Östrojenler tüm vücut ama özellikle cilt, beyin, kemik, karaciğer, üreme ve kalp damar sağlığı için önemlidir. Fakat görevlerini tamamlamış östrojenlerin yanlış yolla yıkımından oluşan ürünler sağlık için bir tehdit olabilir.
ÖSTROJEN METABOLİZMA PANELİ
Sağlıklı bir vücut işleyişinde görevini tamamlayan hormonlar vücuttan uzaklaştırılır. Fonksiyonunu tamamlayan hormonlar hücrelerden ayrılıp kan yoluyla karaciğere gider. Karaciğerde detoksifikasyon süreçleri ile etkisizleştirilip vücuttan atılır hale dönüştürülür. Tüm hormonlar için bu yıkım yolları geçerlidir. Uygun yolla yıkılamayan ve vücuttan atılamayan östrojen hormonları hem kadın hem de erkeklerde sağlık için tehdit oluşturabilir. Yüksek konsantrasyonlarda yıkılmamış östrojene uzun süre maruz kalmak kadınlarda meme ve endometriyum erkeklerde ise prostat kanserlerinin gelişimine neden olabilir.
Östrojen hormonu yıkım ürünleri kanda saptanamayacak kadar düşük miktarlarda olduğu için yüksek miktarlarda atıldığı idrarda analiz edilir. İleri teknoloji kullanılarak çok hassas yöntemlerle hem ana hormonlar hem de ana hormonların yıkım ürünlerini değerlendirmek mümkündür.
Yaşa Göre Kadınlarda Östrojen Seviyesi
ÖSTROJEN METABOLİZMA PANELİ HANGİ DURUMLARDA ÖNERİLİR?
Ailede veya kişinin kendisinde meme, prostat vb. hormona bağlı kanser vakası varsa
Kilo alma veya uyku sorunu gibi hormonal dengesizlik sorunları varsa
Terleme, uyku sorunu gibi östrojen baskınlığı bulguları varsa
Polikistik over varsa
Yeteri kadar dengeli beslenemeyen, düzenli egzersiz yapamayan kişilerde
Adrenal yetmezlik varsa
Menopoz nedeniyle hormon replasman tedavisi düşünülen durumlarda Östrojen Metabolizma Paneli önerilir.
Günün 4 farklı saatinde toplanan 4 spot idrar örneği ile östrojen hormonlarının yıkım yolları değerlendirilebilir ve sağlık riskleriniz saptanabilir.
İrritabl Bağırsak Sendromu (IBS), en sık görülen fonksiyonel bağırsak hastalığıdır. Bireylerin yaşam kalitesi üzerine olan olumsuz etkilerinden dolayı fonksiyonel bağırsak hastalıklarının oluşumu ve tedavi süreçlerinin anlaşılması önemlidir. Gastrointestinal şikayetleri olan ve doktora başvuran hastaların yaklaşık %50’si IBS tanısı almaktadır.
IBS NEDENLERİ
Araştırmalar, IBS’de genetik, fizyolojik, psikolojik, sosyal ve kültürel birçok faktörün rol aldığını göstermektedir. Fizyopatolojisinde diyet, psikolojik faktörler, geçirilmiş bağırsak enfeksiyonu ve bağırsak florasının rol oynadığı bilinmektedir. Bakteriyel metabolitler ve nörotransmitterler, aynı zamanda santral sinir sistemi gibi enteral sinir sistemi fonksiyonlarını da etkileyerek intestinal motiliteyi artırıp azaltabilir. Bu faktörlerin bileşimindeki herhangi bir değişiklik IBS patogenezinde rol oynar ve IBS alt tipini belirler. Ağırlıklı diyare semptomları ile seyreden IBS (IBS-D), ağırlıklı konstipasyon semptomları ile seyreden IBS (IBS-C) ya da karışık dönüşümlü olan IBS (IBS-M) olabilir.
İRRİTABL BAĞIRSAK SENDROMU, en sık görülen fonksiyonel bağırsak hastalığıdır. Gastrointestinal şikayetleri olan hastaların %50’si IBS tanısı almaktadır.
İRRİTABL BAĞIRSAK SENDROMU, en sık görülen fonksiyonel bağırsak hastalığıdır. Gastrointestinal şikayetleri olan hastaların %50’si IBS tanısı almaktadır.
IBS PANELİ
İrritabl Bağırsak Sendromu Paneli, gaitada patojenik olarak önemli nörotransmitterler ve metabolitleri saptar. Panel içeriğinde histamin, triptofan, serotonin ve GABA analizleri yer almaktadır. Panel içeriği, 45 IBS hastasının değerlendirildiği bir pilot çalışmanın sonuçlarına dayanmaktadır (Schütz ve ark., 2019). Hastaların en az %81’inde bir ya da daha fazla parametrede bozukluk gösterilmiştir.
İRRİTABL BAĞIRSAK SENDROMU Pilot Çalışma Örneği
Hastaların %31’inde Histamin düzeyleri yüksek bulunurken, %57’sinde triptofan düzeyleri düşük bulunmuş ve %47’sinde serotonin düzeylerinde yetersizlik saptanmıştır. Hastaların %48’inde GABA eksikliği saptanmıştır.
İnsan vücudu, çoğunluğunu bakterilerin oluşturduğu mantar, virüs ve diğer tek hücrelileri içeren çeşitli mikroorganizmaları barındırır. Bu mikroorganizmalara “Mikrobiyota” denilmektedir. İnsan vücudundaki mikroorganizmaların büyük çoğunluğu, başta bağırsak olmak üzere deri, üreme organları ve solunum sisteminde bulunur. Bağırsaklarımız, vücudumuzdaki en yoğun ve en çeşitli mikroorganizma topluluğunu barındırmaktadır.
MİKROBİYOTA NE İŞE YARAR?
Bağırsak mikrobiyotası fizyolojik, metabolik fonksiyonlar ve bağışıklık sistemimiz üzerinde oldukça aktif ve karmaşık görevler üstlenmektedir.
Yararlı bağırsak bakterileri;
●Ortamı asit hale getirirler, hastalık yapıcı zararlı bakterilerin çoğalmasına, engel olurlar.
●Kalsiyum, magnezyum, demir ve çeşitli minerallerin emiliminde önemli rol oynarlar.
●B1, B2, B6, B12 ve K vitaminlerinin üretim ve emilimine katkıda bulunurlar.
●Bağışıklık sisteminin oluşumu ve gelişimine katkıda bulunur ve hayat boyu işleyişinde rol oynarlar.
BAĞIRSAK MİKROBİYOTASINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER
● Doğum şekli
●Anne sütü alımı
●Antibiyotik, mide asidini düşüren ilaç vb kullanımı
●Çevresel faktörler (hava kirliliği, metaller, boyalar vb)
●Stres
●Kronik sindirim sistemi hastalıkları
●Beslenme
●Genetik faktörler
●Yaşanılan coğrafi mikrobiyota
Bakterilerin karakteristik özellikleri genlerinde kodlanmıştır. Dışkı örneğinde, yeni geliştirilmiş çok hassas bir yöntemle (DNA sekanslama) bakteri genleri saptanarak bağırsak mikrobiyotasını oluşturan bakterilerin tanımlanması mümkün olabilmektedir
Sağlıklı ve uzun yaşamın anahtarı sağlıklı bir bağırsak yapısıdır. Parmak izi kadar kişiye özel olan bağırsak mikrobiyota durumunun bilinmesinde sayısız yarar vardır. Mikrobiyota analizi ile kişiye özel tedavi yaklaşımları mümkün olmakta, artmış ya da azalmış bakterilerin varlığına göre diyet düzenlemesi, uygun probiyotik ve prebiyotiklerin kullanımı gibi çözümler önerilebilmektedir
Mikrobiyom bağırsaklarda yaşayan canlı bir evrendir. Bağırsak bakterileri sindirim ve immün sistem ile hormon dengesini etkileyebilir. Mikroorganizmalar ince bağırsakta sayıca artış gösterdiğinde SIBO (Small Intestinal Bacterial Overgrowth) gelişir. Şişkinlik, karın krampları, ishal ya da kabızlığın yanı sıra migren, uyku bozuklukları ve depresif ruh hali tipik SIBO semptomlarıdır. Bunlara ek olarak şiddetli vitamin ve mineral eksiklikleri, bağırsak mukozasında iltihaplanma ve immün
sistem yetersizliği gelişebilir.
SIBO NEDİR?
SIBO, ince bağırsakta bulunan bakterilerin olması gerekenden daha fazla sayıda kolonize olmasıdır. Sağlıklı bir ince bağırsak florasında (<103 CFU / ml) kalın bağırsağa ( 109-1012 CFU / ml) kıyasla çok düşük bakteri sayısı mevcuttur. SIBO varlığında ise ince bağırsak bakteri sayısı artar ve ml’de 103 CFU üzerine çıkar. Bu bakteriler karbonhidratları metabolize ederken gastrointestinal yakınmalardan sorumlu olabilen hidrojen, karbondioksit ve kısa zincirli yağ asitleri ortaya çıkar.
Yaygın görülen semptomlar
Şişkinlik
Karın krampları
İshal
Kabızlık
Geğirme
Gaz çıkarmm
Ek olarak görülen semptomlar
Depresif ruh hali
Migren
Genel yorgunluk
Konsantrasyon bozuklukları
Uyku bozuklukları
KİMLER ETKİLENEBİLİR?
Yakın zamana kadar SIBO’nun spesifik bulguları bilinmiyordu. Hala tanı almayan birçok SIBO hastası bulunuyor. Bazı çalışmalar SIBO’nun kadınlar ve ileri yaş insanlarda daha sık görüldüğünü göstermiştir. Yapılan çalışmalar sayesinde SIBO’nun nedenlerini ve risk grubundaki insanları tanımlamak mümkün olmuştur. Tablo SIBO’nun olası risk faktörlerini göstermektedir.
NASIL TANI KONULUR?
Nefes testi noninvaziv, güvenilir ve kolay uygulanabilir bir yöntemdir. Test prosedürü bakteriler tarafından üretilen hidrojen ve metan konsantrasyonlarını %100’e yakın bir hassasiyet ile saptar. Referans örneği alındıktan sonra hasta test kitinin sağladığı laktuloz solüsyonunu içer. Hidrojen ve metan konsantrasyonları
belirli zaman aralıklarında ölçülür. Hidrojen ve metan konsantrasyonları 90 dk. içerisinde referans aralığın üzerine çıkarsa SIBO tanısı konulur.
ENDİKASYONLAR
Şişkinlik, kramplar, diyare, depresif ruh hali, migren, baş ağrısı, yorgunluk, konsantrasyon bozuklukları, uyku bozuklukları
Gastrointestinal sistemde kronik hastalıkları olan hastalar
Karbonhidrat / glüten duyarlılığı olan hastalar ya da Çölyak hastaları
SIBO RİSK FAKTÖRLERİ
Mekanik İleus
İnce bağırsak tümörü
Bağırsak düğümlenmesi ya da tıkanması
Obstrüktif defekasyon sendromu
Postoperatif yan etkiler
Bağırsak fizyolojisindeki mekanik değişiklikler mikroorganizma dağılımındaki değişikliklere neden olur.
Sistemik Hastalıklar
Şeker hastalığı
skleroderma
amiloidoz
Metabolik sendrom
Birden fazla organı tutan kronik hastalıklar mikrobiyomu etkiler. Yapılan son çalışmalar, aşırı kilo alımı ve obezitenin SIBO gelişimini tetiklediğini göstermiştir.
Motilite Sorunları
İrritabl bağırsak sendromu
Psödoobstrüksiyon
Yavaşlamış gastrointestinal peristaltizm alınan gıda ve mikroorganizmaların bağırsağa geçişini geciktirir. Bu durum mikroorganizmaların proliferasyonuna ve
yayılmasına neden olur.
İlaçlar
Opioid ilaçlar
Güçlü antisekretuar ajanlar
(örn: proton pompası inhibitörleri)
Opioidler peristaltizmi inhibe eder. Proton pompası inhibitörleri gastrik asit üretimini engeller. Güçlü antibakteriyal etkisi olan gastrik asidin engellenmesi ince bağırsakta bakteri oluşumuna neden olur.
Malabsorpsiyon
Pankreas yetmezliği
Karaciğer sirozu
Kronik inflamatuar bağırsak hastalığı (IBD)
(Crohn, Ulteratif kolit vb.)
Çölyak hastalığı
Laktoz intoleransı
Fruktoz ve sorbitol malabsorpsiyonu
Gastrik asit, safra asitleri ve sindirim enzimleri mikrobiyomun düzenlenmesinde rol oynarlar. Mikroorganizmaların bağırsakta proliferasyonunu kontrol ederler. IBD ve diğer malabsorbsiyon bozuklukları nedeniyle sindirilememiş gıda komponentleri mikroorganizmaların gelişimine katkı sağlar.
İmmün Yetmezlik
SIgA (Salgısal IgA) yetmezliği
AIDS
Zayıf intestinal mukozal bağışıklık bakteri artışını önleyemez ve patojenik mikroorganizma ve metabolitlerine karşı koruyuculuk sağlayamaz.
Diğer Risk Faktörleri
divertikül
Yaş
Divertikül ve İntestinal mukoza arasında besin atıkları oluşabilir ve bu ortam mikroorganizmaların hızla çoğalmasına sebep olur. Motilite bozuklukları, malabsorbsiyon, mide ve safra asit üretiminin azalması gibi fizyolojik yaşlanma süreci SIBO gelişimine neden olabilir.
SIBO TESTİ ÖNCESİ HAZIRLIK
4 hafta önce:
Antibiyotik kullanılmamalı
7 gün önce:
Laksatif ve Antiasit kullanılmamalı
48 saat önce:
– Probiyotik ve prebiyotik alınmamalı
Tüketilmemesi gereken gıdalar:
– Şeker içeren tüm gıdalar, bal, reçel, meyve suyu, kola vb. meşrubatlar
– Alkol
– Tam tahıllı ürünler, tam buğday, çavdar, yulaf, arpa, makarna, bulgur, mısır gevreği, esmer pirinç, karabuğday, kinoa
– Teste 12 saatlık açlık sonrası başlanmalı (Sadece su içilebilir)
– Sakız çiğnenmemeli,
– Diş macunu ve gargara yapılmamalı (dişler sadece suyla yıkanabilir)
– Sadece en önemli ilaçlarınız alınabilir. (doktorunuza danışınız)
1 saat önce:
– Sigara içilmemeli Pasif içici olmamalı
– Fiziksel egzersiz yapılmamalı
– Uyunmamalı
Test esnasında:
– Test solüsyonunu aldıktan sonra su içilmemeli
– Solüsyonu aldıktan 1 saat sonra, su içilebilinir
Sibo Nedir? Hakkında Sık Sorulan Sorular
SIBO testi aç karnına mı yapılır?
Evet, SIBO nefes testi açlık gerektiren bir testtir.
SIBO testi ne kadar sürer?
SIBO testi kısa bir işlem değildir; çünkü iki buçuk saat (150 dakika) süresince belirli aralıklarla nefes örneği alınır.
SIBO testi öncesi nelere dikkat edilmelidir?
Test öncesinde ilaç kullanımı, beslenme, sigara, egzersiz ve günlük alışkanlıklarla ilgili hazırlık kurallarına uyulması gerekir. Özellikle test doğruluğunu etkileyebilecek uygulamalar için laboratuvarın verdiği hazırlık talimatları esas alınmalıdır.
SIBO testinden önce antibiyotik kullanılır mı?
Hayır, antibiyotik kullanımı test sonucunu etkileyebileceği için, doktorunuz farklı bir şey önermediği sürece testten önce 4 hafta antibiyotik kullanılmamalıdır.
SIBO testinden önce probiyotik kullanılır mı?
Probiyotik ve prebiyotik ürünler test sonucunu etkileyebileceği için, 48 saat öncesinden itibaren tüketilmemelidir.
SIBO testi sonucu nasıl yorumlanır?
SIBO testinde nefes örneklerinde ölçülen hidrojen ve metan gazlarının zamana bağlı değişimleri değerlendirilir. Sonuç klinik belirtiler, klinik öykü ve hekim değerlendirmesiyle birlikte anlam kazanır.
SIBO tedavi edilmezse ne olur?
Tedavi edilmeyen olgularda şişkinlik, gaz, karın ağrısı, ishal veya kabızlık gibi yakınmalar devam edebilir; besin emilim bozukluğu, vitamin ve mineral eksiklikleri ve kilo kaybı görülebilir.
SIBO ile IBS arasındaki fark nedir?
SIBO ve IBS aynı durum değildir; ancak şişkinlik, karın ağrısı ve dışkılama değişiklikleri gibi ortak belirtiler nedeniyle birbirleriyle karıştırılabilir. Bu nedenle benzer yakınmalar tek başına tanı koyduramaz; ayrım için hekim değerlendirmesi gerekir.
Maymun çiçeği, İlk olarak Orta ve Batı Afrika’da, genellikle tropik yağmur ormanlarına yakın alanlarda ortaya çıkan, Monkeypox virüsünün neden olduğu bulaşıcı bir hastalıktır.
Yalnızca Batı ve Orta Afrika’daki ülkeleri değil, dünyanın geri kalanını da etkilediği için halk sağlığı açısından önemi olan bir hastalıktır. Afrika dışındaki ilk Maymun Çiçeği salgını 2003 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde görülmüştür. Salgın ABD’de 70’in üzerinde Maymun Çiçeği vakasına yol açmıştır. 2018’den 2022 yılına kadar farklı zaman aralıklarında Nijerya, İsrail, İngiltere, Singapur ve ABD’ye seyahat eden kişilerde bildirilmiştir. Mayıs 2022’de endemik olmayan birkaç ülkede birden fazla Maymun Çiçeği vakası tespit edilmiştir.
Maymun Çiçeği Virüsü Nasıl Bulaşır?
Maymunlar dışında sincap, sıçan, fare gibi kemirgenlerin de virüse duyarlı olduğu bilinmektedir.
Monkeypox virüsünü taşıyan hayvanların insanları ısırması, tırmalaması, hayvanın eti, kanı, vücut sıvıları ve lezyonlarına direkt temas ile veya tüm bunlarla kirlenmiş materyallerden de dolaylı yolla geçebilmektedir.
İnsandan insana bulaş solunum yolu sekresyonlarının büyük damlacıkları ile gerçekleştiği için yüz yüze uzun süreli ve yakın temas gereklidir. Bu durum, virüsün COVID-19’a benzer büyük salgınlara yol açmayacağını düşündürmektedir. Ayrıca enfekte insanın vücut sıvılarına, cilt lezyonlarına doğrudan temas veya yine bunlarla kirlenmiş cansız maddelerle temas yoluyla da bulaşabilmektedir.
Plasenta kanalı ile anneden fetüse veya doğum sırasında ve sonrasında yakın temas ile anneden bebeğe geçebilir.
Yakın fiziksel temas, bulaşma için iyi bilinen bir risk faktörü olmakla birlikte Maymun Çiçeği virüsünün özellikle cinsel temasla bulaşıp bulaşamayacağı şu anda belirsizdir.
Monkeypox Virüsü Bulaşıcı Bir Virüs Türüdür
Maymun Çiçeği Hastalığının Belirtileri Nelerdir?
Virüs ateş, baş ağrısı, yorgunluk, yaygın vücut ağrıları, lenf bezlerinde şişlik ve deri döküntülerine neden olur. Yakınmalar, virüs ile temas ettikten ortalama 6-13 gün sonra ortaya çıkar.
Hastalığın belirti ve bulguları iki döneme ayrılabilir. Hastalığın ilk 5 gününde ateş, şiddetli baş ağrısı, lenf bezlerinde şişme, sırt ağrısı ve aşırı halsizlik görülür. Lenf bezi şişliğinin olması bu hastalığı özellikle çiçek, suçiçeği ve kızamıktan ayırmada önemlidir.
İkinci dönem ise; ateşin ortaya çıkmasından sonraki 1-3 gün içinde başlayan, gövdeden çok yüzde, kollarda ve bacaklarda görülen deri döküntüsü dönemidir. Avuç içi ve ayak tabanlarında, ağız içinde, genital bölgede ve gözlerde lezyon saptanabilir. Lezyon sayısı değişkendir; az sayıda veya çok fazla sayıda olabilir. Lezyonlar, düz bir kızarıklık şeklinde başlayıp 2-4 haftada kabuk bağlar ve kabukların düşmesiyle kendiliğinden iyileşir.
Bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde hastalık ağır seyredebilir. Hastalığa bakteriyel enfeksiyonlar eklenebilir, pnömoni, sepsis, ensefalit ve görme kaybı gelişebilir.
Monkeypox Virisü
Maymun Çiçeği Hastalığının Tanısı Nasıl Konuluyor?
Hastalık belirtileri gösteren kişilerin son bir ay içinde riskli bölgelere seyahat edip etmedikleri ya da benzer belirtileri olan birileri ile yakın temasları olup olmadığı sorgulanmalıdır. Tanı; Maymun Çiçeği hastalığından şüphe edildiği durumlarda, lezyonlardan uygun şekilde elde edilmiş örneklerde PCR yöntemi ile virüse ait DNA’nın gösterilmesi temeline dayanmaktadır. Ancak şu an için bu test, rutin laboratuvarlarda yapılamamaktadır. Virüs, kanda çok kısa süre kaldığı için kan örneklerinde PCR ile saptanması genellikle mümkün değildir.
Antijen ve antikor testleri de daha önce uygulanan çiçek aşısı vb. nedenlerle her zaman doğru sonuç vermez.
Maymun Çiçeği Hastalığının Tedavisi Veya Aşısı Var Mı?
Şu anda Monkeypox virüsü enfeksiyonu için kanıtlanmış, güvenli bir tedavi yöntemi yoktur. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Monkeypox vakalarını tedavi etmek amacıyla çiçek hastalığı aşısı, antiviraller ve intravenöz immünglobulin kullanılmıştır.
Maymun Çiçeği Hastalığının Pandemiye Yol Açma Olasılığı Var Mı?
Maymun Çiçeği hastalığının belirti ve bulgularının belirgin olması, yakın ve uzun süreli temas ile bulaşması, bir DNA virüsü olduğu için kolay değişime uğramaması gibi faktörler göz önünde bulundurulduğunda, COVID-19 gibi bir pandemiye yol açması pek beklenmemektedir.
Glutatyon vücuttaki en güçlü antioksidandır. Hücreler için kritik bir savunma mekanizmasıdır. Vücutta toksin temizliğinde, özellikle civayı yakalayıp uzaklaştırmada, hücreleri hasara, yaşlanmaya karşı korumada, mitokondriyal fonksiyon ve DNA tamirinde rol oynar. Glutatyon bazı organ hücrelerinde şaşırtıcı derecede yüksek seviyelerde bulunur. Beyin, kalp, karaciğer gibi hayati önem taşıyan hücrelerin tamiri için bu yüksek seviyeler önemlidir.
Glutatyon’un Faydaları
• Bağışıklık fonksiyonunu destekler.
• Karaciğer hastalığında hücre hasarını azaltır.
• Akciğer hücrelerini enfeksiyon ve enflamasyon süreçlerinin neden olduğu hasardan korur.
• Kardiyovasküler hastalık riskini azaltır.
• Tip 2 diyabet ve insülin direncinin zararlı etkilerini azaltır.
• Parkinson hastalığında ilerlemeyi geciktirir.
• Otizm’de hücre hasarını azaltır.
Glutatyon Eksikliği İle İlişkili Hastalıklar
Hücre hasarı veya antioksidan yetersizliğinde oluşan glutatyon düzeyinin azalması aşağıdaki hastalıkların oluşumunda belirgin rol oynamaktadır.
• Nörodejeneratif bozukluklar (Alzheimer, Parkinson ve Huntington hastalıkları, amyotrofik lateral skleroz (ALS), Friedreich ataksisi)
• Akciğer hastalıkları (KOAH, astım ve akut solunum güçlüğü sendromu)
• Bağışıklık hastalıkları (HIV, otoimmün hastalık)
• Kardiyovasküler hastalıklar (yüksek tansiyon, kalp krizi, kolesterol oksidasyonu)
• Kronik yaşa bağlı hastalıklar (katarakt, maküler dejenerasyon (sarı nokta hastalığı), işitme bozukluğu ve glokom (göz tansiyonu))
• Karaciğer hastalığı
• Kistik fibrozis
• Yaşlanma sürecinin hızlanması
Glutatyon Eksikliğinin Nedenleri ve Tanısı
Hava kirliliği, çevresel toksik yük, hastalıklar, inflamasyon, yaşlanma ile birlikte hücreler hasar görür ve hücrenin glutatyon ihtiyacı artar. Aşırı kaygı, stres, depresyon, uyku düzensizlikleri gibi durumlarda da glutatyon üretimi azalmaktadır. Hücre sağlığı için öncelikle bu toksik yükün kişiye özel kaynağını ve derecesini tespit etmek ve uzaklaştırmak önemlidir. Daha sonra hücrelerin glutatyon ihtiyacını belirlemek gerekir.
Kanda redükte glutatyon (GSH) / okside glutatyon (GSSG) oranı ölçümü hücrenin savunma ve yenilenme kapasitesini, hücre sağlığını yansıtan çok iyi bir göstergedir.
GSH / GSSG Oranı Nedir?
Glutatyon hücrelerde redükte (indirgenmiş) ve okside glutatyon olarak 2 formda bulunur.
Redükte glutatyon (GSH); antioksidan özelliği olan formdur. Vücutta sağlıklı hücrelere zarar veren serbest radikalleri toplar ve yok ettikten sonra okside forma dönüşür. Seviyesi düşer, fonksiyonunu yitirir.
Okside glutatyon (GSSG); glutatyonun antioksidan özelliğini yitirmiş formudur. Okside glutatyon kendini yenileyerek tekrar redükte forma dönüşebilir.
Redoks döngüsü dediğimiz bu döngünün ölçümü yani GSH/GSSG oranı ölçümü hücrenin savunma ve yenilenme kapasitesini yansıtan çok iyi bir göstergedir. GSH/GSSG oranı ölçümü ile hücrenin glutatyon ihtiyacı belirlenebilir ve gerekirse takviye edilerek düzenlenebilir.
Glutatyon İçeren Besinler ve Destekler
Glutatyon besinlerle dışarıdan alınan bazı protein yapılarından (sistein, glisin ve glutamik asit) sentezlenir ve hücrenin enerji üretim merkezi mitokondriye geçerek, buradaki yapıları korur, tamir eder.
Özellikle soğan, sarımsak, brokoli, karnabahar, lahanagiller gibi sistein içeren besinler glutatyon yapımında kritik rol oynar. Badem ve peynir altı suyunun da glutatyon yapımını uyardığı gösterilmiştir.
Glutatyon düzeyini arttırmak için çok farklı takviye seçenekleri vardır. Burada önemli nokta, kişinin ihtiyacı doğrultusunda uygun takviye formunun seçimi ve kullanılması gereken sürenin belirlenmesidir. Kan testleri ile GSH/GSSG ölçümü yapılması ve konunun uzmanı bir hekimden destek alınması önemlidir.
Glutatyon destek tedavisinden sonra hücrelerin bu desteklerden ne kadar yararlandığı (biyoyararlanım), bu tedavinin o kişide işe yarayıp yaramadığı GSH/GSSG oranındaki iyileşme ile kontrol edilmelidir.
Hormonal denge sağlıklı yaşamın anahtarıdır. Hormon Metabolizma Paneli: Östrojen, Progesteron, Testosteron, DHEA, Kortizon, Melatonin gibi her biri farklı özelliklere sahip hormonları ve onların metabolizma ürünlerini inceleyen bir test grubudur.
Hormonlar görevlerini tamamladıktan sonra karaciğere giderek vücuttan uzaklaştırılma sürecine girerler. Bu aşamada bazı sorunlar çıkabilir. Hormon metabolizma ürünleri ve oluşan toksik maddeler vücutta birikebilir. Sonuç olarak bazı yakınmalar ve hastalık tabloları ortaya çıkabilir.
Hormon Metabolizma Paneli test sonuçları, vücudumuzdaki hormonların işlevlerini tamamladıktan sonra vücuttan gerektiği şekilde atılıp atılmadığını göstermektedir. “Sağlıklı Yaşam” olgusunun yerini bulması için önemli bir göstergedir.
Hormonlar olması gerektiği şekilde metabolize edilemediği zaman kişinin çeşitli hastalık riskleriyle karşı karşıya kalmasına neden olabileceği gibi karsinojen (kanser yapıcı etken) nitelik de kazanabilirler.
Vücudumuzda Hormon Metabolizması
Hormonların metabolize olmaları ve vücuttan atılma yolları bazı durumlarda değişebilir. Örneğin vücudumuz stresle başa çıkmak için fazla kortizol salgılayabilir ve sonuç olarak cinsiyet hormonlarının üretimi azalabilir.
Hormonlar doğru yolla yıkılmaz ve vücuttan atılamazsa zararlı ürünler oluşturur. Çeşitli nedenler hormonların yıkımı ve vücuttan uzaklaştırılmasını etkileyebilir. Katı yağ içeren gıdaların aşırı tüketimi, vitamin eksikliği, dengesiz beslenme, metal maruziyeti ve genetik bozukluklar bu nedenlerden en önemlileridir.
Hormon metabolizma ürününün toksik nitelikte olup olmadığı, vücutta birikip birikmediği, etki düzeyi, neden artıp neden azaldığı, Hormon Metabolizma Paneli test sonuçları ile anlaşılmaktadır.
Hormon Metabolizma Panelinin Önemi
Hormonların kan seviyelerinin yanı sıra metabolizma ürün düzeylerinin ölçülmesi, kişinin risklerini daha kapsamlı biçimde belirlemek açısından çok önemlidir.
Hormon Metabolizma Testleri, günün belirli saatlerinde toplanan dört farklı idrar örneğinde çalışılmaktadır. Bu örneklerde hormonlar ile birlikte kanda saptanması mümkün olmayan, idrarla atılan, çok düşük düzeylerdeki hormon metabolizma ürünleri de analiz edilmektedir.
Test sonuçları vücudumuzun strese karşı verdiği kortizol hormonu yanıtını da göstermektedir.
Hormonların yanı sıra Bisfenol A (BPA) düzeyleri de analiz edilmektedir. BPA, yiyecek ve içeceklerin ambalajlarında bulunan kimyasal bir bileşiktir. Gıda ve içecekler yoluyla vücuda giren BPA’nın hormonların fonksiyonuna, salgılanmasına, taşınmasına, zararlı etkileri olduğu kanıtlanmıştır.
Hormon Metabolizma Paneli;
Ailede meme ya da prostat kanseri gibi hormona bağlı kanser öyküsü varsa,
Kilo alımı, uykusuzluk varsa,
İnsülin direnci, bel çevresi kalınlaşması, aşırı tatlı veya tuzlu yeme isteği varsa,
Kemik ve kas ağrıları varsa,
Depresyon varsa,
Aşırı saç dökülmesi, aşırı kıllanma, akne varsa,
Adet düzensizlikleri olduğunda,
Gece terlemeleri, sıcak basmaları varsa,
Menopoz belirtileri varsa ve hormon tedavisine başlanacaksa, akla gelmelidir.
Biruni Sağlıklı Yaşam Uzmanı
Biruni Sağlıklı Yaşam Danışmanı Klinik Biyokimya Uzmanı Dr. Süreyya Şahinoğlu, sağlıklı yaşamda Hormon Metabolizma Paneli’ni ve vücudumuz için önemini anlatıyor.
Sebzeler: Patlıcan, Pancar, Dolmalık biber, Brokoli, Havuç, Kereviz, Acı kırmızı biber (çili), Salatalık, Yeşil salata, Kuzu marulu, Yaban turpu, Pırasa, Soğan, Patates, Kırmızı lahana, Domates, Şalgam, Kabak, Enginar, Kuşkonmaz, Ispanak, Yeşil fasülye, Bezelye, Soya fasülyesi, Zeytin, Acı Kırmızı Biber, Arpacık Soğanı, Bahçe Nanesi, Bakla, Brüksel lahanası, Çin lahanası, Dereoto, Frenk soğanı, Göbek salata, Hindiba, Kapari, Karalahana, Karnabahar, Kıvırcık lahana, Maş fasulyesi, Meksika fasülyesi, Misket limonu, Pazı, Roka, Su kabağı, Sultani bezelye, Tatlı patates, Turp, Yer elması, Yeşil lahana, Asma yaprağı,
Tahıllar: Arpa unu, Gluten, Yulaf unu, Çavdar unu, Kılçıksız buğday, Buğday unu, Kara buğday unu, Keten tohumu, Mısır, Darı, Pirinç, Mercimek, Kuru fasülye, Nohut,
Yumurta ve Süt Ürünleri: Yumurta sarısı (tavuk), Yumurta akı (tavuk), İnek sütü, Keçi sütü, Koyun sütü, Keçi peyniri, Koyun peyniri, Yoğurt, Camambert peyniri, Çökelek, Emmental peyniri, İşlenmiş peynir, Kefir, Lor peyniri, Mozzarella peyniri, Tereyağı,
Otlar / Baharatlar: Fesleğen, Karabiber (siyah / beyaz), Tarçın, Hardal tohumu, Küçük Hindistan cevizi, Kekik, Maydanoz, İngiliz nanesi, Haşhaş tohumu, Biberiye, Dağ kekiği, Vanilya, Defne yaprağı, Kabartma tozu, Kanola, Karanfil, Kazein, Keçiboynuzu, Kimyon, Kişniş otu, Köri, Mercanköşk, Meyan kökü, Rezene, Safran, Sarı papatya, Şerbetçi otu, Tarhun, Zencefil, Bambu filizleri,
Kuruyemiş: Badem, Kaju fıstığı, Kakao çekirdeği, Fındık, Yer fıstığı, Antep fıstığı, Susam, Ayçekirdeği, Ceviz, Hindistan cevizi, Brezilya fındığı, Çam fıstığı, Kola cevizi, Kuru üzüm, Kuşburnu, Macadamia fındığı,
Diğer Etkenler: Mantar karışımı 1, Mantar karışımı 2, Bira Mayası, Hamur mayası, Bal, Kahve, Siyah çay, Ada çayı, Aloe Vera, Anason, Aspir yağı, Yeşil çay, Siyah çay, Agar agar, Beta-Laktoglobulin,
Gıda İntoleransı Analizi 108 Alerjen
Glüten İçeren Tahıllar: Arpa Unu, Buğday Unu, Çavdar Unu, Glüten, Kavuzlu Buğday Unu, Yulaf Kepeği
Glütensiz Tahıllar Ve Alternatif Yiyecekler: Darı, Horoz İbiği Çiçeği, Karabuğday Unu, Kinoa, Mısır, Pirinç
Süt Ürünleri & Yumurta: Beta-Laktoglobulin (İnek Sütü), Keçi Sütü/Keçi Peyniri, Koyun Sütü/Koyun Peyniri, Yoğurt, Yumurta Akı, Yumurta Sarısı
Et: Domuz, Hindi, Kuzu Eti, Sığır Eti, Tavuk
Balık Ve Deniz Ürünleri: Alabalık, Dil Balığı, Hamsi, Karides Karışımı, Kerevit, Kılıç Balığı, Morina Balığı, Somon, Ton Balığı, Venüs Midyesi
İdrar yolu enfeksiyonu başladığında idrar kültürü-antibiyogram yapılarak uygun ve doğru antibiyotik kullanılmalıdır. Rastgele alınan ilaçlar enfeksiyonun kronikleşmesine, vücuttan atılmamasına, yaşam boyu kişiyi rahatsız etmesine neden olur.
İdrar Yolu Enfeksiyonu Nedir?
Böbrekler ile oluşan idrarın vücut dışına atılımını sağlayan sistem kısaca üriner sistem olarak adlandırılır. Üriner sistem böbrekler, üreterler (idrar borusu), mesane (idrar kesesi) ve üretradan (idrar yolu) oluşur.
İdrar yolu enfeksiyonu dışkı bakterilerinin idrar yoluna karışması ve yukarı üriner sisteme ilerleyip burada çoğalmaları sonucu meydana gelebilir. Normal idrar içinde bakteri, mantar, virüs bulunmaz. İdrar steril (mikropsuz) dir.
İdrar Yolu Enfeksiyonlarında Risk Faktörleri Nelerdir?
İdrar yolu enfeksiyonlarına kadınlarda erkeklere göre 25 kat fazla rastlanır. Bunun en önemli nedeni kadınlarda idrar yolunun erkeklerinkine göre çok daha kısa olmasıdır. Tuvalet sonrası temizliğin arkadan öne doğru yapılması da anüs çevresindeki mikroorganizmaların vajinaya taşınmasına neden olabilir.
Cinsel ilişki esnasında meydana gelen küçük travmalar, doğum kontrolünde kullanılan bazı bariyer yöntemler, gebelik esnasında ve menopozda meydana gelen hormonal değişimler, şeker hastalığı, böbrek taşı, normal doğum, cerrahi girişimler, idrarın böbreğe geri kaçması, doğuştan işlevsel veya yapısal bozukluklar, kabızlık ve sünnetsiz olma enfeksiyona zemin hazırlayan sebepler olabilir. Özellikle gebelikte tedavi edilmeyen idrar yolu enfeksiyonları erken doğuma yol açabilir. Bu nedenle kontrollerde gebenin herhangi bir yakınması olmasa dahi idrar analizi yapılmalıdır.
Çocuklarda ilk beş yıl içinde böbrekte enfeksiyon olması kalıcı ve ilerleyen zedelenmelere neden olabilir. Bu nedenle erkek çocuklar ilk, kız çocuklar ikinci kez idrar yolu enfeksiyonu olduğunda idrar yollarında anomali araştırması yapılmalıdır.
İdrar Yolu Enfeksiyonu Belirtileri Nelerdir?
Sistitin (mesane enfeksiyonu) klasik belirtileri; idrar yaparken ağrı ve yanma, sık idrara çıkma, idrara sıkışma hissi ve pelvik (alt karın) bölgesinde meydana gelen ağrıdan oluşur. Üst idrar yolu enfeksiyonlarında bu belirtilere ek olarak ateş, titreme, bulantı, kusma, halsizlik görülebilir.
Laboratuvar Tanısı
Tam İdrar Tahlili; en sık kullanılan testtir ve hızlı sonuç verir.
İdrar Kültürü; sık tekrarlayan ve 24-48 saatte iyileşme sağlanamayan enfeksiyonlarda, enfeksiyona neden olan bakteri türünün ve bu bakteriye karşı etkili olan antibiyotiğin tespit edilmesi için kullanılır.
İdrar yolu enfeksiyonunun tanısında tekrarlayıcı ve komplike sistit düşünülmüyorsa hastanın hikayesi, genel muayene, tam idrar tahlili ve/veya idrar kültürü yeterlidir. Bu sayede gereksiz ve etkisiz antibiyotik kullanımının önüne geçilir. Komplike enfeksiyonlarda radyolojik tetkikler ve kan testlerinin yapılması gerekebilir.
İdrar Kültürü İçin İdrar Örneği Verirken Dikkat Edilmesi Gerekenler
İdrar yapılan bölge sabunlu su ile önden arkaya doğru yıkanmalı, durulanmalı ve ilk gelen idrar atıldıktan sonra bir miktar idrar kaba alınmalıdır. Buna orta akım idrar örneği denir.
Bir önceki idrarın yapılmasından en az 3-4 saat sonra idrar örneği verilmesi önemlidir.
İdrar konsantrasyonunun değişimine sebep olmamak için fazla su içilmeden idrar verilmesi gerekir.
Bekleyen idrarın içinde bakteriler üremeye devam edeceğinden idrarın vakit kaybedilmeden laboratuvara verilmesi veya ulaştırılması önemlidir.
İdrar Yolu Enfeksiyonlarını Önlemek İçin Yaşam Tarzında Yapılabilecek Değişiklikler
Bol miktarda su ve sıvı almak
Daha sık idrar yapmak, idrar tutmamak
Kadınlarda genital bölgenin, özellikle cinsel ilişkiden önce ve sonra yıkanması ve cinsel ilişki sonrası idrar yapılması
Güvenli cinsel ilişki (cinsel ilişki sırasında prezervatif kullanmak)
Kadınların tuvalet temizliğini önden arkaya doğru yapması
Deodorant içeren hijyen ürünlerinin kullanılmaması
Genital bölgenin nemli kalmamasına özen gösterilmesi, pamuklu iç çamaşırı kullanılması
Düzenli doktor kontrolleri
Tedavide amaç; enfeksiyonu uzaklaştırmak, anatomik ve işlevsel bozuklukları belirleyip düzeltmek, tekraları önlemek ve böbreklerin işlevlerini korumaktır. Verilen tedavinin önerilen sürede uygulanması tekrarlayan enfeksiyonları ve direnç gelişimini önlemede çok önemlidir.
İdrar Yolu Enfeksiyonları Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
İdrar yolu enfeksiyonu için hangi testler yapılır?
İdrar yolu enfeksiyonu şüphesinde ilk olarak tam idrar tahlili yapılır. Bu test hızlı sonuç vererek idrarda iltihap belirtilerinin olup olmadığını gösterir. İdrar kültürü de enfeksiyona neden olan bakteri ve etkili olan antibiyotik türlerini belirler.
İdrar kültürü neden yapılır?
İdrar kültürü, idrar yolu enfeksiyonuna hangi bakterinin neden olduğunu tespit etmek için yapılan bir laboratuvar testidir. Etken olan bakterinin belirlenmesi, en etkili tedavinin seçilmesine yardımcı olur. Özellikle tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonlarında idrar kültürü yapılması büyük önem taşır.
İdrar tahlili ile idrar kültürü arasındaki fark nedir?
İdrar tahlili, idrarda genel enfeksiyon belirtilerini hızlıca gösteren bir ön değerlendirme testidir. İdrar kültürü ise enfeksiyona neden olan bakteri türünü kesin olarak belirlemek için 48-72 saat süren daha kapsamlı bir laboratuvar analizidir. İki test birbirini tamamlar.
İdrar kültürü nasıl doğru şekilde verilir?
Doğru sonuç için idrar örneğinin sabah ilk idrardan, orta akım yöntemiyle (ilk ve son kısmı atılarak) alınması gerekir. Örnek steril bir kaba toplanmalı ve en geç 1-2 saat içinde laboratuvara ulaştırılmalıdır. Numune kalitesi, test sonucunun güvenilirliğini doğrudan etkiler.
Erkeklerde idrar yolu enfeksiyonu neden daha az görülür?
Erkeklerde üretra çok daha uzundur; bu da bakterilerin mesaneye ulaşmasını zorlaştırır. Ayrıca prostat sıvısında doğal antibakteriyel maddeler bulunur ve üretra çevresindeki daha kuru ortam bakteri kolonizasyonunu engeller. idrar yol
Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu belirtileri nelerdir?
Bebekler ve küçük çocuklarda ilk başta belirti vermeyebilir; açıklanamayan ateş, huzursuzluk, iştahsızlık ve kusma, gelişme geriliği en sık görülenlerdir. Daha büyük çocuklarda sık idrara çıkma, idrarda kötü koku, karın ağrısı olabilir. Ateşi olan her bebekte idrar yolu enfeksiyonu olasılığı göz önünde bulundurulmalıdır.
İdrar yolu enfeksiyonu cinsel yolla bulaşır mı?
Hayır, idrar yolu enfeksiyonu cinsel yolla bulaşan bir enfeksiyon değildir. Ancak cinsel ilişki, üretranın tahriş olmasına ve bölgedeki bakterilerin mesaneye ilerlemesine zemin hazırlayabilir. Bu nedenle cinsel ilişki sonrası tuvalete gitmek önemli bir önlem olarak önerilir.
Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu neden olur?
Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonunun altında anatomik bozukluklar, böbrek taşı, vezikoüreteral reflü (idrarın böbreğe geri kaçması), diyabet veya bağışıklık sistemi zayıflığı gibi nedenler yatabilir. Yılda 3 kez ve üzeri idrar yolu enfeksiyonu geçiren kişilerin mutlaka bir uzmana başvurması ve kapsamlı değerlendirmeden geçmesi gerekir.
İdrar yolu enfeksiyonu böbrek hasarına yol açar mı?
Tedavi edilmeyen veya geç fark edilen idrar yolu enfeksiyonları mesaneden böbreklere yayılabilir. Uzun süreli tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonlarında taş oluşumu da görülebilir. Bu nedenle belirtiler başlar başlamaz mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.
Hamilelikte idrar yolu enfeksiyonu tehlikeli mi?
Gebelikte hormonal değişimler ve büyüyen rahmin idrar yollarına baskısı idrar yolu enfeksiyonu riskini artırır. Erken fark edilip uzman tarafından değerlendirilmesi büyük önem taşır. Bu nedenle gebeler herhangi bir şikâyeti olmasa bile rutin kontrollerde idrar tahlili yaptırmalıdır.
İdrar yolu enfeksiyonu mide bulantısı yapar mı?
Evet, özellikle idrar yolu enfeksiyonu üst idrar yollarına yayıldığında bulantı sık görülen belirtiler arasına girebilir. Bulantıya ek olarak ateş ve sırt ağrısı da eşlik ediyorsa vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.
İdrar yolu enfeksiyonundan korunmak için ne yapılabilir?
Günde en az 2 litre su içmek, idrara çıkma hissi geldiğinde beklememek, cinsel ilişki sonrası tuvalete gitmek, tuvaletten sonra önden arkaya doğru silmek ve pamuklu iç çamaşırı tercih etmek idrar yolu enfeksiyonundan korunmada temel önlemler arasındadır.
Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu böbrek hasarı bırakır mı?
İlk beş yaşta geçirilen idrar yolu enfeksiyonları böbrekte kalıcı hasara yol açabilir. Bu riskin azaltılması için erken teşhis kritik önem taşır. Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonlarında anomali olup olmadığının araştırılması için mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır.
İdrar yolu enfeksiyonu ile böbrek enfeksiyonu aynı şey midir?
Hayır, farklıdır. İdrar yolu enfeksiyonu genellikle mesane veya üretra gibi alt bölümleri kapsar. İltihabın yukarıya doğru yayılarak böbreği de kapsaması ile ateş, titreme, sırt ağrısı gibi daha ağır belirtilerle seyreder. Her ikisinde de mutlaka uzmana başvurulmalıdır.
https://biruni.com.tr/wp-content/uploads/2019/08/945342532019_.jpg500920biruniPanelhttps://biruni.com.tr/wp-content/uploads/2024/01/Biruni_Logo.pngbiruniPanel2022-01-03 15:53:472026-04-30 16:03:35İDRAR YOLU (ÜRİNER SİSTEM) ENFEKSİYONLARI