Mesane Kanseri Takibinde, Nükleer Matriks Protein 22 (NMP22) – 25.01.2018

MESANE KANSERİ TAKİBİNDE, NÜKLEER MATRİKS PROTEİN 22 (NMP22)
NMP, hücre çekirdeğinin önemli bir parçasıdır. Bu proteinler DNA replikasyonu, transkripsiyonu ile gen ekspresyon regülasyonunda önemli rol oynarlar. NMP22 (Nükleer Matriks Protein 22), nükleer bir mitotik protein ailesidir ve hücre replikasyonu sırasında kromatinin yeni oluşan hücrelere doğru biçimde dağıtılmasında rol oynar. NMP’lerin bazıları organa spesifiktir. Meme, kolon, kemik ve ürotelyumda kanser tipine özgün NMP’ler teşhis edilmiştir ve NMP22 ürotelyuma spesifiktir (1). Mesane tümör hücrelerinde,  normal mesane ürotelyumuna göre 25 kat fazla NMP22 seviyesi olduğu gösterilmiştir (2).

MESANE KANSERİ

ABD’de yapılan çalışmalarda mesane kanseri erkeklerde 4. sırada görülmekte ve kansere bağlı ölümler sıralamasında 8. sırada yer almaktadır (1).

Erkeklerde mesane kanserine daha sık rastlanmakta ve erkek kadın oranı 4:1’dir (2). Mesane tümörü olgularında ilk başvuruda en sık ağrısız hematüri yakınmasına rastlansa da sık ve yanmalı idrar, pelvik ağrı ve mesane çıkımı tıkanıklığına bağlı yakınmalar da olabilir. Mesane kanseri için bilinen risk faktörleri erkek cinsiyet, sigara kullanımı, arilaminler gibi mesleki karsinojenlere maruz kalma, iyonizan radyasyon ve fenasetin içeren analjeziklerin kullanımıdır.(6)

Yeni tanı konmuş mesane kanserlerinin çoğunluğunu (%75) kas dokusuna invaze olmamış mesane kanserleri oluştururken, geri kalan %25’inde Muskularis Propria invazyonu mevcuttur. Mesane kanserlerinin yaklaşık %90’ı ürotelyal kanserler oluştururken, %5 skuamöz hücreli kanserlere ve %1-2 oranında da adenokarsinomlara rastlanır (3).

Ürotelyal kanserler tedavi edildikten sonraki ilk 5 yıl içerisinde yaklaşık %70 oranında nüks ederken, bu değer 15. yılda % 90 düzeyine ulaşır (4, 5) ve nüksün erken tanısı cerrahinin başarı şansını artırmaktadır. Bu verilere göre, yüzeyel mesane tümörü tanısıyla tedavi edilen hastaların en az 15 yıl süreyle izlenmeleri gereklidir (7).

Sistoskopi yüzeyel mesane tümörlü hastaların izleminde nüks tanısı koymak için kullanılan standart yöntemdir ve birlikte kullanıldığında idrar sitolojisi ek katkı sağlayabilmektedir (8). Sistoskopide duyarlılığın %90 oranını aşmasına (9) karşın, bu invazif yöntemin özellikle tümörün rezeksiyonundan sonraki erken dönemlerde, karsinoma insitu’da (CIS) olduğu gibi küçük ve yama tarzında ya da ulaşılamayacak yerleşimlerdeki lezyonlara kesin tanı koydurması güçtür. Ayrıca yöntemin maliyeti ve hastaların yakınmalarına yol açan morbiditelerin olması da dikkate alınması gereken diğer konulardır (10).

Ağrısız hematüri yakınmasıyla başvuran hastalarda mesane tümörü tanısına yönelik yapılan standart tetkikler idrar sitolojisi, ultrasonografi, sistoskopi ve seçilmiş olgularda intravenöz pyelografi (İVP), batın bilgisayarlı tomografisi (BT) veya manyetik rezonans (MR) görüntülemedir. Bu tetkikler ardından doku tanısı elde etmek için mutlaka TUR-MT operasyonuna gereksinim duyulmaktadır. Günümüzde mesane tümörlerinin tanısında duyarlılığı ve özgüllüğü yüksek minimal invaziv yöntemler arayışı sürmektedir.

Mesane tümörlerinin saptanmasında sistoskopi standart yöntemdir ancak invaziv olması dolayısıyla, olası komplikasyon riskleri mevcuttur. İdrar sitolojisi, mesane tümörü tanısında standart olarak kullanılan bir non-invazif idrar belirtecidir. İdrar sitolojisinin kullanılabilirliği, idrara dökülen kanser hücresi ve bu hücrelerin patolog tarafından doğru tanımlanmasına bağlıdır. Sistoskopi ve sitolojinin olası handikapları dolayısıyla mesane kanser teşhis ve tedavi izleminde kullanılacak tümör belirteçleri üzerinde çalışmalar yapılmış ve rutin kullanıma alınmıştır.

NMP22

NMP22 mesane kanseri olan hastaların teşhis ve takibinde kullanılan tümör belirteçlerinden birisidir. İdrardaki NMP22’yi tespit etmek için kullanılan iki farklı NMP22 testi vardır. Orijinal NMP22 mesane kanseri testi, kantitatif, sandviç tip bir enzim immünoassay yöntemidir. İkinci test ise NMP22 bladderchek olup, bu test kalitatif NMP22 tespit eden antikor içerir. Her iki testin de FDA tarafından mesane tümörü takibinde kullanımı onaylanmıştır.

Aktif mesane tümörü olan hastaların idrarlarında tespit edilen ortalama NMP22 seviyesi mesane tümörü olmayanlara göre 5 kat fazladır (3). Piyüri, üriner sistem taş hastalığı, sistit ve yabancı cisim varlığında da yükselebilmektedir (4). Ayrıca; BTA Stat (Mesane tümör antijen), Hemastix (Hemoglobinüri dipstick), ImmunoCyt (immünofloresan antikor) gibi tümör belirteçleri de klinik olarak mesane kanseri olan hastalarını izleniminde kullanılmaktadır. Yafi ve arkadaşlarının mesane kanseri olan 109 hasta üzerinde yaptığı prospektif çalışmayla sitoloji ve mesane tümör belirteçlerinin ayrı ayrı veya birlikte kullanıldığında sensitivite ve spesifitelerini karşılaştırdığı çalışmaya ait sonuçlar aşağıdaki tablo (1,2) ve grafiklerde (1,2) görülmektedir (5).

 

NMP22, diğer tümör belirteçleriyle karşılaştırıldığında ve özellikle sitoloji ile birlikte kullanıldığında mesane kanserlerinde yüksek sensitivite ve spesifiteye sahiptir. Diğer tümör belirteçlerine göre maliyetinin düşük olması da bir diğer avantajıdır. Hastaların takibi ve nüksün erken saptanmasında non-invaziv ve maliyet etkini olan NMP22, geniş hasta gruplarının tedavi takibinde kullanılmak için ideal bir belirteçtir.

KAYNAKLAR

1. American Cancer Society. Cancer Facts and Figures 2009. Atlanta, GA: American Cancer Society; 2009. http://www.cancer.org.

2. Jemal A, Ward E, Hao Yve ark. Trends in the leading causes of death in the United States, 1970-2002. JAMA. 2005;294(10):1255- 1259.

3. Jamshidian, H., Kor, K., and Djalali, M. Urine concentration of nuclear matrix protein 22 for diagnosis of transitional cell carcinoma of bladder. Urol. J. 2008, 5, 243–247

4. Villicana, P., Whiting, B., Goodison, S., and Rosser, C.J. Urine-based assays for the detection of bladder cancer. Biomark. Med. 2009, 3, 265.

5. Faysal A.Yafi ve ark. Prospective analysis of sensitivity and specificity of urinary cytology and other urinary biomarkers for bladder cancer. Urologic Oncology:Seminars and Original Investigations 33(2015)66.e25–66.e31

6. Vlaovic P, Jewett MA. Cyclophosphamide-induced bladder cancer. Can J Urol. 1999;6(2):745-748.

7. Sarosdy MF, DeVere White RW, Soloway MS, et al: Results of a multi-center trial using the BTA test to monitor for and diagnose recurrent bladder cancer. J Urol. 154: 379-383, 1995.

8. Foresman WH, Messing EM: Bladder cancer. Natural history, tumor markers and early detection strategies. Sem Surg Oncol. 13: 299-306, 1997.

9. Walker L, Liston TGL, Loyd-Davies RW: Does flexible cystoscopy miss more tumors than rod-lens examination? Br J Urol. 72: 449-450, 1993.

10. Wright M, Jones D: Surveillance for Bladder Cancer: the Management of 4.8 million people. BJU Int. 85: 431-433,2000

KORONER KALP HASTALIĞININ RİSK FAKTÖRLERİ

Koroner Kalp Hastalığının risk faktörleri

  • Yaş
  • Ailesel yatkınlık
  • Sigara kullanımı
  • Hipertansiyon
  • Kolesterol yüksekliği
  • Düşük HDL-kolesterol düzeyi
  • Obezite
  • Diyabet
  • Hareketsiz yaşam tarzı

B12 VİTAMİN EKSİKLİĞİ

B12 Vitamini Eksikliğinde

  • Yorgunluk
  • Kalp çarpıntısı
  • Nefes darlığı
  • Baş ağrısı
  • Ağrılı, kırmızı dil
  • Görme de bulanıklık
  • Kilo kaybı
  • Sinir sistemi şikayetleri
  • Unutkanlık
  • Kulak çınlaması
  • El ve ayakta karıncalanma
  • Ağız içinde aft ülserleri

görülebilir.

Gıda İntoleransı – 19.01.2018

NEDENLERİ, SEMPTOMLARI VE TANISI

 

 

GIDA İNTOLERANSI (BESİN DUYARLILIĞI) NEDİR?

Gıda intoleransı, belirli gıdaların sindirimiyle gerçekleşen hipersensitivite reaksiyonu olarak tanımlanmaktadır. IgE salınımı ile ilgili olmadığı gibi bir alerji hastalığı da değildir. Karmaşık şekilde seyreden besin etkileri ilk olarak günlük yaşamımızı etkiler. Bir grup “açıklanamaz” gibi görünen semptomlara yol açar. Bu semptomların nedenlerini saptamak çoğunlukla klinisyenler için güçlük yaratır, yakınmalar daha çok “zihinsel” olarak değerlendirilir.

Gıda intoleransı, yenilen ya da içilen bir gıdaya karşı immun sistemin değil, sindirim sisteminin verdiği bir cevaptır. Gıda maddelerinin içerisinde o gıdayı oluşturan binlerce doğal madde ve bir miktar da dışarıdan eklenen gıda katkı maddeleri vardır. Bu maddeler bireyin sindirim sisteminde doğrudan doğruya irritasyona veya doku harabiyetine neden olabilir.

Yani, bu gıdaları tüketen bireylerin sindirim sistemlerine ait dokular bu maddelerin herhangi birinden zarar görebilir. Sindirim sırasında parçalanan gıda maddelerinin parçalanma ürünleri dokulara zarar veren toksik maddelere dönüşebilir. Ya da tam tersi, gıda maddelerinin sindirim sırasında parçalanmaması da o molekülün birikmesine ve zarar vermesine yol açabilir.

Gıda intoleransı çoğunlukla gıda alerjisi ile karıştırılır. Ancak bu ikisinin birbirinden önemli farklılıkları vardır. Gıda intoleransı ile alerjinin bulgularını ve semptomlarını ayırmak birbirine benzerliğinden dolayı zor olabilir.

Gıda intoleransı ile gıda alerjisinin birbirinden ayırımı:

  • Gıda alerjileri immun sistemi tetikler, gıda intoleransının böyle bir etkisi yoktur. Bazı kişiler belirli gıdaları yedikten sonra hazımsızlık problemlerinden yakınır. Ancak bu kişilerde immun sistem reaktivasyonu olmaz, histamin yanıtı gelişmez.
  • Gıda alerjisinde, vücut bazı besinlerde bulunan alerjenlerle savaşmak için spesifik IgE antikorları üretir. Besinin sonraki tüketiminde, immun sistemde histamin salınımıyla bir immun yanıt başlar. Gıda intoleransı olan kişilerde ise belirli gıdalara karşı IgG4 yanıtının arttığı saptanmaktadır.
  • Gıda alerjisi reaksiyonları çok çeşitli ve belirgindir. Çoğunlukla döküntü, kaşıntı ya da solunum sistemi problemleri görülür. Bazen ölümcül reaksiyonlar dahi gelişebilir. Gıda intoleransı olan kişilerde semptomlar çoğu zaman belirsiz ve aynı zamanda çok çeşitlidir. Bireyler genellikle kendilerini hasta gibi hissetmekten, şişkinlikten ve sürekli yorgun olmaktan söz ederler. Yakınmalar migrenden öksürüğe, gaz sancısından mide ağrısına kadar değişkenlik gösterir.
  • Gıda alerjisinde bulgular rahatsız edici gıda içeriğinin alınmasından sonra saatler içinde ortaya çıkar. Saatlerce ya da günlerce sürebilir. Bazı vakalarda semptomların gelişmesi 48 saati bulabilir. Gıda intoleransında ortaya çıkan semptomlar, alerjik reaksiyonlara göre daha uzun sürede belirginleşir. Gıda intoleransından IgG4 aracılı gecikmiş Tip IV bağışık yanıt sorumludur.
  • IgG immunglobulin sınıfı, G1, G2, G3 ve G4 olmak üzere 4 alt sınıftan meydana gelir. İlk üç alt sınıfa mensup antikorlar opsonizasyonda rol alıp, kompleman aktivasyonunu başlatırken, diğerlerine kıyasla plazma düzeyi çok daha düşük olan IgG4 opsonizasyonda rol oynamaz ve kompleman sistemini aktive etmez. IgG4 etkisini ancak çok yüksek düzeylerde gösterir. Düşük düzeylerde herhangi bir etkisi görülmezken, RAST sınıflandırmasında 6 seviyesindeki yüksek plazma düzeylerinde histamin yanıtına yol açmakta ve böylece psödoalerjik semptomların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu nedenle gıda intoleransı testlerinde duyarlılık çok yüksek IgG4 düzeylerini saptayacak şekilde ayarlanmıştır.
  • Alerjik reaksiyonlarda, çok düşük dozlarda alınan gıdalara karşı bile reaksiyon gelişebilir. Oysaki gıda intoleransında az miktarlarda alınan gıdalarda çok belirgin etkiler görülmez. İntolerans gelişimi gıdanın miktarı arttıkça yakınmaların şiddeti artar.
  • Bazı kişilerin çok sayıda gıdaya intoleransı olduğundan aslında gıda intoleransına dayalı yakınmalar hekimler tarafından kronik hastalık gibi değerlendirilebilir.
  • Gıda intoleransı, gıda allerjisinden çok daha fazla sayıda kişiyi etkilemektedir.

Gıda intoleransının sık rastlanan semptomları şunlardır:

  • Şişkinlik
  • Migren
  • Baş ağrısı
  • Öksürük
  • Burun akıntısı
  • Keyifsizlik
  • Yorgunluk
  • Sinirlilik
  • Bulantı
  • Mide ağrısı
  • İshal
  • Ürtiker

 

Gıda İntoleransının Nedenleri:

  1. Enzim eksikliği
    Enzimler gıdaları tam olarak sindirmek için gereklidir. Eğer bazı enzimler eksikse ya da enzim aktiviteleri yetersizse uygun sindirim yapılamayabilir. Vücuda zararlı etkiler ortaya çıkabilir. Örneğin laktoz intoleransı olan kişilerde yeterli laktaz enzimi yoktur. Süt ürünlerinin içeriğinde bulunan laktozun tam olarak absorbsiyonu mümkün olmaz. Küçük porsiyonlarla alındığında başlangıçta fark edilmeyen rahatsızlıklar, kullanımı devam ettikçe spazm, karın ağrısı, gaz ve diyareye sebep olabilir.
  2. Kimyasal nedenler
    Bazı gıda ve içeceklerdeki belirli kimyasallar intoleransa sebep olabilir. Peynir içeriğindeki aminler, kahvedeki kafein gibi… Bazı kişiler bu kimyasallara daha hassastır.
  3. Gıda zehirlenmesi-toksinler
    Bazı gıdalar doğal olarak içerdiği kimyasallar yüzünden toksik etki yaratarak, bulantı, kusma ve diyare yapabilirler. Örneğin iyi pişirilmemiş fasulye aflatoksin içeriği sebebiyle sindirim problemleri yaratabilir.
  4. Histamin içeren gıdalar
    Balık gibi bazı gıdalar uygun koşullarda saklanmadığı takdirde, çürümeye bağlı olarak histamin birikimine neden olabilir. Pek çok insan doğal olarak gelişen bu histamin birikimine özellikle duyarlıdır. Bu kişilerde raş, abdominal ağrı, diyare, bulantı ve kusma gelişebilir. Bazen semptomlar anaflaksiye kadar ilerleyebilir.
  5. Salisilat içeren gıdalar
    Pek çok gıdada salisilat bulunmaktadır. Salisilat derivatları özellikle bitkilerde bakteri, mantar, parazit ve diğer hastalıklara karşı korunmak için doğal olarak bulunur. Bazı gıdalara da koruyucu katkılarından dolayı eklenir. Pek çok insan salisilat içeren gıdaları herhangi bir yan etki olmadan tüketebilmektedir. Salisilat intoleransı olan kişilerde yüksek dozlarda bu tür gıdalar alındığında çeşitli yakınmalar gelişebilir.
  6. Gıda katkı maddeleri
    Gıdalardaki katkı maddesi içerikleri giderek arttığından, katkı maddesi intoleransı son 30 yılda dikkat çekici bir problem haline dönüşmektedir. Katkı maddeleri gıdaların lezzetini arttırır, görüntüsünü güzelleştirir ve raf ömrünü uzatır. Gıda endüstrisinde binlerce katkı maddesi kullanılmaktadır.

Nitratlar: Kaşıntı ve ciltte raş sebebi olabilir. İşlenmiş etler genellikle çok miktarda nitrat içerir.
MSG (Monosodyum glutamat): Lezzet arttırıcı olarak kullanılır. Baş ağrısı yaptığı bilinmektedir.
Sülfitler: Gıda koruyucu ve güçlendirici olarak kullanılır. Çoğunlukla şaraplarda kullanılır.

Gıda intoleransı tanısı nasıl konulur?

En sık kullanılan yöntem gıdalara karşı gösterilen reaksiyonları günlük olarak not etmektir.

Bir diğer yöntem “Eliminasyon Diyeti”dir. Bir kişinin hassasiyet yarattığını düşündüğü bir gıdayı uzun süre tüketmediğinde şikayetleri azalıyor, yeniden tükettiğinde aynı şikayetleri tekrarlıyorsa, bu veriler üzerinden o gıdaya hassasiyeti olduğu saptanabilir. Ancak bu yöntemler uzun süreli ve sonuçları belirsiz olan yöntemlerdir.

Bir başka yöntem de gıda maddeleri içeriğine karşı gelişen IgG4 yanıtını araştırmaktır. Biruni Laboratuvarı’nda gıda intoleransı tanısına katkıda bulunmak amacıyla 280 çeşit gıda içeriğine karşı gelişen IgG4 yanıtı enzim immunoassay (EIA) yöntemi ile kantitatif olarak saptanmaktadır. İntolerans saptanan gıdanın diyetten uzaklaştırılması, semptomların giderilmesinde en iyi tedavi yöntemidir ve IgG4 düzeyi de diyetin düzenlenmesini takiben düşmektedir. Artmış serum spesifik IgG4 düzeyleri; çölyak, dermatit, atopik egzema, artmış bağırsak geçirgenliği ve inflamatuar bağırsak hastalıklarında da (IBD) bildirilmiştir.

Beslenme nasıl ayarlanır?

Bağışıklık sisteminin kendilerine karşı reaksiyon verdiği gıda bileşenleri her yeni karşılaşmada yeni antikor yapımını uyarırlar. Bu durum sadece hissedilir şikayetlere neden olmakla kalmayıp, aynı zamanda genel stres anlamında tüm organizma için de yük oluşturur. Bunların sonucunda savunma mekanizmalarının devreye girmesiyle bağırsak mukozasında artmış geçirgenliği oluşturan değişiklikler meydana gelir.

Bu stres oluşturan faktörlerin bertaraf edilmesi, başka bir deyişle tolere edilemeyen besin öğelerinden vazgeçilmesi veya bunların sınırlı alımı tedavi başarısının anahtarıdır. İlgili antijene ne şiddette bir reaksiyon verildiği beslenmenin rejimini biçimlendirecektir.

Test edilen her besin bileşenine verilen bireysel reaksiyon şiddeti 1 ile 6 derece arasında sınıflandırılarak ifade edilmektedir. Bu sınıflandırmaya göre bulgular, grafiklendirilerek raporlanmaktadır. Bu grafikler bir bakışta bağışıklık sisteminin hangi besinlere karşı ne şiddette reaksiyon verdiğini gösterir. Bu rapordan hangi besinlere yönelmek veya hangi besinlerden uzak durmak gerektiği görülebilir.

Reaksiyon Şiddetinin Sınıflandırılması

Sınıf 0

Negatif sonuç veren alerjeni ifade etmektir. A kategorisinde olan bu besinler, kendilerine karşı başka bir nedene bağlı intolerans yoksa rahatlıkla tüketilebilirler.

Sınıf 1-2

Düşük antikor reaksiyonlu besinler B kategorisindedir. Başka bir nedene bağlı intolerans yoksa rahatlıkla tüketilebilirler. Ancak, bu besinlerle tek yönlü beslenmemeye dikkat edilmeli, mümkünse çeşitlendirerek tüketilmelidirler.

Sınıf 3-4

Belirgin antikor reaksiyonu olan bu C kategorisindeki besinler en az 4 gün aralıklarla tüketilmelidirler. Örneğin bu besinler Pazartesi günü yenmişse, en erken Cuma günü tekrar tüketilmelidirler. Bu sınıfta özel bir durum vardır: Yüksek antijenik potansiyellerinden dolayı süt, buğday, kabuklu yemişler, soya fasulyesi, balıklar ve kabuklu deniz ürünleri sınıf 3 şiddetinde olsalar dahi aşağıdaki sınıf 5-6 statüsünde bulunan D kategorisindeki besinler gibi değerlendirilmelidirler.

Sınıf 5-6

Şiddetli belirgin reaksiyona neden olan D kategorisindeki besinler tüketilmemelidirler. Bu besinlere karşı diyet gereklidir ve her birinden semptomlara göre en az 1 yıl süre ile uzak durulmalıdır.

Tüm sindirim sistemi yakınmalarının yanı sıra açıklanamayan, klasik tanı yöntemleri ile saptanamayan ve kronik hastalık olarak tanımlanan semptomlarda, gıda intoleransı testi gereksiz tetkik ve yanlış tedavileri önleyerek, hastanın doğru tanı ve tedavisini sağlayacaktır.

HELİCOBACTER PYLORİ NEDİR?

Helicobacter pylori nedir?

Helicobacter pylori, mide yüzeyinin kronik iltihabına ve ülserlerine yol açan bir bakteridir.

Mide duvarına tutunarak inflamasyona yol açabilir.

Toplumda H. pylori taşıyıcılığı; gelişmiş ülkelerde %10 – 50, gelişmekte olan ülkelerde ise %80 civarındadır.

Genellikle çocukluk döneminde vücuda alınan H. pylori uzun yıllar sonra hastalık bulguları vererek ortaya çıkabilmektedir.

BİRUNİ LABORATUVARI AİLESİ OLARAK SEVDİKLERİNİZLE BİRLİKTE SAĞLIKLI VE MUTLU YILLAR DİLERİZ

Biruni Laboratuvarı ailesi olarak sevdiklerinizle birlikte sağlıklı ve mutlu yıllar dileriz.

BALIK TÜKETİMİNİN FAYDALARI

Balık tüketiminin faydaları

Balığın faydaları nelerdir?

  • İçeriğinde A, D, E, B2, B12, B3 ve kalsiyum, selenyum, folik asit ve fosfor barındırıyor.
  • Protein bakımından zengindir.
  • Kan basıncının düşürülmesinde etkilidir.
  • Beyin fonksiyonlarını geliştirir.
  • Ritim düzensizliğini önler.
  • Alzheimer’ı önlemeye yardımcı olur.
  • Kolesterolün dengelenmesini sağlar.

HAMİLELİK DİYABETİ RİSKİNE KARŞI TARAMA TESTİ YAPTIRMAYI İHMAL ETMEYİN

Hamilelik Diyabeti riskine karşı tarama testi yaptırmayı ihmal etmeyin.

ÜLSERATİF KOLİT BELİRTİLERİ NELERDİR?

Ülseratif kolit belirtileri nelerdir?

  • Karın ağrısı – Kramp şeklinde olabilir, genellikle sol taraftadır.
  • İshal – Bağırsağın içini örten tabaka daha fazla iltihaplı ve yaralı duruma geldikçe, barsak, kolondan geçen atık maddelerdeki suyu emme yetisini kaybeder ve bu ishale neden olur.
  • Kanlı ve mukuslu dışkı – Hasar gören, yaralanmış örtü tabakası, bol miktarda mukus ve kan üretebilir, bu da dışkı ile atılır.

Kolit Panelimizdeki Testler

  • ASCA IgA
  • ASCA IgG
  • c-ANCA
  • p-ANCA
  • CA 19-9
  • CEA
  • Kalprotektin

MECİDİYEKÖY ŞUBEMİZ, GAYRETTEPE YILDIZ POSTA CADDESİ NO:26’DA SİZLERE HİZMET VERMEYE BAŞLAMIŞTIR

Mecidiyeköy şubemiz, Gayrettepe Yıldız Posta Caddesi No: 26’da sizlere hizmet vermeye başlamıştır.