2026 Ebola Virüsü Salgını

Dünya Sağlık Örgütü Neden Uluslararası Halk Sağlığı Acil Durumu İlan Etti?

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 17 Mayıs 2026 tarihinde Demokratik Kongo Cumhuriyeti (DKC) ve Uganda’da görülen Ebola salgınını “Uluslararası Halk Sağlığı Acil Durumu” (Public Health Emergency of International Concern – PHEIC) olarak değerlendirdi. Bu karar, Uluslararası Sağlık Tüzüğü kapsamında alınabilen en önemli küresel halk sağlığı uyarılarından biri olarak kabul edilmektedir.

Salgına, Ebola virüsünün daha ender görülen türlerinden biri olan Bundibugyo ebolavirüsü neden olmaktadır. Mevcut salgın, yalnızca vaka sayıları nedeniyle değil; sınır ötesi yayılım riski, etkilenen bölgelerin sosyoekonomik koşulları ve bu virüs türüne yönelik onaylı aşı veya özgül tedavinin bulunmaması nedeniyle de dikkat çekmektedir.

Salgın Nasıl Başladı?

DSÖ kayıtlarına göre ilk alarm, Mayıs 2026’nın başında DKC ‘nin Ituri eyaletinde, nedeni bilinmeyen ve yüksek ölüm oranıyla seyreden bir hastalık kümesinin bildirilmesiyle verildi. Yapılan incelemeler sonucunda hastalığın Bundibugyo ebolavirüsüne bağlı Ebola hastalığı olduğu doğrulandı. Ardından Uganda’da, DKC kaynaklı vakalar saptandı ve böylece salgın uluslararası boyut kazandı.

DSÖ Neden Acil Durum İlan Etti?

DSÖ’nün değerlendirmesine göre salgın, yalnızca mevcut vaka sayıları nedeniyle değil; sınır aşan yayılım riski, sağlık sistemleri üzerindeki baskı ve Bundibugyo ebolavirüsüne karşı onaylı aşı veya özgül tedavi bulunmaması nedeniyle uluslararası düzeyde dikkat gerektirmektedir.

Bu kapsamda Dünya Sağlık Örgütü ve Afrika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (Africa CDC), 5 Haziran 2026 tarihinde kıta genelinde uygulanacak ortak bir hazırlık ve müdahale planı başlatmıştır. Yaklaşık 518 milyon ABD doları bütçe hedefiyle hazırlanan bu plan, yalnızca DKC ve Uganda’yı değil, risk altındaki diğer Afrika ülkelerini de kapsamaktadır. Haziran-Kasım 2026 dönemini kapsayan plan;

  • Salgının kontrol altına alınmasını
  • Yeni vakaların erken tespit edilmesini
  • Risk altındaki ülkelerin hazırlık kapasitesinin güçlendirilmesini
  • Acil durum koordinasyonunu
  • Epidemiyolojik sürveyansı
  • Laboratuvar kapasitesinin artırılmasını
  • Enfeksiyon önleme ve kontrol uygulamalarını
  • Klinik hasta yönetimini
  • Toplum katılımı ve risk iletişimini
  • Sınır ötesi iş birliğini
  • Araştırma ve lojistik faaliyetleri gibi temel alanlarda çalışmalar yürütülmesini hedeflemektedir.

Özellikle sınır bölgelerinde insan hareketliliğinin yoğun olması nedeniyle ülkeler arası koordinasyonun artırılması ve giriş noktalarında halk sağlığı önlemlerinin güçlendirilmesi planın öncelikleri arasında yer almaktadır.

Bundibugyo Ebolavirüsü Nedir?

Bundibugyo ebolavirüsü, Ebola hastalığına neden olabilen virüs türlerinden biridir. İlk kez 2007 yılında Uganda’nın Bundibugyo bölgesinde tanımlanmıştır.

Ebola virüsünün en sık bilinen türü Zaire ebolavirüsüdür, Bundibugyo ebolavirüsü ise daha nadir görülmektedir. Bu durumun önemi,  Zaire türüne karşı geliştirilen aşıların ve bu virüse yönelik onaylanmış özgül antiviral tedavi seçeneklerinin Bundibugyo ebolavirüsü türü için onaylı olmamasıdır.

Ebola Virüsü Nasıl Bulaşır?

Bundibugyo ebolavirüsü ; enfekte kişilerin kan, vücut sıvıları veya bu materyallerle kontamine olmuş yüzeylere doğrudan temas sonucunda bulaşmaktadır.

Virüs;

  • Kan,
  • Kusmuk,
  • İdrar,
  • Dışkı,
  • Tükürük,
  • Ter,
  • Anne sütü gibi vücut sıvılarında bulunabilmektedir.

Ebola, COVID-19 gibi hava yoluyla kolay yayılan bir enfeksiyon değildir. Bulaş için genellikle enfekte kişi veya enfekte materyallerle doğrudan temas gerekmektedir. Bu nedenle erken tanı, temaslı takibi ve enfeksiyon kontrol önlemleri salgın yönetiminde kritik öneme sahiptir.

Eğer riskli bir çoğrafi bölgede bulunuyor veya sehayat etmeyi planlıyorsanız korunma açısından:

  • Riskli bölgelerde hasta kişilerle, onların eşyalarıyla veya vücut sıvılarıyla temastan kaçınılması,
  • El hijyenine titizlikle dikkat edilmesi,
  • Hasta ya da ölü yabani hayvanlarla (yarasa, maymun vb.) temas edilmemesi önemlidir.

Belirtiler Nelerdir?

Ebola hastalığında görülebilen belirtiler şunlardır:

  • Ateş
  • Halsizlik
  • Kas ağrıları
  • Baş ağrısı
  • Kusma
  • İshal
  • Karın ağrısı
  • Kanama bulguları

Belirtiler genellikle enfeksiyondan sonraki birkaç gün içerisinde ortaya çıkar ve bazı hastalarda ağır seyir gösterebilir.

Son 21 gün içinde salgın bölgesine seyahat öyküsüyle birlikte, ateş, halsizlik, kas ağrısı, kusma, ishal, kanama veya ağır genel durum bozukluğu varsa hemen bir sağlık kuruluşuna başvurulmalı, seyahat ve temas öyküsü baştan mutlaka sizi ilk gören sağlık çalışanına bildirilmelidir.

Güncel Durum

Salgınla mücadele çalışmaları sürerken DSÖ ve Africa CDC, mevcut yanıt kapasitesinin artırılması amacıyla ortak bir hazırlık ve müdahale planını uygulamaya koymuştur. Haziran 2026 itibarıyla etkilenen ülkelerde sürveyans, temaslı takibi, laboratuvar tanısı ve hasta yönetimi faaliyetleri yoğun şekilde devam etmektedir. Risk altındaki komşu ülkelerde de erken uyarı ve hazırlık sistemleri güçlendirilmektedir.

DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, salgının hızlı ilerlediğini ancak güçlü uluslararası iş birliği, toplum katılımı ve sürdürülebilir finansman ile kontrol altına alınabileceğini vurgulamıştır.

Sonuç

2026 Ebola salgını, yalnızca etken virüsün özellikleri nedeniyle değil; sınır ötesi yayılım riski, mevcut aşı ve tedavi seçeneklerinin sınırlı olması ve sağlık sistemleri üzerindeki etkileri nedeniyle küresel sağlık otoritelerinin yakın takibindedir.

Dünya Sağlık Örgütü ve Afrika CDC tarafından başlatılan ortak müdahale planı, salgının kontrol altına alınmasının yanı sıra Afrika ülkelerinin gelecekteki salgınlara hazırlık kapasitesinin güçlendirilmesini de hedeflemektedir. Bu yaklaşım, yalnızca mevcut salgına yönelik değil, aynı zamanda halk sağlığı sistemlerinin dayanıklılığını artırmayı amaçlayan uzun vadeli bir stratejinin parçası olarak değerlendirilmektedir.

 


Popüler Bülten

Hantavirüs Nedir? Son Günlerde Neden Yeniden Gündemde?

Son günlerde Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) yaptığı açıklamalar sonrası hantavirüs yeniden gündeme geldi. Özellikle Atlantik Okyanusu’nda seyreden bir tur gemisinde görülen vakalar ve bildirilen ölümler, dünya genelinde dikkat çekti.

Dünya Sağlık Örgütü’nün 4 Mayıs 2026 tarihli güncellemesine göre, gemide görülen vakalarda bazı kişilerde ağır solunum yetmezliği geliştiği, şu ana kadar doğrulanan ve şüpheli vakalar arasında ölümler olduğu bildirildi. Yetkililer, olayın uluslararası düzeyde takip edildiğini ve temaslı kişilerin izlendiğini açıkladı.

Peki hantavirüs tam olarak nedir?

Hantavirüs; çoğunlukla fare ve diğer kemirgenlerde bulunan, insanlara nadiren bulaşan bir virüs grubudur. İnsanlara genellikle enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya salyasıyla temas sonucu bulaşır. Özellikle uzun süre kapalı kalmış alanların temizlenmesi sırasında havaya karışan partiküllerin solunması risk oluşturabilir.

Belirtiler çoğu zaman ilk etapta grip benzeri başlayabilir:

  • Ateş
  • Halsizlik
  • Kas ağrısı
  • Baş ağrısı
  • Bulantı
  • Karın ağrısı

Bazı hastalarda ise tablo ilerleyerek ciddi solunum problemlerine dönüşebilir. DSÖ’ne göre Amerika kıtasında görülen bazı hantavirüs türleri “Hantavirus Kardiyopulmoner Sendromu” adı verilen ağır bir tabloya neden olabilmektedir.

Son günlerde gündemde olan olayda dikkat çeken nokta ise “Andes virüsü” adı verilen özel bir hantavirüs türünün değerlendirilmesi oldu. Çünkü bu tür, bilinen hantavirüsler arasında sınırlı da olsa insandan insana bulaş gösterebildiği bilinen tek tür olarak tanımlanıyor. Ancak DSÖ, bu bulaşın yalnızca yakın ve uzun süreli temaslarda görüldüğünü, COVID-19 benzeri hızlı ve yaygın bir bulaş modeli beklenmediğini özellikle vurguluyor.

Uzmanlara göre korunmada en önemli yaklaşım:
✔ Kemirgenlerle teması azaltmak
✔ Kapalı alanları temizlerken dikkatli olmak
✔ Fare dışkısı bulunan alanları süpürmek yerine önce nemlendirmek
✔ El hijyenine dikkat etmek
✔ Kapalı ve havasız alanları havalandırmak olarak sıralanıyor.

Şu an için sağlık otoriteleri tarafından genel toplum riski düşük olarak değerlendirilse de, hantavirüsün bulaş yolları ve belirtileri konusunda farkındalık oluşturulması önem taşıyor.

 Hantavirüs Nasıl Tanı Alır?

Hantavirüs enfeksiyonlarında erken dönemde görülen belirtiler çoğu zaman grip benzeri olduğu için tanı koymak her zaman kolay olmayabilir. Bu nedenle hastanın belirtileri kadar; bulunduğu ortam, kemirgen teması öyküsü ve seyahat bilgileri de önem taşır.

Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre hantavirüs tanısında klinik bulgular, laboratuvar testleri ve temas öyküsü birlikte değerlendirilir.

Tanıda kullanılabilen yöntemler arasında:

▫️ Antikor testleri

▫️ PCR temelli moleküler testler

▫️ Kan sayımı ve biyokimyasal değerlendirmeler yer alabilir.

DSÖ, özellikle hastalığın erken döneminde tanının zor olabileceğini; bazı laboratuvar bulgularının ise hekimler için yol gösterici olabileceğini belirtmektedir.


Popüler Bülten

Yeni COVID-19 Varyantı BA.3.2: Bağışıklıktan Kaçış Potansiyeli ve İzlem Gerekliliği

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) tarafından yayımlanan güncel verilere göre, COVID-19 pandemisinin başlangıcından bu yana SARS-CoV-2 virüsü sürekli kendini değiştirmeye  devam etmektedir. Özellikle spike proteininde meydana gelen mutasyonlar, yeni varyantların ortaya çıkmasına ve bu varyantların bulaşıcılık ile bağışıklık yanıtı üzerindeki etkilerinin değişmesine neden olabilmektedir.

Son dönemde dikkat çeken varyantlardan biri olan BA.3.2, genetik özellikleri ve bağışıklıktan kaçış potansiyeli ile bilimsel çalışmaların odağı haline gelmiştir.

BA.3.2 Varyantı Nedir?

BA.3.2, Omicron alt varyantlarından türeyen bir SARS-CoV-2 soyudur. Yayınlanan epidemiyolojik veriler, bu varyantın zaman içinde farklı alt varyantlara ayrılarak evrimini sürdürdüğünü göstermektedir.

2025 yılı itibarıyla farklı ülkelerde tespit edilmeye başlanan varyant, 2026 yılı başı itibarıyla birden fazla bölgede izlenmektedir.

Küresel Yayılım ve Güncel Durum

Uluslararası sürveyans verileri, BA.3.2 varyantının bazı bölgelerde belirli dönemlerde artış gösterebildiğini ortaya koymaktadır.

Ayrıca bağımsız araştırma ve raporlar, bu varyantın ABD dahil olmak üzere çok sayıda ülkede tespit edildiğini ve farklı izlem yöntemleriyle (klinik örnekler, seyahat taramaları ve atık su analizleri gibi) takip edildiğini bildirmektedir.

Bununla birlikte mevcut veriler, varyantın henüz küresel ölçekte baskın hale gelmediğini göstermektedir.

Bağışıklıktan Kaçış (Immune Escape) Ne Anlama Geliyor?

Laboratuvar ve epidemiyolojik veriler, BA.3.2 varyantının spike proteininde yer alan mutasyonlar nedeniyle bağışıklık sistemi ile etkileşiminin farklılaşabileceğini göstermektedir.

Bu durum, daha önce geçirilen enfeksiyonlara karşı gelişen antikor yanıtının etkisinde azalma ve aşı ile oluşan bağışıklığın nötralizasyon kapasitesinde değişiklik ile ilişkilendirilmektedir.

Çalışmalar, bu varyantın mevcut antikorlar tarafından nötralize edilme düzeyinde farklılıklar olabileceğini ortaya koymaktadır. Ancak bu bulguların klinik şiddet üzerindeki etkisi henüz netlik kazanmamıştır.

Erken Tespit: Neden Önemli?

Günümüzde yeni varyantların izlenmesi, çok katmanlı bir sürveyans yaklaşımı ile gerçekleştirilmektedir.

Bu kapsamda:

  • Klinik örneklerin genomik analizleri
  • Uluslararası veri paylaşım platformları
  • Seyahat kaynaklı taramalar
  • Atık su izleme sistemleri birlikte değerlendirilerek varyantların dolaşımı izlenmektedir.

Bu yöntemler sayesinde yeni varyantlar, geniş çaplı klinik artışlar görülmeden önce tespit edilebilmektedir.

Genel Değerlendirme

Mevcut veriler, BA.3.2 varyantının:

  • Bağışıklıktan kaçış potansiyeline sahip olabileceğini
  • Farklı coğrafyalarda tespit edildiğini
  • Ancak henüz baskın varyant haline gelmediğini göstermektedir.

Bu durum, SARS-CoV-2’nin evrimsel sürecinin devam ettiğini ve varyantların yakından izlenmesinin önemini ortaya koymaktadır.

Tanı Testleri

Mevcut SARS-CoV-2 PCR testleri, yeni varyantların saptanmasında kullanılabilmektedir.

Laboratuvarımızda kullanılan Solunum Yolu Enfeksiyonları Moleküler Paneli; SARS-CoV-2 de dahil bir çok virüs bakterinin PCR yöntemiyle analizine olanak tanıyarak, özellikle mevsimsel enfeksiyonların sık görüldüğü dönemlerde ayırıcı tanıya katkı sağlar.

Sonuç

Yeni varyantların ortaya çıkışı, dinamik bir halk sağlığı sürecinin parçasıdır.

Bu nedenle genomik sürveyansın sürdürülmesi, elde edilen verilerin düzenli olarak değerlendirilmesi ve bilimsel gelişmelerin yakından takip edilmesi, olası risklerin erken dönemde yönetilmesi açısından kritik önem taşımaktadır.

Referans

Early Detection and Surveillance of the SARS-CoV-2 Variant BA.3.2 — Worldwide, November 2024–February 2026, CDC, Weekly / March 19, 2026 / 75(10);130–137

 

Popüler Bülten

Gıda İntoleransı Testi

2025-2026 Sezonu Grip Vakalarında Erken Başlangıç ve H3N2 Baskınlığı

Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC), 20 Kasım 2025 tarihli “Risk Değerlendirme raporunda, 2025–2026 sezonu için Avrupa’da influenza vakalarının “olağan dışı biçimde” erken başladığını; bu erken artışın büyük ölçüde İnfluenza A(H3N2) alt soy K suşuna bağlı olduğunu bildirmiştir.

 

Rapora göre, A(H3N2) son birkaç sezonda baskın suş olmadığından, nüfusta bu suşa karşı bağışıklık düzeyinin düşük olabileceği ve  özellikle bu alt suş baskın olduğunda, hastalık yükünün artmasına yol açabileceği öngörülmüştür. (1)

 

Birleşik Krallık Sağlık Güvenlik Ajansı’nın (UKHSA) 2025 sonbaharında yayınladığı raporda, Britanya’da sezonun başından itibaren vakaların büyük kısmının A(H3N2) alt soy K suşuna ait olduğu; yeni suşun laboratuvar testlerinde aşı suşuna karşı “azalmış antikor tepkisi” gösterdiği belirtilmektedir.

Buna rağmen, erken dönemde acil servis başvuruları ve hastane yatışlarına dayanılarak yapılan değerlendirmelerde, aşının çocuklarda ve ergenlerde hâlâ % 72–75, yetişkinlerde ise % 30–40 oranında hastalık şiddetini azalttığı bildirilmektedir. (2)

 

Referanslar;

1) https://www.ecdc.europa.eu/en/publications-data/threat-assessment-brief-assessing-risk-influenza-november-2025

2) https://researchportal.ukhsa.gov.uk/en/publications/early-influenza-virus-characterisation-and-vaccine-effectiveness-/

 

Popüler Bülten

Alzheimer Hastalığı Nedir?

Alzheimer hastalığı, beyinde beta-amiloid plakları ve tau protein yumakları adı verilen anormal yapıların birikmesi sonucu nöronların (sinir hücrelerinin) hasar görmesi ve ölümüyle ortaya çıkan ilerleyici bir beyin hastalığıdır. Bu süreç, hafıza, dil, karar verme, problem çözme gibi bilişsel işlevlerin giderek bozulmasına neden olur.

Hastalık zamanla beyin dokusunun küçülmesine (beyin atrofisi) yol açar ve son aşamada kişi, en temel yaşam ihtiyaçlarını bile karşılayamaz hale gelir. Alzheimer, demansın en yaygın nedenidir; ancak her demanslı hastada Alzheimer yoktur. Demans, bir hastalık değil, belirtiler grubudur. Alzheimer ise bu belirtilerin altında yatan spesifik bir hastalıktır.

Alzheimer Belirtileri Nelerdir?

Alzheimer belirtileri genellikle yavaş başlar ve zamanla şiddetlenir. Erken fark edilmesi, tedavi sürecini olumlu etkileyebilir. Alzheimer testi öncesi dikkat edilmesi gereken belirtiler:

  1. Yeni Öğrenilen Bilgileri Unutma

Alzheimer’ın en erken belirtisi, yakın zamanda öğrenilen bilgileri hatırlayamamaktır. Kişiler, yeni tanıştıkları insanların ismini, yakın tarihte yapılan konuşmaları veya randevuları unutabilir.

  1. Günlük Rutinlerde Zorlanma

Daha önce kolaylıkla yaptığı işlerde (giyinme, yemek pişirme, fatura ödeme) zorlanmaya başlamak, bilişsel işlevlerin etkilendiğinin bir işaretidir.

  1. Konuşmada Zorluk

Doğru kelimeyi bulamama, cümle kurarken takılma, aynı şeyleri tekrar etme gibi konuşma bozuklukları görülebilir. Bu durum, Alzheimer testi sırasında özellikle dikkatle değerlendirilir.

  1. Yer ve Zaman Kavramını Kaybetme

Hastalar, hangi gün, ay veya mevsimde olduklarını unutabilir. Daha önce defalarca gittikleri yerlerde bile kaybolabilirler.

  1. Eşyaları Yerine Koyma ve Unutma

Anahtar, cüzdan gibi eşyaları alışılmadık yerlere koymak ve sonra nerede olduğunu hatırlayamamak, Alzheimer’ın erken belirtilerindendir.

  1. Planlama ve Organizasyonda Zorlanma

Basit bir alışveriş listesi yapmak veya bir yemek tarifini takip etmek gibi görevlerde bile zorlanma yaşanabilir.

  1. Ruh Hali ve Davranış Değişiklikleri

Kaygı, depresyon, sinirlilik, sosyal çekinme, hatta agresif davranışlar ortaya çıkabilir.

İleri Evre Alzheimer Belirtileri

Hastalık ilerledikçe belirtiler daha şiddetli hale gelir:

  • Aile bireylerini tanıyamama
  • Temel ihtiyaçlarını karşılayamama
  • İletişim kuramama
  • Yürüyememe, oturamama
  • İdrar kaçırma
  • Kilo kaybı ve yeme güçlüğü

Son evrede bağışıklık sistemi zayıflar ve hastalar zatürre, üriner sistem enfeksiyonları gibi komplikasyonlara karşı çok savunmasız hale gelir. Bu nedenle, Alzheimer testi ile erken teşhis, bakım sürecini planlamada büyük fark yaratır.

 

Alzheimer Tanısında Kan Biyobelirteçleri

PTau 217 ve pTau 231 Proteinleri

Amiloid birikimi gibi Alzheimer hastalığına özgü beyin değişiklikleri ortaya çıktığında, kanda bazı proteinlerin düzeyi artar. Özellikle p-Tau217, p-Tau231 ve Neurofilament Light (NFL) isimli proteinler, plazma örneklerinde ölçülebilir. Hafif bilişsel bozukluğu olan bireylerde yapılan araştırmalarda, bu p-Tau proteinlerinin Alzheimer hastalığını belirleme başarıları karşılaştırılmıştır. p-Tau217 ve p-Tau231, Alzheimer’da görülen beta-amiloid plakları ve tau protein düğümleri ile ilişkilidir. BOS ölçümlerini yakından yansıtması, amiloid ve amiloid PET görüntülemeleriyle yüksek uyum göstermesi, plazmada p-Tau 217 düzeylerinin klinik karar süreçlerinde önemli bir belirteç olarak öne çıkmasını sağlamaktadır. Ayrıca p-Tau 217’nin yeni onaylanan anti-amiloid tedavisi gören hastaların izlenmesinde kullanılması düşünülmektedir. Araştırmalar, p-Tau 231 belirtecinin bilişsel gerileme başlamadan önce ortaya çıkabildiğini ve Alzheimer ile ilişkili beyindeki amiloid birikimi hakkında bilgi verebileceğini göstermektedir. Bu nedenle erken dönemde değerlendirmede önemli bir potansiyele sahiptir.

Bu proteinlerin kanda, serumda ya da plazmada erkenden saptanabiliyor olması, beyinle ilgili bir sorunun çok erken fark edilmesini sağlayabilir. Beyninde anormal beta-amiloid birikimi olan kişilerde, kandaki p-Tau217 düzeylerinin zamanla arttığı gösterilmiştir. Bu artış, aynı zamanda beyin hacminde küçülme ve bilişsel gerileme ile de ilişkilidir. Bu nedenle p-Tau217, Alzheimer hastalığını biyolojik olarak tanımlamakta kullanılan önemli bir biyobelirteçtir. Ayrıca, yeni onaylanan anti-amiloid tedavilerinin etkinliğini izlemek amacıyla da kullanılabilir.

Nörofilament Light (NFL) Kan Testi

Nörofilament Light (NfL) proteini, sinir hücreleri zarar gördüğünde ilk olarak beyin omurilik sıvısına, ardından kana karışan bir yapısal proteindir. Bu özelliği sayesinde kandaki NfL düzeyleri, beyin ve sinir sistemi sağlığı hakkında önemli ipuçları verir. Araştırmalar, Alzheimer, Parkinson’a bağlı demans, vasküler demans ve frontotemporal demans gibi nörodejeneratif hastalıklarda NFL seviyelerinin sağlıklı bireylere kıyasla belirgin şekilde arttığını göstermektedir.

Alzheimer Testi Hangi Durumlarda Önerilir?

Bu ileri teknoloji kan testi özellikle şu durumlarda değerlidir:

  • Bilinç bulanıklığı ve hafıza bozukluğu olan bireylerde, özellikle erken evrede Alzheimer şüphesi varsa
  • Alzheimer’ın diğer demans türlerinden ayrımında
  • PET veya lomber ponksiyon gibi invaziv (girişimsel) testlerin yerine daha az invaziv bir test tercih ediliyorsa
  • Nörodejeneratif hastalıkların ilerleme sürecinin değerlendirilmesinde Alzheimer Testi kullanılabilir.

Alzheimer Kan Testinde p-Tau 217 ve p-Tau231 Yüksekliği Ne Anlama Gelir?

Alzheimer kan testinde p-tau 217 veya p-tau 181 seviyesinin yüksek olması, aşağıdaki durumları işaret edebilir:

  • Alzheimer hastalığı patolojisinin başlamış olması
  • Beyinde tau yumaklarının artmış olması
  • Bilişsel düşüşün ilerlemesi olasılığı
  • PET taramasında amiloid birikimi ile korele olması

SIK SORULAN SORULAR

Alzheimer kan testi için nasıl örnek verebilirim?

Biruni Laboratuvarının 17 şubesinden size en yakın olanı seçerek kan örneğinizi verebilirsiniz. Evinizde ya da ofisinizde örnek vermek isterseniz Mobil Sağlık Hizmeti’ni kullanabilirsiniz.

Test öncesi aç olmak gerekir mi?

Hayır, Alzheimer kan testi için aç kalmanıza gerek yoktur. p-Tau217, p-Tau231 ve NFL gibi biyobelirteçlerin kandaki düzeyleri açlık-tokluk durumundan etkilenmez. Testi günün herhangi bir saatinde, tok karnına da yaptırabilirsiniz.

Testten önce ilaçlarımı kesmeli miyim?

Çoğu durumda ilaçları kesmek gerekmez. Ancak düzenli kullandığınız ilaçlar varsa, özellikle sinir sistemi, bağışıklık sistemi veya hormonlar üzerinde etkili ilaçlar kullanıyorsanız, bu durumu test öncesinde doktorunuza bildirmeniz önemlidir. Gerekiyorsa testin zamanlaması buna göre planlanabilir. 

Alzheimer testi pozitif çıkarsa ne yapmalıyım?

Test sonucunda Alzheimer ile ilişkilendirilen biyobelirteçlerde yükseklik saptanması, beyinde patolojik değişiklikler olabileceğine işaret eder. Bu, kesin tanı anlamına gelmez. Sonuçlar bir nöroloji uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Eğer risk yüksekse, detaylı nörolojik değerlendirme, görüntüleme yöntemleri ve gerekirse diğer testlerle süreç netleştirilir. Unutulmamalıdır ki erken tanı, hastalığın seyrini yavaşlatma ve yaşam kalitesini artırma açısından çok kıymetlidir.

Testin sonuçları ne kadar sürede çıkar?

Kan örneği alındıktan sonra testin sonuçları yaklaşık 2 hafta içerisinde çıkmaktadır.

 

Popüler Bülten

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (CYBH)

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar (CYBH), dünya genelinde genital sistem ve üreme sağlığı üzerinde ciddi etkileri olan enfeksiyonlardır.

Bu hastalıkların kontrol altına alınması, hem bireysel olarak hem de toplum sağlığı açısından büyük önem taşır. Ancak, kişisel korunma yöntemleri hakkındaki bilgi eksikliği ve yanlış inanışlar, enfeksiyonların yayılmasına ve sosyal sorunlara yol açabilir. Bu nedenle, erken teşhis ve tedavi için laboratuvar testlerinin kullanılması hayati öneme sahiptir.

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar Nedir?

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar, çoğunlukla korunmasız cinsel temasla bulaşan enfeksiyonlardır. Kadınların anatomik yapılarının farklılığından ötürü CYBH etkenleri ile enfekte olma riskleri daha fazladır. Cinsel temasla bulaşan enfeksiyon etkenleri, nadiren de olsa kan nakli, ameliyat, diş tedavileri gibi cerrahi girişimler sırasında bulaşabilir ya da gebelikte anneden bebeğe geçebilir.

Dünya Sağlık Örgütü’nün 2023 yılında yaptığı bilgi güncellemesine göre, yeryüzünde hergün 1 milyondan fazla kişi cinsel yolla bulaşan hastalığa yakalanmaktadır ve bu kişilerin çoğunda herhangi bir belirti görülmemektedir. CYBH’lar her zaman belirti vermeyebilir. Tamamen sağlıklı görünen ve bir enfeksiyonu olduğunu bile bilmeyen kişilerden cinsel yolla bulaşan hastalık kapmak mümkün olabilir. AIDS etkeni HIV virüs enfeksiyonunda kişi uzun yıllar hiç şikayeti olmadan yaşar ve bu esnada cinsel yolla etkeni bulaştırabilir. Keza cinsel yolla bulaşabilen Hepatit B ve Hepatit C virüsünü taşıyanların büyük bölümünde herhangi bir yakınma gözlenmez. Bu durum hastalığın fark edilmeden yayılmasına yol açmaktadır. Tahminen her yıl 374 milyon yeni infeksiyon oluşmaktadır.

Cinsel Yolla Bulaşan Yaygın Görülen Enfeksiyon Etkenleri Ve Sebep Olduğu Belirtiler

Klamidya trakomatis

Cinsel yolla bulaşan bu enfeksiyon, tedavi edilmezse özellikle kadınlarda kısırlık gibi ciddi sonuçlar yaratabilir. Aynı zamanda doğum sırasında anneden bebeğe geçebilir. Hem erkeklerde hem de kadınlarda görülebilen bu enfeksiyon, çoğu zaman kadınlarda belirti vermeden ilerler ve bu da enfeksiyonun fark edilmeden partnerlere bulaşmasına yol açabilir.

Neisseria bel soğukluğu

Halk arasında bel soğukluğu olarak bilinen gonore, erkeklerde ve kadınlarda kötü kokulu beyaz akıntıya ve idrar yaparken ağrıya sebep olur. Enfekte kadınların büyük bir kısmında herhangi yakınmaya yol açmaz. Belirti göstermese bile enfekte bireylerin ve partnerlerinin tedavi edilmesi gerekir.

 Mycoplasma genitalium/insan

Laboratuvar ortamında “Multipleks PCR” yöntemi dışında tespit edilmesi oldukça zor olan bu bakteri, genital bölgede ciddi inflamatuvar durumlara yol açabilir.

Ureaplasma urealyticum/küçük

Kadın ve erkeklerde normal genital flora içinde bulunabilir. Ancak bazı türleri, üretrit, kısırlık, erken doğum ve ölü doğum gibi ciddi durumlara neden olabilir.

Trikomonas vajinalis

Kadınlarda vajinal, erkeklerde ise üretral enfeksiyonlara neden olur ve cinsel yolla bulaşır.

Gardnerella vajinalis

Vajinitin yaygın nedenlerinden biri olan bu bakteri, kirli beyaz renkli, kötü kokulu akıntıya, kaşıntıya, yanmaya ve cinsel ilişki sırasında ağrıya yol açar.

Herpes Simplex Virüs Tip 1

Genellikle ağızda uçuk ve yaralara neden olurken, nadiren de olsa genital bölgede de enfeksiyona yol açabilir. Enfeksiyon sonucu oluşan veziküller veya içeriğindeki sıvılar, öpüşme, cinsel temas ve dokunma gibi yollarla başkalarına bulaşabilir.

Herpes Simplex Virüs Tip 2

Genital bölgede oluşan ağrılı yaraların en yaygın sebebidir. Bu virüs, cinsel temas sonrasında 2-20 gün arasında belirtilerini gösterir ve cinsel ilişki sırasında ağrıya neden olabilir.

Treponema soluk

Sifiliz (frengi) hastalığına yol açan bu bakteri, cinsel temasla bulaşabildiği gibi kan transfüzyonu ile de geçebilir. Ayrıca, hamilelik veya doğum sırasında anneden bebeğe bulaşma riski taşır.

Candida albicans

Kadınlarda sık görülen bu vajinal mantar enfeksiyonu, yanma, kaşıntı, yoğun beyaz akıntı, sık idrara çıkma ve cinsel ilişki sırasında ağrı gibi belirtilerle ortaya çıkar.

Ayrıca HPV (Human Papilloma Virüs), HBV( Hepatit B), HCV (Hepatit C) ve HIV(İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virüsü) kansere zemin hazırlayan CYBH etkenleridir. HPV kadınlarda serviks kanseri, HBV ve HCV karaciğer kanseri HIV enfeksiyonu ise kaposi sarkomu ve beyin lenfoması nedeni olabilir.

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıkların Önlenmesi

Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmak mümkündür. Tek eşliliğe yönelmek, doğru kullanıldığında kondom kullanmak HIV dahil olmak üzere birçok CYBH’ye karşı etkili koruma sağlar.

Hepatit B ve HPV için güvenli ve etkili aşılar mevcuttur. Bu aşılar, özellikle genç bireylerde bu enfeksiyonların yayılmasını önlemede önemli bir rol oynar.

Özellikle gençler ve risk gruplarında bilgilendirme ve farkındalık eğitimleri yapmak, cinsel yolla bulaşan hastalıkların yayılmasını önlemede kritik bir öneme sahiptir.

Korunma yöntemlerine rağmen, cinsel yolla bulaşan bir enfeksiyona maruz kalma riski her zaman mevcuttur. Erken teşhis ve hızlı tedavi büyük önem taşır. Erken teşhis, tedavi sürecini daha etkili hale getirmekle kalmaz, hastalığın yayılmasını önlemeye de yarar. Bu noktada, enfeksiyon etkeninin çeşitli laboratuvar testleri ile tespit edilmesi kritik bir rol oynar.

Genital Panel Testi ve Erken Teşhis

Cinsel yolla bulaşan enfeksiyon etkenlerinin en sık karşılaşılanlarını içeren ve bu mikroorganizmaların tek bir hasta örneğinde tespit edilmesine yarayan Genital Panel testinde PCR yöntemi kullanılır. Bu sayede, enfeksiyonun kaynağı hızlı bir şekilde belirlenir ve uygun tedaviye başlanabilir.

Genital Panel Testi Nasıl Yapılır?

Erkeklerde, sabah ilk idrar veya son iki saatte idrar çıkmadan alınmış idrar örneği veya üretral sürüntü, kadınlarda servikal sürüntü örneği gereklidir.

Örnek alımı sırasında dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, sürüntü örneklerinin özel transport besiyerine konularak laboratuvara ulaştırılmasıdır. Özel transport besiyeri şubelerimizden temin edilebilir.

Doğru ve hızlı bir tanı, enfeksiyonun tedavisine en kısa sürede başlanmasını sağlar ve hastalığın yayılmasını önler.

Genital Panel Test İçeriği

✔ Klamidya trakomatis

✓ Neisseria bel soğukluğu

✓ Mycoplasma genitalium

✓ Mikoplazma hominis

✔ Trikomonas vajinalis

✔ Ureaplasma parvum

✔ Ureaplasma urealyticum

✔ Gardnerella vajinalis

✔ Herpes simpleks virüsü 1

✔ Herpes simpleks virüsü 2

✔ Treponema soluk

✓ Candida albicans

Popüler Bülten

ISAC TESTİ – Moleküler Alerji Paneli

ALERJİ NEDİR?

Alerji, herhangi bir maddeye karşı gösterilen aşırı vücut reaksiyonu olarak adlandırılır. Alerjisi olan kişiler genellikle birden fazla etkene karşı hassasiyet göstermektedirler. Bu etkenler; polenler, akarlar, ev tozları, küf mantarları, çeşitli gıdalar ve böcek sokmaları olabilir.

ALERJİ BELİRTİLERİ NELERDİR?

Alerjik etkene karşı ortaya çıkan bulgular, vücudun etkilendiği bölgeye göre farklılık gösterebilir. Örneğin polenler gibi solunum yolu ile vücuda giren alerjik maddeler genellikle burun, gözler ve boğazda alerjik bulgulara sebep olurlar. Gıda alerjileri ise genellikle mide ve bağırsak problemlerine ya da ürtikere neden olur. Bulgular çok hafif olabileceği gibi yaşamı tehdit eden anafilaktik reaksiyonlar gibi ağır da olabilir.

MOLEKÜLER ALERJİ TESTİ NEDİR?

Alerji tanısını üstün seviyeye taşıyan yeni bir yöntemdir. Ana alerjenin komponentlerine (bileşenlerine) olan duyarlılık ölçülür. Hastanın hangi komponente duyarlı olduğu net bir şekilde, moleküler seviyede belirlenir. Kişinin köpeğe alerjisi varsa, dişi köpek mi erkek köpek mi olduğu bu hassas değerlendirme sayesinde tespit edilebilir. Aynı komponenti içeren farklı alerjenleri de tek seferde tespit ederek çapraz reaksiyonlara bağlı bulguları açıklar.

ÇAPRAZ (BİRDEN FAZLA ALERJENE BAĞLI) REAKSİYON NEDİR?

Huş ağacı poleni ile ilişkili gıda alerjisi bu duruma örnek verilebilir. Huş ağacı polenindeki Bet v 1 komponentinin soya ve yer fıstığı ile benzer yapıya sahip olması, Huş ağacı polenine alerjik olan birinin soya ve yer fıstığına da alerjik olacağını gösterir. Bu sayede, çapraz reaksiyona bağlı semptomlar açıklanır ve hastanın yönetiminde risklerin belirlenmesine yardımcı olur.

IMMUNOCAP™ ISAC TESTİ

ImmunoCAP™ ISAC Testi, yenilikçi mikroarray teknolojisi (biyoçip) sayesinde alerjik reaksiyonları spesifik olarak ölçen bir moleküler alerji testidir. Tek bir kan alımı kullanarak, aynı veya farklı kaynaklarda bulunabilecek ve alerjilerin %90’ından fazlasına neden olabilecek 112 farklı alerjenik bileşeni inceler.

AVANTAJLARI NELERDİR?

  • Klinik olarak onaylanmış ve kanıtlanmıştır. Alerji tanısında altın standart olan Immunocap yöntemini kullanır
  • Birden fazla etkene alerjisi olan hastalarda net tanı sağlar.
  • Rutin alerji testlerinde pozitif sonuçları olan fakat test sonuçları ile klinik bulguları arasında net bir ilişki gözlenmeyen hastalarda tanı hatalarını önler.
  • Alerjene bağlı yapılacak aşılama tedavisi için doğru hastaları belirlemeye katkıda bulunur.
  • Çapraz reaksiyona bağlı şikayetleri açıklayarak aşılama tedavilerinde başarı oranını ciddi olarak arttırır.
  • Nedeni bilinmeyen anafilaksi geçmişi olan hastaların değerlendirilmesini sağlar.
  • Beklenmeyen duyarlılıkları saptar.
  • Her yaş için uygundur ve ilaç tedavilerinden etkilenmez.
  • Bütün bunlar hastanın yaşam kalitesinin artmasına yardımcı olurken, analizin ekonomik maliyeti, tek tek spesifik IgE’lerin analiz edilmesinden çok daha azdır.

KİMLERE ÖNERİLİR?

ISAC Testi, rinit, gözlerde sulanma, karın ağrısı, ishal, kurdeşen, hipotansiyon (düşük tansiyon) ve solunum güçlüğü gibi alerjik reaksiyona bağlı olabilecek bulguları olan herkes için önerilir. ISAC Testi, birden fazla etkene alerjisi olan hastalarda ve alerjinin birincil nedenini belirlemenin mümkün olmadığı tüm durumlarda yararlıdır.

 

 

Popüler Bülten

Alerji ile alakalı daha fazla bilgiye ulaşmak için lütfen tıklayınız. 

Adrenal Stres

Adrenal Stres , vücudun fiziksel ve psikolojik stres ile başa çıkma durumunun değerlendirilmesidir.

Kortizol, metabolizmanın birçok basamağında, özellikle protein, karbonhidrat ve yağ metabolizmasında rol alan, vücudun fiziksel ve psikolojik stres faktörlerine yanıt veren, inflamasyonu, kan şekerini ve kan basıncını kontrol eden, sinir sistemi, beyin fonksiyonları ve bağışıklık sistemi için önemli bir katabolizan hormondur.

DHEA ise kortizol ile birlikte çalışan ve protein, karbonhidrat ve yağların metabolizmasında rol oynayan, kan şekeri, kan basıncı, immün fonksiyon, kilo kontrolü ve hormon üretiminde önemli rol oynayan anabolizan bir hormondur. Bu iki hormonun dengede olması sağlık açısından önemlidir; hormonlardan birinin azlığı veya fazlalığı çeşitli hastalıklara neden olabilir.

Sağlıklı kişilerde, kortizol seviyeleri sabah pik yapar ve gün içinde azalarak saat 14.00-15.00 arasında en düşük seviyelerine iner, bu durum diurnal patern olarak adlandırılır. Kortizol düzeyleri sabah uyanmaya yakın artmaya başlar ve uyandıktan yaklaşık 30-45 dakika sonra hızlı bir pik yaparak ortalama kortizol artışının %50’sine ulaşır, bu durum Kortizol Uyanma Yanıtı (Cortisol Awakening Response – CAR) olarak tanımlanır. İnsomnia, uyku bozuklukları, hafıza kaybı, beyin sisi, konfüzyon, depresyon, anksiyete, yüksek kan şekeri, artmış insülin, tatlı yeme isteği, kilo alma (özellikle santral), yorgunluk, gastrointestinal disfonksiyon, sempatik yanıtın uzamasına bağlı yetersiz sindirim ve emilim, irritabilite, gece terlemeleri, hipertansiyon, bozulmuş immünite, düşük DHEA, progesteron, östrojen, testosteron (“kortizol kaçışı”, “pregnenolon kaçışı”) ve osteopeni/osteoporoz bu aksın disfonksiyonu nedeniyle ortaya çıkabilir.

Sistemik enfeksiyonlar, uykusuzluk gibi akut stres yaratan durumlar, alkolizm, hormon replasman tedavisi (HRT), oral kontraseptif kullanımı ve gebelik (artmış östrojen düzeyleri kortizol bağlayıcı globülin artışına neden olur), bazı ilaçlar (kortizon, antikonvülzanlar, amfetaminler), 5-HTP takviyesi tükürük kortizolünde artışa neden olabilir. Cushing sendromu, aşırı kafein tüketimi, hipertiroidizm ve örnek toplanmadan önce egzersiz yapılması HPA aksında disfonksiyona neden olabilir. Hipotalamopituitoadrenal (HPA) aks homeostazını bozan birçok hastalıkta kortizol paternleri bozulur. Depresyon, demans, post-travmatik stres bozukluğu (PTSB), kronik yorgunluk sendromu, diabetes mellitus, alkolizm, visseral adipozite, polikistik over, akut hastalıklar, sistemik hastalıklar ve multipl organ yetmezliği en belirgin örneklerdir.

Biruni Sağlıklı Yaşam Uzmanı

Biruni Sağlıklı Yaşam Laboratuvarı Danışmanı ve Klinik Biyokimya Uzmanı Dr. Süreyya Şahinoğlu, Adrenal Stres Profili’nin neleri analiz ettiğini ve bunun sağlığımız için önemini anlatıyor.

 

Popüler Bülten

Geçirgen Bağırsak