23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN.

Biruni Laboratuvarı 444 1 864

MİKROBİYOTA

İnsan vücudu, çoğunluğunu bakterilerin oluşturduğu mantar, virüs ve diğer tek hücrelileri içeren çeşitli mikroorganizmaları barındırır. Bakteriler ve diğer mikroorganizmalar genellikle hastalık yapıcı etkileriyle bilinmektedir. Ancak, hastalık yapıcı etkisi olmayıp, bizler için yararlı olan bakteriler de vardır. Bizler bu yararlı bakterilerle uyumlu, dengeli bir yaşam sürdürebiliriz. Yeter ki yararlı bakteriler kaybolup yerlerini zararlı, hastalık yapıcı bakterilere terk etmesinler.

Vücudumuzu paylaştığımız mikroorganizmaların oluşturduğu topluluğun tümüne Mikrobiyota, bu topluluğun toplam gen yapısı ve etkileştiği çevrenin hepsine birden de Mikrobiyom adı verilir. Birlikte yaşadığımız Mikrobiyota, insan hücrelerinden on kat fazla sayıda mikroorganizma ve insan genomundan yüz elli kat fazla sayıda gen içerir.

İnsan mikrobiyotası deri, üreme organları, solunum ve en çok da bağırsak sisteminde yerleşmiştir. Bağırsaklarımız geniş yüzey alanı ve mikroorganizmalar için zengin besin maddeleri içermesi sebebiyle vücudumuzdaki en yoğun ve en çeşitli mikroorganizma topluluğunu barındırmaktadır. Sağlıklı bireylerde çok sayı ve çeşitte mikroorganizma içeren mikrobiyota, doğumdan hemen sonra doğal yollardan yerleşerek oluşmaya başlar. Beslenme, genetik yapı, yaş ve yaşanılan coğrafik bölgeye göre değişiklik gösterir.

Bağırsak mikrobiyotası fizyolojik, metabolik ve bağışıklık sistemimiz üzerinde oldukça karmaşık ve aktif görevler üstlenmektedir. Bağırsak bakterileri tarafından gerçekleştirilen birçok kimyasal reaksiyon önemli rol oynar. Bu sayede insanın kendi başına sindiremediği bileşikler bakteriler tarafından sindirilir.

Bu durum bizlerin daha geniş yelpazedeki gıdalardan faydalanmamıza olanak sağlamaktadır. Bağırsak mikrobiyotası bağışıklık sisteminin oluşması, gelişmesi için de önemlidir. Gelişen bağışıklık sistemi yararlı ve zararlı bakterileri birbirinden ayırt etmeyi öğrenir. Yararlı bakterilere tolerans gösterirken hastalık oluşturanlara karşı savunma yanıtı verir. Bağırsak bakteri florasının ideal yapısı sağlıklı yaşamın ana unsurlarındandır. Bağırsak mikrobiyotasının uyku düzenini, ruh halini ve diğer bazı davranışları etkileyebileceği yönünde göstergeler mevcuttur. Yukarıda sayılan nedenlerle bağırsak mikrobiyotası günümüzde yeni bir ‘metabolik organ’ olarak tanımlanmaktadır.

 

 

Yararlı Bağırsak Bakterileri

  • Ortamı asitli hale getirerek, hastalık yapıcı zararlı bakterilerin çoğalmasına, bağırsak mukozasında enflamasyon oluşumuna, bağırsaklardan kana toksik ürünlerin geçmesine ve böylelikle hastalıkların oluşumuna engel olurlar.
  • Ürettikleri enzimleri aracılığı ile sindirilemeyen karbonhidratların parçalanıp emilmelerine yardımcı olurlar. Fermente olan karbonhidratlar kısa zincirli yağ asitlerine dönüşürler. Bunlar da enerji kaynağı olarak kullanılır. Kalsiyum, magnezyum ve demir emilimi artar. Bağırsak hareketlerinin uygun gerçekleşmesi sağlanmış olur.
  • B1, B2, B6, B12 ve K vitaminlerinin üretim ve emilimine katkıda bulunurlar.
  • Bağırsak mukozası yakınında yer alan lenf dokularını uyararak bağışıklık sisteminin erken gelişiminde ve hayat boyu işleyişinde rol oynarlar. Bağışıklık sisteminin yalnızca hastalık yapan mikroorganizmalara cevap vermesini sağlarlar.

 

Bağırsak Mikrobiyotası Değişir Mi?

Bakteriler bebek doğar doğmaz sindirim sistemine yerleşir. İlk yerleşen bakteriler bağışıklık sistemi tarafından tanınır. Dolayısıyla ilk yerleşen bakteriler, kişinin hayatı boyunca var olacak bağırsak bakteri florasının içeriğini belirler. Bebeklerde doğum şekli, beslenme şekli, genetik faktörler mikrobiyatayı etkiler. Kronik sindirim sistemi hastalıkları, infeksiyonlar ve antibiyotik kullanımı sonrası bağırsak mikrobiyota içeriği değişir. Bağırsaktaki sağlıklı, yararlı mikroorganizma dengesinin zararlı mikroorganizmalar lehine değişmesi, ideal dengenin bozulması çok sayıda akut ve kronik hastalıkla ilişkilendirilmiştir. Bu nedenle dışkıda mikrobiyota analizi yapılarak kişinin mevcut durumunun belirlenmesi önemlidir.

 

Bozulmuş Bağırsak Mikrobiyotası İle İlişkilendirilen Hastalıklar

Diyabet, Obezite, Metabolik sendrom

Alerjik hastalıklar (Rinit,Astım,Atopik egzema)

Fonksiyonel bağırsak hastalıkları (irritabl bağırsak sendromu, infantil kolik)

Enflamatuar bağırsak hastalığı, Nekrotizan kolit

Otizm, Depresyon, Anksiyete bozukluğu

Romatoid artrit, Alkolik olmayan karaciğer hastalığı

Kolon kanseri

 

Bağırsak Mikrobiyota İçeriği Nasıl Saptanır?

Her insanın farklı genetik yapısı olduğu gibi, farklı mikrobiyotası olabilir. Bakterilerin karakteristik özellikleri genlerinde kodlanmıştır. Bu sayede gelişmiş moleküler genetik analizler kullanılarak, bağırsak mikrobiyotasını oluşturan bakterilerin tanımlanması mümkün olabilmektedir. Dışkı örneğinde, yeni geliştirilmiş DNA sekanslama yöntemiyle bakteri genleri saptanarak bağırsak mikrobiyotası hakkın­da bilgi sahibi olmak mümkündür. Bu test için dışkı örneğinin, laboratuvarımızdan sağladığınız steril kap içerisine alınması ve hızlı bir şekilde laboratuvarımıza ulaştırılması gerekmektedir.

 

Bağırsak Mikrobiyota İçeriğinin Bilinmesinin Sağlığımıza Katkısı

Sağlıklı ve uzun yaşamın anahtarı sağlıklı bir bağırsak yapısıdır. O nedenle kişisel bağırsak mikrobiyota içeriğinin bilinmesinde sayısız yarar vardır. Bağırsakta hastalık oluşturabilen, zararlı mikroorganiz­maların daha yoğun olmaları durumunda mikrobiyotanın dengesi bozulmakta ve disbiyozis dediğimiz durum ortaya çıkmaktadır. Disbiyotik bir çevrede yabancı bakterilerin etkisi sonrası kontrolsüz bir iltihap süreci başlar. Bu da bir çok hastalığın gelişmesine zemin oluştu­rabilmektedir. Böyle bir durumda kişiye özel tavsiye ve tedavi yaklaşımları mümkün olmakta, artmış ya da azalmış bakterilerin varlığına göre diyet düzenlenmesi, uygun probiyotik (Bağırsak için yararlı, insan bünyesine dost bakteri hücreleri. Bunlar çeşitli gıdaların içersinde bulunabilir veya takviye preparatlar şeklinde verilir.) ve prebiyotikler (Yararlı, dost bakterileri beslemek gelişimlerini sağlamak amacıyla alınan özel besinler)’in kullanımı gibi çözümler önerilebilmektedir.

GRİBAL İNFEKSİYONLAR

İnfeksiyon Etkenleri
Grip / İnfluenza virüslerinin sebep olduğu burun, boğaz ve akciğerleri tutan üst solunum yolları infeksiyonudur. İnfluenza virüslerinin A, B ve C olmak üzere üç değişik tipi vardır. En sık rastlanılan etken İnfluenza A virüsüdür. Grip, hafif veya şiddetli boyutlarda seyreden ve ender olarak da ölümle sonuçlanabilen bir hastalıktır.

Domuz Gribi
İlk kez 2009 yılında, Meksika’da bir domuz çiftliğinde ortaya çıkarak tüm dünyaya hızla yayılan İnfluenza A: HİNİ tipi virüsüdür. İnsandan insana bulaşma hızla olmaktadır. Daha sonraki yıllarda mevsimsel grip etkeni virüsler grubuna dahil olmuştur.

Grip Nasıl Bulaşır?
Grip virüsü taşıyan kişilerin öksürük, hapşırık veya konuşmaları sırasında etrafa saçtıkları damlacıklarla hastalığın yayıldığı bilinmektedir. Virüsün bulaştığı yüzeylerle temas edilmesi de virüsün kişilere bulaşmasına neden olmaktadır. Virüs bulaştığı yüzeylerde 2-8 saat boyunca canlılığını koruyabilmektedir.

Kuluçka Süresi
Hastalık başlangıcında veya kişinin henüz hasta olduğunu fark etmediği süreçte virüsün bulaştırılması mümkündür. Belirtiler ortaya çıkmadan 1 gün öncesinde ve hastalandıktan sonraki 5-7 gün süresince bulaştırma riski devam eder. Özellikle çocukların ve bağışıklık sistemi zayıflamış olan kişilerin hastalığı bulaştırma süreleri daha uzun sürebilir.

 

 

Belirtileri
Grip virüsleri ile enfekte olan kişilerde aşağıdaki belirtilerin bir kısmı veya hepsi birden görülebilir. Ateş, üşüme ve titreme,
Öksürük,
Boğaz ağrısı,
Burun akıntısı veya tıkanıklığı,
Kas ve eklem ağrıları,
Baş ağrısı,
Yorgunluk, bitkinlik hali,
Çocuklarda daha yaygın görülmek üzere kusma ve ishal.

Grip Tanısı

Gribal infeksiyonlar çoğunlukla soğuk geçen kış aylarında görülmekle birlikte mevsim dışı zamanlarda da görülebilir. Gribal infeksiyonları sadece belirtilerine bakarak diğer solunum yolları infeksiyonlarından ayırt etmek pek kolay olmayabilir. Grip tanısı için laboratuvar testleri yapılır.

Burun veya boğaz salgısı örnekleri kullanılarak kısa sürede, hızlı sonuç alınan testler yapılmaktadır. Grip salgını dönemlerinde hızlı testlerin pozitif sonuç vermesi tanıyı çabuklaştırmaktadır. Ancak kesin tanıya varmak için daha hassas test yöntemleri de uygulanmaktadır.

Grip tanısında yukarıda sözü edilen testler için kan örneği gerekmemektedir.

Komplikasyonları

Kulak infeksiyonu, sinüs infeksiyonu, Vücudun su kaybı, Astım, diyabet, kalp yetmezliği gibi kronik hastalıkların daha ağır seyretmesi, Bakteriyel Zatürre (Pnömoni), Virüsün tipine ve kişin bağışıklık durumuna göre alt solunum yollarına yayılarak Zatürre’ye neden olabilir.

Kimler Yüksek Risk Altındadır?

Gribe bağlı ciddi sağlık komplikasyonları her yaştaki kişilerde ortaya çıkabilir,
65 yaş üstü kişiler,
Astım, diyabet veya kalp hastalığı gibi kronik hastalıkları olan kişiler,
Hamile kadınlar ve çocuklar.

 

Gripten Korunma Yöntemleri – Aşı

Birincil ve en önemli korunma yöntemi her yıl grip aşısı olmaktır. Günlük yaşamda diğer korunma yöntemleri ise hasta kişilerle yakın temasta olmamak, öksüren ve hapşıran kişilerden uzak durmak ve sık sık ellerin yıkanması.

Aşı Yapılmasında Sakınca Olan Kişiler

  • Ciddi yumurta alerjisi olanlar,
  • 6 aydan küçük bebekler,
  • 38 C° üzerinde ateşli infeksiyon hastalığı olanlar,
  • Daha önce yapılan grip aşısına şiddetli alerjik reaksiyon verenler.

Tedavi

Antiviral ilaçlar şikayetler başladıktan sonraki ilk 24-48 saat içerisinde kullanılmaya başlandığında etkili olabilmektedir, ilaç tedavisinin yanı sıra yatak istirahati, bol sıvı alınması ve hastanın odasının havalandırılması önemlidir. Antibiyotikler influenza virüslerine karşı etkili değildirler.