome: a randomised controlled trial Ather Ali, Theresa R Weiss, Douglas McKee, Alisa Scherban, Sumiya Khan, Maxine R Fields, Damian Apollo, Wajahat Z Mehal