COVID-19 – Yeni Koronavirüs Hastalığı

COVID-19 virüsü, hasta bireylerden öksürme, hapşırma yoluyla ortaya saçılan damlacıklarla ve hastaların kontamine ettiği yüzeylerden (göz, ağız, burun mukozasına temasla) bulaşabilir.

Kabul edilen kuluçka süresi  2-14 gün arasındadır.

Ateş, öksürük ve nefes darlığı  başlıca belirtilerdir.

Daha ciddi vakalarda; zatürre, ağır solunum yetmezliği, böbrek yetmezliği ve hatta ölüm gözlenebilir.

Nasıl korunabiliriz?

Solunum yolu enfeksiyonlarının bulaşma riskini azaltmak için yapılan öneriler yeni Koronavirüs hastalığı için de geçerlidir.

  • Hasta insanlarla temastan kaçınılmalıdır (mümkün ise en az 1 metre uzakta bulunulmalı).
  • Özellikle hasta insanlarla veya çevreleriyle doğrudan temas ettikten sonra eller iyice yıkanmalıdır.
  • Eller yıkanmadan ağız, burun ve gözlerle temas edilmemelidir.
  • Eller, en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla yıkanmalı sonrasında kurulanmalıdır.
  • Sabun ve suyun olmadığı durumlarda alkol bazlı el antiseptiği veya kolonya kullanılmalıdır.
  • Elde görünür bir kirlenme olmadığı sürece el antiseptikleri, el yıkama kadar etkilidir.

  • Herhangi bir viral solunum yolu enfeksiyonu geçirmekte olan kişinin öksürme  veya  hapşırma sırasında burun ve ağzını tek   kullanımlık  kağıt mendil  ile  örtmesi, kağıt mendilin bulunmadığı durumlarda ise dirsek içini kullanması gereklidir. Hasta kişilerin mümkünse kalabalık yerlere girmemesi, eğer girmek zorunda kalınıyorsa tıbbi maske kullanılması önerilmektedir.  Maske çıkarıldığında hemen çöpe atılmalı ve eller yıkanmalı veya antiseptikle temizlenmelidir.
  • Hasta olmayan kişilerin maske kullanmasına normalde gerek yoktur. Sadece yeni Koronavirüs hastalığını geçirenlerle temas edenlerin (sağlık çalışanları, hasta ile aynı evde yaşayanlar) maske takması gerekmektedir.

 

 


Eldiven, sadece sağlık çalışanları tarafından hastanın bakımı ve muayenesi sırasında kullanılır.


Tüm hastalıklardan korunmanın tek yolu vücut direncini artırmaktır.
Bunun şartları ise iyi beslenme, yeterli uyku ve stressiz bir yaşamdır.

PANORAMA Doğum Öncesi DNA Tarama Testi

Bebeğinizin sağlığı hakkında daha fazlasını keşfedin

 

PanoramaTM doğum öncesi bir DNA tarama testidir.

PanoramaTM, bebeğinizde görülebilecek belirli genetik hastalıklar hakkında size bilgi sağlar.

NIPT nedir?

Non-invaziv prenatal test (NIPT ), bebeğin  sağlığını etkileyebilecek belirli kromozom düzensizlikleri açısından plasenta DNA’sını analiz etmek amacıyla anneden alınan kan örneğini inceler.

NIPT 1-5

  • Down sendromu gibi genetik bozuklukları tarar
  • Maternal serum taraması veya diğer doğum öncesi kan testlerine kıyasla önemli ölçüde  daha az hatalı sonuç elde eder
  • En erken gebeliğin dokuzuncu haftasından itibaren yapılabilir
  • Bebeğiniz için hiçbir riski yoktur

* Daha fazla bilgi için lütfen laboratuvarımız ile iletişime geçin.

 

Panorama’nın farkı nedir?

Panorama, anne ve bebeğin DNA’sını birbirinden ayırt edebilen tek NIPT olup aşağıdaki avantajları sağlamaktadır:

  • Daha az sayıda yanlış pozitif ve yanlış negatif sonuç 1,2,3
  • Gözetim altına alınmadığı takdirde şiddetli gebelik komplikasyonlarına neden olabilecek ciddi bir kromozomal düzensizlik olan triploidinin saptanabilmesi 6,7
  • İkizlerin tek yumurta veya çift yumurta ikizi olduğunun ayırt edilebilmesi – bu bilgi, doktorunuz tarafından oluşturulan takip planını etkileyebilir

Panorama hangi hastalıklar için tarama yapar?

Tekil gebelikler

  • Trizomi 21 (Down sendromu)
  • Trizomi 18 (Edwards sendromu)
  • Trizomi 13 (Patau sendromu)
  • Triploidi
  • Monozomi X ( Turner sendromu)
  • Cinsiyet kromozomu trizomileri
  • Mikrodelesyonlar, 22q11.2 delesyon sendromu dahil

* Daha fazla bilgi için lütfen laboratuvarımız ile iletişime geçin.

İkiz gebelikler

  • Tek yumurta veya çift yumurta ikizleri
  • Trizomi 21 (Down sendromu)
  • Trizomi 18 (Edwards sendromu)
  • Trizomi 13 (Patau sendromu)

Panorama, taramamız sonucunda  ikizlerinizin tek yumurta ikizleri çıkması halinde şu ek taramaları sağlayabilir:

  • Monozomi X ( Turner sendromu)
  • Cinsiyet kromozomu trizomileri
  • 22q11.2 delesyon sendromu

Yumurta donörü veya taşıyıcı anne gebelikleri

  • Trizomi 21 (Down sendromu)
  • Trizomi 18 (Edwards sendromu)
  • Trizomi 13 (Patau sendromu)

* Ülkenizle ilgili daha fazla bilgi için doktorunuzla iletişime geçin

Mikrodelesyonlar nelerdir?

Bir kromozomun  küçük bir parçasının eksik olması mikrodelesyon olarak adlandırılır. 35 yaş ve üzeri kadınlarda daha sık görülen Down  sendromunun aksine, mikrodelesyonların gebelikte görülme oranı her yaş grubundaki  annelerde  aynıdır.

Panorama,  ciddi sağlık problemleriyle  ilgili olan 5 mikrodelesyon sendromu için tarama yapmaktadır:

  • 22q11.2 delesyon (DiGeorge) sendromu
  • 1p36 delesyon sendromu
  • Angelman sendromu
  • Prader-Willi sendromu
  • Cri-du-chat sendromu

Panorama sonuçları ne anlatır?

Panorama  size kişiselleştirilmiş bir olasılık puanı verir ve gebeliğinizin taranan hastalıklar için yüksek veya düşük riske sahip olduğunu belirtir. Diğer tarama testlerinde olduğu gibi, Panorama duruma ilişkin kesin bir teşhiste bulunmaz.

 

Panorama ne kadar sürede sonuçlanır?

Sonuçlar 10-12 iş günü içerisinde raporlanır.

 

  1. Nicolaides ve ark. Prenat Diagn. 2013 Haziran; 33(6):575-9.
  2. Pergament ve ark. Obstet Gynecol. 2014 Ağustos; 124(2 Pt 1):210-8.
  3. Ryan ve ark. Fetal Diagn Ther. 2016;40(3): 219-223.
  4. Dar ve ark. Am J Obstet Gynecol. 2014 Kasım; 211(5):527.e1-527.e17.
  5. Norton ve ark. N Engl J Med 2015 Nisan; 372(17):1589-97.
  6. Nicolaides ve ark. Fetal Diagn Ther. 2014;35(3):212-7.
  7. Curnow ve ark. Am J Obstet Gynecol. 2015 Ocak; 212(1):79.e1-9.
  8. Moise. Obst Gynecol. 2005 Aralık; 106(6):1393–1407.

HORİZON Taşıyıcılık Taraması

Horizon™ Taşıyıcılık taraması, doğacak çocuğunuzun genetik bir hastalığa sahip olma olasılığı hakkında bilgi sunan bir DNA tarama testidir.

Taşıyıcılık taraması nedir?

Taşıyıcılık taraması, kişinin otozomal resesif veya X’e bağlı genetik hastalıklar için taşıyıcı olup olmadığının belirlenmesi amacıyla yapılan basit bir kan testidir.

Taşıyıcı olmak ne anlama gelir?

Taşıyıcı olmak, genetik bir hastalık ile ilişkili genin iki kopyasından sadece birinde değişikliğe (mutasyon) sahip olmak anlamına gelir.

  • Çoğu insan en az 4–6 genetik hastalığın taşıyıcısıdır
  • Genin diğer kopyası normal çalıştığından taşıyıcıların çoğu sağlıklıdır
  • Her ikisi de taşıyıcı olan ebeveynlerin genetik hastalığa sahip bir çocukları olma ihtimalleri daha fazladır

 

Genetik hastalıklar taşıyıcı ebeveynlerden çocuklara nasıl geçer?

 

Horizon neleri tarar?

Horizon testi; 4, 27 veya 274 adet genetik hastalığı tarama seçeneği sunan üç farklı kapsamda çalışılabilmektedir.

Horizon – 4 ile aşağıdaki hastalıklar taranır:

  • Kistik fibroz
  • Duchenne/Becker musküler distrofi
  • Frajil X sendromu
  • Spinal musküler atrofi

Horizon – 27 ile aşağıdaki hastalıklar taranmaktadır:

  • Adrenolökodistrofi, X’e bağlı
  • Alfa-talasemi
  • Batten hastalığı, CLN3 ile ilgili
  • Beta-hemoglobinopatiler (orak hücre anemisi dahil)
  • Bloom sendromu
  • Kanavan hastalığı
  • Sitrüllinemili, tip 1
  • Kistik fibroz
  • Duchenne/Becker musküler distrofi
  • Kalıtsal disotonomi
  • Fanconi anemisi grup C
  • Frajil X sendromu
  • Galaktosemi
  • Gaucher hastalığı
  • Glikojen depo hastalığı, tip 1a
  • Izovalerik asidemi
  • Metil malonik asidemi ve homosistinüri, tip cblC
  • Mukolipidozis, tip IV
  • Mukopolisakkaridoz, tip I (Hurler sendromu)
  • Niemann-Pick hastalığı, tip A/B
  • Polikistik böbrek hastalığı, otozomal resesif
  • Rizomelik kondrodisplazia punktata, tip 1
  • Smith-Lemli-Opitz sendromu
  • Spinal musküler atrofi
  • Tay-Sachs hastalığı
  • Tirozinemi, tip 1
  • Zellweger spektrum bozuklukları, PEX1 ile ilgili

 

Ne zaman Horizon taşıyıcılık taraması yaptırmalıyım?

Horizon hamilelik öncesinde veya sırasında istediğiniz zaman yapılabilir. Bazı kişiler çocuk sahibi olmadan önce taşıyıcılık durumlarını bilmek isteyebilirler.

Horizon sonuçları bana ne söyler ve ne zaman söyler?

Sonuçlar elinize yaklaşık 3 hafta içinde ulaşır.

Pozitif sonuç, bir hastalığa neden olan veya hastalığa neden olması mümkün bir mutasyonun tespit edildiği anlamına gelir. Genetik bir hastalığı çocuğunuza geçirme olasılıklarını anlamak için eşinizin de Taşıyıcılık durumunu belirlemeniz önemlidir.

Negatif bir sonuç ise taranan koşullar için mutasyon tespit edilmediği anlamına gelir. Negatif sonuç, taşıyıcı olmak için önemli ölçüde düşük bir olasılık olduğunu gösterse de Taşıyıcılık taraması hastalığa neden olan mutasyonların tamamını saptayamayabilir.

Bir taşıyıcı isem gebelik seçeneklerim nelerdir?

Siz ve eşiniz aynı otozomal resesif hastalık için taşıyıcı iseniz veya siz X’e bağlı bir hastalığın taşıyıcısı iseniz şu seçenekleri göz önünde bulundurabilirsiniz:

 

HÜCRE İÇİ VE DIŞI MİNERALLER VE METALLER

MİNERALLER NEDEN ÖNEMLİDİR?

→ Metabolizmada birçok basamakta rol alırlar
→ Enzimlerin çalışmalarını sağlarlar
→ Özellikle bağışıklık sistemi, sinir sistemi, antioksidan kapasite, mitokondri fonksiyonu, barsak ve kemik sağlığı ve endokrin sistem için çok önemlidirler.

Metabolizmada çok yaygın rol aldıkları için eksiklikleri birçok farklı şikayetlere neden olabilir.

Sık infeksiyonlar, kronik inflamatuvar hastalıklar, bellek, konsantrasyon, algılama, öğrenme, muhakeme gibi bilişsel fonksiyon bozuklukları ve hormonal bozukluklar önemli eksiklik bulgularından bazılarıdır.

Bir mineralin fazla kullanımı diğerlerinin eksikliğine neden olabilir

Mineraller gereksiz aşırı kullanıldıklarında metabolizma süreçlerine zarar verebilirler. Örneğin birçok takviyeye ve ilaca ilave edilmiş çinko kronik aşırı kullanımda bakır mineralinin emilimini azaltabilir ve histamin intoleransı bulgularına (burun tıkanıklığı, kaşıntı, döküntü, kızarıklık, ishal, baş ağrısı vb.) neden olabilir.

Mineral düzeyleri tek başına değerlendirilmemelidir

MİNERALLER VE METALLER NEDEN BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLMELİDİR?

Bazı metaller, hayati önem taşıyan minerallerle yarışarak onların etkisini engeller. Bu durumda mineraller normal sınırlarda olsa bile enzimlere bağlanmaz ve metabolizma tam çalışmaz. Bu yarışma kadmiyum/çinko, nikel/magnezyum, kurşun/kalsiyum ve civa/selenyum arasında vardır. Bu nedenle kalsiyum, çinko, magnezyum ve selenyum ile birlikte kurşun, kadmiyum, nikel ve civa ölçümü de yapılmalıdır. Mineral dengesini doğru değerlendirmek için bu etkileşimleri görebilmek önemlidir. Bu nedenle hücre içi ve dışı metal mineral analizi önerilir.

MİNERALLER NEDEN ÖNEMLİDİR?

Minerallerin metabolizma basamaklarında farklı rolleri vardır. Örneğin metabolizmanın çalışması için 300’den fazla reaksiyona katılan, bağışıklık, yara iyileşmesi, büyüme-gelişmede rol alan ve hamilelik döneminde çok önemli olan çinkonun eksikliği oldukça sık görülür.

Çinko eksikliğinde saç dökülmesi, ishal, egzama, psöriazis, sık enfeksiyonlar, davranış bozukluğu, geç yara iyileşmesi, tırnaklarda beyaz lekeler, iştah ve tat duyusu bozukluğu, ileri derecede eksiklikte çocuklarda kısa boy, büyüme geriliği, ergenliğin gecikmesi bulguları görülür.

Kırmızı et, yumurta, süt ürünleri, sakatatlar, deniz ürünleri, fındık, badem, ceviz, çekirdek, baklagiller, fitatlar, tahıllar, keten tohumu, buğday kepeği, meyve sebzelerle devamlı tüketildiği halde eksikliği oldukça fazladır.   Bu eksikliğin nedeni gıdalarla yetersiz alım yanı sıra diğer minerallerle veya metallerle (bakır, demir vb) etkileşim de olabilir.

Barsak geçirgenliği için mineraller önemli midir?

Barsakların sağlıklı çalışması, gıdalarla alınan besin öğeleri, mineral, vitaminlerin emilimi için gereklidir. Aynı zamanda gıda katkı maddeleri, metaller, tarım ilaçları, böcek ilaçları vb vücuda zararlı birçok maddenin barsaklardan emilmemesi de gerekir. Bu mekanizmanın doğru çalışması için selenyum, magnezyum, kalsiyum ve çinko çok önemlidir.

Selenyum, magnezyum, kalsiyum ve çinko eksikliğinde barsak geçirgenliğinin arttığı ve bu mineraller takviye edidiğinde geçirgenliğin azaldığı gösterilmiştir.

 

Neden hücre içi ve dışı değerlendirmek önemlidir?

Neredeyse tamamı hücre içinde daha fazla bulunan mineral ve metalleri tek başına serumda yani hücre dışı alanda analiz etmek doğru bir değerlendirme için yeterli değildir. Bu nedenle her iki alanı da görmek için en hassas yöntem olan ICP MSMS yöntemi ile bu analizi yapmak gerekir.

Metaller mineralleri baskılar

ALCAT TEST: LÖKOSİT AKTİVASYON TEST

Yeni Nesil Gıda ve Kimyasal Duyarlılık Testi

“Gıdaların neden olduğu hücresel inflamatuvar yanıt ölçümü”

ALCAT test ile kişiye spesifik inflamasyon yaratan gıdalar tespit edilip, elimine edildiğinde kilo yönetimi ve sağlığın optimize edilmesi mümkündür.

ALCAT TEST NEDİR?

Gıdalar, gıda katkı maddeleri, ilaçlar vb maddelere vücudun verdiği hücresel bağışıklık yanıtını değerlendiren bir testtir. Direkt olarak bağışıklık hücre yanıtını ölçer. Bu nedenle gıda ve kimyasal duyarlılıklarını en doğru değerlendiren yeni nesil testlerdendir.

NEDEN ALCAT TEST?

Bağışıklık sistemi hücrelerinin aktivasyonu inflamasyona neden olur. Bağışıklık sistemi sadece hastalık yapan patojenlerle değil gıdalar, toksinler ve kimyasallarla da devamlı uyarılır. Gıdalara ve bu maddelere karşı verilen süregen yanıt kronik inflamasyon ve kronik inflamasyonla ilişkili hastalıklara (kardiometabolik, otoimmun hastalıklar vb) neden olabilir. Alcat test hücre hacmi, boyutu ve sayısındaki değişiklikleri değerlendirerek hücre aktivasyonunu tesbit eder.

 

 

Şekil 1. Şekilde gıdalar, kimyasallar vb. tetiklediği doğal bağışıklık sistemi hücreleri görülmektedir. Hücreler bu maddeler ile uyarıldığında şekil, hacim ve sayılarında değişiklik olur ve hücrelerden DNA ve serbest radikaller salınır.  Bu durum inflamasyona neden olur.

ALCAT Test Yale Üniversitesi tarafından bilimsel olarak valide edilmiştir. ‘’ALCAT doğruluğu ve etkinliği kanıtlanmış bir testtir’’

Prof.W.Z.Mehal,MD,PhD

Kronik inflamasyona neden olan gıdalar ve maddeleri saptayıp bunlardan uzak durmamız; 

• Kilo kontrolü
• Sağlıklı yaşam
• Günlük performansımızı olumlu yönde etkiler

Kronik inflamasyon birçok sistemi etkiler ve birçok farklı şikayete neden olabilir;

• Bağırsaklar (Çölyak, irritabl barsak sendromu, ishal, kabızlık, gaz, gastrit, reflü)
• Metabolizma (obezite, kilo verme sorunları, tip2 Diabet, tiroid rahartsızlıkları)
• Cilt (sivilce, egzama, sedef, kaşıntı ve döküntü)
• Kas iskelet sistemi (ağrılı katı eklemler, artrit, tendinit, fibromiyalji)
• Solunum sistemi (Kronik öksürük, astım, geniz akıntısı, sinüzit)
 Sinir sistemi (kronik yorgunluk, baş ağrısı, migren, bilişsel bozukluklar, ADD, ADHD)

ALCAT TEST NEDEN GEREKLİDİR?

ALCAT test akut ve acil klinik sonuçlara neden olan Tip I gıda duyarlılığını ölçen bir test değildir. Bu test, düşük düzeyli kronik (süregen) geç tip gıda reaksiyonlarını tesbit eder. Bu test, kişilerin farkında olmadan devamlı tükettiği gıdalar ve diğer maddelere bağlı olan kronik semptomların nedenini bulabilir.

Bağışıklık hücrelerinin gıdalar veya diğer maddelerle uyarılması toksik kimyasallar ve serbest radikallerin salınımına neden olur. Bu salınan maddeler aslında hasar veren etkene karşı vücudun kendini savuma yanıtıdır fakat uygunsuz olarak devamlı salınmaları dokulara hasar verebilir. Hücre ve mitokondri DNAsında (hücrede enerji oluşturan yapı) da hasar oluşabilir.

ALCAT TESTİN BİLİMSEL OLARAK KANITLANMIŞ YARARLARI?

  • Kilo kontrol% 98
  • Mide barsak sistemi hastalıkları% 87
  • Cilt rahatsızlıkları% 90
  • Baş ağrısı, migren% 95
  • Solunumsal rahatsızlıklar% 95
  • Stres, tükenmişlik bulguları% 60
  • Depresyon, anksiete% 31
  • İnflamatuvar artrit% 65

 

ALCAT Test

• Çift kör çalışmalarda şikayetler ile uyumlu olduğu bulunan
• Birçok maddeye karşı verilen istenmeyen reaksiyonları değerlendiren
• Güvenli duyarlılık testi olarak valide edilmiş
• Bağışıklık hücre reaksiyonlarını ölçen yeni nesil tanı testidir

NELER TEST EDİLEBİLİR?

Tek bir seferde alınan kan ile 450 den fazla madde test edilebilir.

Gıda paneli: 250 civarında gıdaya karşı yanıt test edilebilir. Bu gıdaların içinde gluten, gliadin ve süt proteinleri ayrıca değerlendirilir.

Kimyasal panel: Kozmetikler, ilaçlar, deterjanlar, pestisidlerin içerdiği 100’den fazla kaçınılması gereken kimyasal madde analizi yapılır.

Fitokimyasallar ve fonksiyonel gıdalar: Gıda takviyeleri, bitkisel çaylar ve bazı baharat karışımlarında bulunan 100’den fazla maddeye karşı reaksiyon değerlendirilir.

Mantarlar: Gıdalarda, ev ortamında, bahçelerde ve doğal çevrede bulunan 20 mantar türüne karşı analiz yapılır.

ALCAT TEST SONUÇLARI

Sonuçlar sizin bağışıklık hücrelerinizin verdiği yanıt göz önüne alınarak hafif, orta ve şiddetli veya normal yanıt olarak sınıflandırılır.

Raporların kolay anlaşılabilmesi için sınıflandırılan maddeler renkli formatta sunulur.

NE YEMELİYİM / NE YEMEMELİYİM ?

Kaçınılacak gıda listesinin yanısıra tüketilebilecek  gıdalar bir rotasyon diyet listesi halinde önerilir.

 

 ALCAT TEST’ inizi dilediğiniz tüm Biruni Laboratuvarı şubelerimizde yaptırabilirsiniz. Size en yakın şubemize ulaşmak için lütfen tıklayınız. 

LİTERATÜRLER

1.A leukocyte activation test identifies food items which induce release of DNA by innate immune peripheral blood leucocytesIrma Garcia-Martinez, Theresa R. Weiss, Muhammad N. Yousaf, Ather Ali,and Wajahat Z. Mehal Nutr Metab (Lond). 2018; 15: 26. doi: 10.1186/s12986-018-0260-4 PMCID: PMC5896029 PMID: 29651299

2.Rational Management of Food Intolerance in Elite Athletes. Angelini et al. Journal of the International Society of Sports Nutrition 2011, 8 (Suppl 1):36

3.Alcat Test Identifies Food Intolerance in Patients with Gastrointestinal Symptoms Berardi et al. Study presented at the XXVIII Congress of the European Academy of Allergy & Clinical Clinical Immunology, 6-10, Warsaw, Poland, June 2009,. Published in the European Journal of Allergy and Clinical Immunology, Supplement 90, Volume 64, 2009, pg. 490.

4.Food intolerance in patients with cutaneous diseases: diagnostic value of the Alcat Test Berardi, L1; De Amici, M1; Vignini, A2; Torre,C1; Mosca, M2. Study presented at the XXVIII Congress of the European Academy of Allergy & Clinical Immunology, 6-10, Warsaw, Poland June 2009. Published in the European Journal of Allergy and Clinical Immunology, Supplement 90, Volume 64, 2009, pg. 490

5.A Comparison of the Alcat Test for Food Reactions Amongst 2 Population Sub-GroupsDr. DH Sandberg and Dr. MJ Pasula,45th Annual Congress of the American College of Allergy and Immunology, Los Angeles, CA November 12-16, 1998, published in the Annals of Allergy.

6.Efficacy of individualised diets in patients with irritable bowel syndrome: a randomised controlled trial Ather Ali, Theresa R Weiss, Douglas McKee, Alisa Scherban, Sumiya Khan, Maxine R Fields, Damian Apollo, Wajahat Z Mehal

GASTROİNTESTİNAL ENFEKSİYONLAR, MOLEKÜLER PANELİ

  • HIZLI SONUÇ
  • GENİŞ KAPSAM
  • İLERİ TEKNOLOJİ MOLEKÜLER YÖNTEM

 

BAKTERİLER

  • Campylobacter (jejuni, coli & upsaliensis)
  • Clostridium difficile (Toxin A/B)
  • Plesiomonas shigelloides
  • Salmonella
  • Yersinia enterocolitica
  • Vibrio (parahaemolyticus, vulnificus & cholerae)
  • Vibrio cholerae

E. COLI / SHIGELLA

  • Enteroagregatif E. coli (EAEC)
  • Enteropatojenik E. coli (EPEC)
  • Enterotoksijenik E. coli (ETEC)  lt/st
  • Shigella/Enteroinvaziv E. coli (EIEC)
  • Shiga benzeri toksin üreten E. coli (STEC) stx1/stx2
  • E. col­ O157

VİRÜSLER

  • Adenovirus F 40/41
  • Astrovirus
  • Norovirus GI/GII
  • Rotavirus A
  • Sapovirus (I, II, IV, V)

PARAZİTLER

  • Cryptosporidium
  • Cyclospora cayetanensis
  • Entamoeba histolytica
  • Giardia lamblia

SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONLARI, MOLEKÜLER PANELİ

  • HIZLI SONUÇ
  • GENİŞ KAPSAM
  • İLERİ TEKNOLOJİ MOLEKÜLER YÖNTEM

 

VİRÜSLER

  • Adenovirus
  • Coronavirus 229E
  • Coronavirus HKU1
  • Coronavirus OC43
  • Coronavirus NL63
  • Human metapneumovirus
  • Human rhinovirus/enterovirus
  • Influenza A
  • Influenza A/H1
  • Influenza A/H1-2009
  • Influenza A/H3
  • Influenza B
  • Parainfluenza 1
  • Parainfluenza 2
  • Parainfluenza 3
  • Parainfluenza 4
  • RSV

 

BAKTERİLER

  • Bordetella pertussis
  • Chlamydophila pneumoniae
  • Mycoplasma pneumoniae

GÜNEŞLE GELEN SAĞLIK D VİTAMİNİ

D vitamininin en önemli etkisi kemikler üzerine olduğundan kemik vitamini olarak da adlandırılabilir. D vitamini % 90 gibi büyük bir oranda vücutta deri tarafından üretilir. D vitamini, derimiz üzerine doğrudan gelen ultraviyole güneş ışınları deri altındaki yağ hücreleri tara­ fından emilerek oldukça karmaşık bir mekanizma ile D vitamini sentez edilir. üretilen vitamin kas ve yağ dokusunda depolanır veya karaciğer ve böbreğe geçip aktif şekilde kullanılır.

D vitamini ihtiyacının %90’ı güneş ışınları vasıtasıyla deri tarafından karşılanır. Cildin ürettiği D vitamini depolanır ve kışın yeterli güneş alınamayan durumlarda depodan kullanılır. Günde 10-15 dakika güneş ışınlarının dik geldiği öğlen saatlerinde güneşlenmek D vitamini sentezi için yeterlidir. Güneş ışınlarının içerdiği faydalı ultraviyole ışınları cam ve plastikten geçemez. Bu sebeple güneş direkt olarak deri üzerine düşmelidir. Günlük D vitamini ihtiyacının yetişkinlerde (0-50 yaş arası) 200 IU civarındadır ve 10-15 dakika güneşlenmek yaklaşık 3000 IU D vitamini üretimi sağlayabilir. Yaz ayları boyunca 3 hafta güneşlenmenin dahi 6 aylık D vitamini gereksinimini karşılayabileceğini gösterilmiştir.

D vitamininin diğer %10’luk kısmı ise besinler ile sağlanır. D vitamininden zengin besinler karaciğer, yağlı balıklar ve yumurta sarısıdır. Güneş ışınları ile deride sentez olmaksızın, sadece besinler ile günlük D vitamini gereksinmesi karşılanamaz.

D vitamini vücütta aktif olarak kullanılabilmesi için güneş ışınına ihtiyaç duyan ve özellikle çocuklarda büyüme için mutlaka yeterli miktarda alınması gereken bir vitamindir. Ayrıca, bağırsaktan emilimi için mutlaka yağa gereksinim vardır.

D VİTAMİNİ ETKİLERİ

D vitamini, ince barsaklardan kalsiyumun emilmesini ve kemik yapımında kullanılmasını düzenler. Eksikliğinde bir çok organda bozukluk oluşmasına rağmen en dramatik etki kemiklerde görülür. Kemik sertleşmesi (mineralizasyonu) bozulur ve büyüme çağındaki çocuklarda raşitizim (rikets), yetişkinlerde osteomalazi olarak adlandırılan kemiğin yumuşaması ve osteoporoza neden olur. Kemik yapımındaki bu bozukluk çocukta boy kısalığı, kemik eğrilikleri ve ağrılarına yol açar. Ayrıca, çocuklarda diş çıkması gecikir.

D vitamini eksikliğinin vücutdaki etkileri konusunda son yıllarda birçok çalışma yapılmıştır. Genel zararlı etkiler arasında: insülin direnci oluşmasına katkı sağlaması, diabet, kalp-damar hastalığı riskini yükseltmesi ve şeker düşmesi sorununa yol açması sayılabilir. Ayrıca, meme, rahim, barsak kanserleri gibi kanserlerin daha sık görülmesi ile Parkinson ve multiple skleroz hastalığına yakalanma riskini artırdığı gösteren çalışmalar da vardır.

D vitamininin yararlı etkilerinin en önemlisi bağışıklığı koruyup güçlendirmesidir. Son yıllarda kalbin pompalama gücü üzerine de olumlu etkilerinin olduğu gösterilmiştir.

Sigara, aşırı çay ve kahve tüketenlerde D vitamini yetmezliği ve kemik erimesi eğilimi daha fazla görülür. Ayrıca aşırı zayıflama isteği ile yapılan kontrolsüz diyetler D vitamini eksikliğine yol açar. Vücutta D vitamini yetersiz olduğunda kemiklerden kalsiyum çeker ve bu da paratroid hormonun (PTH) kanda yükselmesine neden olur.

Nadiren görülen D vitamini fazlalığı, kalsiyum yüksekliğine ve böbreklerde kalsiyum çökmesine neden olur. Kan kalsiyum düzeyinin yükselmesi, ayrıca iştahsızlık, halsizlik, kabızlık, reflü gibi bulgulara neden olmaktadır.

D VİTAMİNİ HANGİ BESİNLERDE BULUNUR?

D vitamini sıklıkla Somon, Uskumru gibi yağlı balıklarda bulunur. Bazı besinlerin içerdiği D vitamini değerleri Uluslararası ünite (IU) olarak Tabloda verilmiştir.

 

 

Günlük ortalama D vitamini ihtiyacı:

  • 0-50 yaş arası 200 IU;
  • 51-70 yaş arası 400 IU iken,
  • 70 yaş üstünde 600 IU civarındadır.

LABORATUVAR TETKİKLERİ

Birçok hastalıkta D vitamini seviyesi etkilenebilir. Vü­cuttaki D vitamini seviyesi kan tahlili yaparak belirle­nir. Kan D vitamini değerinin, sağlıklı bireylerde 30ng/ml’nin üstünde olması gereklidir. Eksikliğinde doktorunuzu düzenleyeceği ilaç tedavisi ile normal bir D vitamini düzeyi sağlar.

 

FARMAKOGENETİK DNA PANELİ

Tedavinize en uygun ilacın seçimi, Optimal dozun belirlenmesi, Tedavide etkinliğin artırılması, İlaç yan etki risklerinin azaltılması için…

Kişiye Özel Tedavi ve Farmakogenetik Testler

Klasik ilaç tedavi yöntemleriyle her ilacın herbireyde farklı tedavi sonuçları ve farklı yan etkiler oluşturabilmesi hepimizin bildiği ve yaşadığı bir gerçektir.

Birey olarak her birimizin genetik yapısı ve dolayısı ile ilaçlara vereceğimiz yanıt parmak izimiz gibi farklıdır. Bugün Genetik ve Tıp  biliminin geldiği noktada artık her bireyin kişisel genetik yapısı ve ilaçlara vereceği  farklı yanıtları rutin olarak ölçebilmekteyiz.

İlaç- gen Testi, diğer adıyla Farmakogenetik Testler, her bireyin kendi genetik profilinin analizi ile kendisine en uygun ilaçların ve en uygun dozların seçimini, birlikte kullanılan ilaçların da etkileşimini belirlemekte ve kişiye özel bir tedavi mümkün olmaktadır.

Farmakogenetik Testler ile sizin genetik yapınıza ve metabolizmanıza uymayacak  ilaçların kullanılması, etkisiz sonuçlar, zaman kayıpları ve olası yan etki riskleri de önlenebilmektedir.

Dünyada klasik ilaç seçimi ve tedavi yöntemleri yanında Farmakogenetik Testleri de düzenli kullanmaya başlayan merkezler ve hekimlerin oranı henüz  yaklaşık %2’dir ve laboratuvarımız bu öncü merkezlerden birisidir. Hekiminiz, Farmakogenetik Test sonuçlarınızla birlikte, yaşınız, kullandığınız ilaçlar, diğer sağlık verileriniz ve yaşam şeklinizi de değerlendirerek sizin için en uygun ‘kişiye özel tedavi’ seçimini yapacaktır.

Amerika Birleşik Devletleri’nde sağlık otoritesi FDA ve Avrupa’da sağlık otoritesi EMA en sık kullanılan ve ülkemizde de bulunan yüzlerce ilacın prospektüsünde Farmakogenetik bilgi ve özel uyarılar bulunmasını zorunlu kılmaktadır.

Bu ilaçlarla tedaviye başlanırken kişinin genotipine özel doz ayarlaması, klinik yanıt varyasyonları ve yan etki risklerinin belirlenebilmesi için Farmakogenetik test yapılması istenmektedir.

Her hastayı aynı doz ilaç ile tedavi etmek yerine, farmakogenetik test ile belirlenmiş, kişiye özel doz ile tedavi yapıldığında tedavi etkinliği artmakta, yan etki sıklığı azalmaktadır.

“Farmakogenetik DNA Paneli, Avrupa Farmakogenetik Derneği Başkanı Prof. Dr. Ron van Schaik tarafından Rotterdam’da Erasmus Üniversitesi’nde kurulan laboratuvarda yapılmaktadır.”

Test uygulaması kolay ve hızlıdır;

  1. Ağız içinden / yanaktan küçük bir fırça ile epitel örneği alınır. Bu yöntemde İğne uygulaması ve kan örneği yoktur.
  2. Alınan örnek özel bir koruyucu içeren kitine yerleştirilir.
  3. Güvenlik barkodları ile korumaya alınır ve uygun şartlarda laboratuvara iletilir.
  4. Kişisel Genetik konsültasyon içeren sonuç kısa bir sürede hekiminize ve size gönderilir.

PROSTAT KANSERİNDE ProPSA

Prostat kanseri Batı toplumlarında erkeklerde en sık görülen kanser türüdür. Kanser ölümlerinde ikinci sırayı almaktadır.

PSA (Prostat Spesifik Antijen) prostat kanseri tanısında en yaygın kullanılan tümör belirtecidir. Bununla beraber PSA prostat kanseri için tek başına tanı koydurucu bir test degildir; 1O ng/mL’nin altındaki değerlerde hastalığı saptamadaki duyarlılığının düşük olması sakınca yaratmaktadır.

PSA değeri, kanser dışında prostat bezinin iyi huylu büyümesi ve iltihabında artar. Aynı zamanda, uzun süreli bisiklete binme, idrar sondası uygulaması veya rektal muayene gibi ürolojik prosedürlerde prostat bezinin fiziksel olarak etkilenmesine bağlı olarak değerler artabilir.

Total PSA değeri 4-1O ng/mL arasında olan hastalarda PSA’nın özgüllüğünü artırmak için kullanılan parametrelerden günümüzde en sık kullanılanı serbest PSA’nın total PSA’ya oranıdır. Bu oranın düşük olması kanser lehine değerlendirilirken yüksek olması kanser dışı nedenleri akla getirmektedir. Ancak yine de bazı düzeylerde iyi huylu – kötü huylu ayrımında yeterli olmamaktadır.

Son yıllarda bu alanda yapılan çalışmalar, hem yüksek oranda prostat kanserini yakalayan hem de gereksiz biopsi oranını azaltabilen ideal bir tümör belirleyicisini bulmaya yönelik olmuştur. Bu konuda yapılmış pek çok çalışma sonucunda saptanan belirteç proPSA (p2PSA)’dır. Klinik araştırmalardan elde edilen bulgular da prostat kanserini belirleyici tanıda proPSA‘nın diger PSA parametrelerine göre daha yüksek hassasiyete sahip olduğunu göstermektedir.

Ayrıca yapılan çalışmalar proPSA düzeyinin kanserin klinik önemi, patolojik evresi, tümör hacmi ve tümör sınıfı ile de ilişkili olduğunu göstermektedir.

ProPSA’nın yüksek duyarlılıkla geliştirilen analiz yöntemi ile birlikte PSA ve serbest PSA değerinin matematiksel kombinasyonu şeklinde değerlendirilmesi sonucunda phi (prostate health index) geliştirilmiştir; phi, prostat kanseri olasılığını gösteren önemli bir belirteçtir. Yüksek phi değerlerinin yüksek kanser olasılığı ile ilişkili olduğu belirtilmektedir.

Sonuç olarak proPSA, PSA değeri 2-1O ng/mL aralığında, yani gri alanda olan erkeklerde, prostat kanseri ile prostat büyümesi arasında daha üstün bir ayırım sağlamaktadır.